<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001</id><updated>2012-01-19T11:29:15.197-08:00</updated><category term='&quot;'/><title type='text'>Bahadır Karasu</title><subtitle type='html'>Independent Filmmaker</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>191</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7224749836386476035</id><published>2012-01-03T20:24:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T20:24:00.757-08:00</updated><title type='text'>Woody Allen ve Onun Sineması</title><content type='html'>&lt;div style="border: 4px solid #dadada; float: left; margin: 6px; overflow-x: hidden;"&gt;&lt;div style="min-height: 200px; overflow-x: hidden; padding: 4px; width: 200px;"&gt;&lt;img alt="" class="bbc_img" src="http://imgs.obviousmag.org/en/images/thumbs/2007/01/woody_allen_said_200x200.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Woody Allen, gerçek adıyla Allen Stewart Konigsberg, şu anda 72 yaşındadır.&amp;nbsp; 1966'daki ilk filmi &lt;strong&gt;What's Up, Tiger Lily?&lt;/strong&gt; filmi ile başlayan yönetmenlik kariyeri, hemen her yıl çektiği ve çoğunda yer aldığı onlarca filmle bugüne kadar devam etti. Empire dergisi tarafından, gelmiş geçmiş en iyi yönetmenler listesinde 10. sırayı alan, Cannes Film Festivali tarafından yaşam boyu başarı ödülü ile onurlandırılan ve 20 Oscar adaylığıyla bu alanda bir rekoru elinde tutan Woody Allen'ın sinemasını bir miktar özetlemek ve okumak istersek eğer, filmlerinde kullandığı temaları ve biçimsel özellikleri sıralamak iyi bir başlangıç olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Woody Allen'ın hem Amerika'da hem de Avrupa'da tanınmış auteur bir yönetmen olmasının nedenlerinden biri, filmlerinde kullandığı temaların, günümüz modern insanının varoluş sorunlarının derin analizini içermesidir. İçerik olarak kadın erkek ilişkileri, cinsellik, seks ve hayatın anlamsızlığını kullanan Woody Allenın sineması, bir romanın derinlikli anlatımının izlerini taşır. Olaylardan çok karakterler üzerine odaklanan ve onların kişilik analizlerini -çoğunlukla bir psikolog bakış açısıyla [Woody Allen, 40 yıldır düzenli olarak psikologa gitmektedir] derinlemesine işleyen filmleri, kendi deyimiyle Dostoyevski ve Tolstoy romanlarındaki gibidir. I always feel like I'm writing with films, &lt;em&gt;[Her zaman, filmlerimi sanki&amp;nbsp; yazıyormuşum gibi hissettim.]&lt;/em&gt; (1994, pp. 249) diyerek filmlerinin, roman tadında olduğunu vurgulayan yönetmenin sineması, bu özelliğiyle ayırt edici bir hâle bürünür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Woody Allen sinemasını içerik olarak incelemeye devam edersek, öncelikli olarak karakterlerini incelememiz gerekir. Filmlerinin büyük çoğunluğunda kendisine de rol veren yönetmen, New York'un entelektüel ve seçkinlerini (son üç filminde de Londra'nın kaymak tabakasını), filmlerinin ya odağına yerleştirir ya da yan rollerde onlara belirli bir görev dağıtır. Yazar, yönetmen, üniversite profesörü, sanatçı ve kapsayıcı bir başlıkta söylemek istersek düşünür kesimin hayatını ve ilişkilerini masaya yatırır. Evli çiftler arasındaki sorunlar, birbirini aldatan ve tatminsiz eşler, filmlerinin ana temalarını oluşturur. Hayattaki varlığını sorgulayan, hayatın anlamsızlığı yüzünden ölümün eşiğine gelmiş bunalımdaki insanların çıkış yolu bulmak için çırpınışlarını konu ederken, Woody Allen sinemasının olmazsa olmaz özelliği olan mizahı da bunların içine katar. Yönetmenin filmleri, her ne kadar kendisi bunu kabul etmese de, kendi hayatından birçok ayrıntıyı barındırır. Kadınlarla olan ilişkilerini, hayata bakışını ve yaşama karşı olan ümitsizliğini karakterlerine yansıtan Woody Allen, kendi görüşlerini onların ağzından izleyiciye yoğun bir şekilde iletmektedir. Böyle bir soruya karşılık olarak Paddy Chayevsky'den yaptığı bir alıntıda yönetmen all the characters are the author &lt;em&gt;[Bütün karakterler yazarın kendisidir.]&lt;/em&gt; (1994) demiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Woody Allen ve Felsefe adlı kitaptan alıntılanan bir makalede, Woody Allen sinemasının ortak yönleri belirli başlıklar altında toplanmıştır. Bu başlıklardan en önemlisi, hayatın anlamsızlığı ile ilgili olan bölümdür. Woody Allen'ın filmlerinin birçoğunda altı çizilen bu konunun aslı, tamamen geçici olan bu dünyadaki yaşamlarımızın, hiçbir değer üzerine oturmayan anlamsız birer hayat parçası olduğu gerçeği üzerine kuruludur. Bunu &lt;strong&gt;Annie Hall&lt;/strong&gt; filminde küçük Alvy karakterinin ağzından duyabiliyoruz. Evrenin genişleyip sonunda patlayacağı fikri, küçük Alvy'de, hayatın anlamsız olduğu sonucunu doğurmuştur . Bu yalnızca hayatın anlamsızlığı değil, yaşamanın da bir anlamsızlık uğraşısı olduğu Allen filmlerinde göze çarpar. İnsanlar, sürekli olarak yaşamlarını anlamlı kılmanın yollarını aramaktadırlar çünkü Allen'a göre gerçek, anlamsızlığa götürür ve aslında ona göre gerçek şudur: too much reality is not what people want. &lt;em&gt;[Gerçek, insanların pek de istedikleri bir şey değildir]&lt;/em&gt; Bu kara delik konusu bir başka filminde (&lt;strong&gt;Deconstructing Harry&lt;/strong&gt;) mizahî olarak yer almıştır. Diyalog şu şekilde ilerler: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Harry&lt;/strong&gt;: You know that . . . that the universe is coming apart? Do you know about that? Do you know what a black hole is? &lt;em&gt;[Biliyor musun... evren parçalara ayrılıyor. Daha önce duymuş muydun? Kara delik nedir biliyor musun?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;(Siyahî) Fahişe&lt;/strong&gt;: Yeah, thats how I make my living. &lt;em&gt;[Bilmez miyim, hayatımı ondan kazanıyorum]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Harry&lt;/strong&gt;: You know, I gotta tell you, Cookie, a great writer named Sophocles said that it was probably best not to be born at all. &lt;em&gt;[Bak fahişe kardeş, sana şunu söyleyeyim, Sofokles demiş ki, belki de hiç doğmamak en iyisidir]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="http://tr.euronews.net/images_news/img_606X341_WoodyAllen.jpg" class="bbc_img resized" height="203" src="http://tr.euronews.net/images_news/img_606X341_WoodyAllen.jpg" style="cursor: pointer;" width="361" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sofokles'ten yapılan bu alıntı, Maç Sayısında [&lt;strong&gt;Match Point&lt;/strong&gt;] da gözümüze çarpar. Filmin ana karakteri Chris, kendi çocuğunu öldürmesi üzerine Nola'nın komşusunun ona sorduğu soruyu, aslında hiç doğmamış olmanın -Woody Allen'e göre, bu anlamsız, bu amaçsız dünyaya gelmemenin- aslında bir hediye olduğu gerçeğiyle cevaplamaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın anlamsızlığı, Allen filmlerinde Tanrı'nın varlığının sorgulanmasıyla da ilişkilendirilir. &lt;strong&gt;Love and Death&lt;/strong&gt; filminde Boris ve Sonja arasındaki şu diyalog, bize Allen'ın bu konudaki görüşlerini karakterlerin ağzından iletir: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boris&lt;/strong&gt;: Sonja, what if there is no God? &lt;em&gt;[Sonja, ya Tanrı yoksa?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonja&lt;/strong&gt;: Boris Dimitrovich! Are you joking? &lt;em&gt;[Boris Dimitrovich! Sen kafayı mı yedin?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boris&lt;/strong&gt;: What if were just a bunch of absurd people, who are running around with no rhyme or reason? &lt;em&gt;[Ya biz, hiçbir amacı olmadan etrafta dolaşıp duran saçma sapan insanlarsak?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonja&lt;/strong&gt;: But if there is no God, then life has no meaning. Why go on living, why not just kill yourself? &lt;em&gt;[Eğer Tanrı yoksa, o zaman yaşamanın da anlamı yok. Niye yaşıyorsun ki, neden kendini öldürmüyorsun?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Tanrı inancının, anlamsızlığa bir anlam katma adına sığınılan herhangi bir liman olduğunu söyler Allen. Çünkü insanlar yaşamaya devam etmek zorundadırlar, çünkü insanların bir amaçları olmalıdır. Bu nedenle de insanlar inanmak ve inanmak zorundadırlar. Maç Sayısında Chrisin dediği gibi inanmak, işin kolayına kaçmak olsa da, hayatı yaşanılabilir kılan ve ondan zevk almamızı sağlayan, bu inanç meselesidir. Aynı konuya Allen'ın biraz daha mizahî ama aynı çerçevede yaklaşımı için Yeniden Çal Sam &lt;strong&gt;[Play it Again, Sam]&lt;/strong&gt; filmindeki diyaloga bakabiliriz: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allan&lt;/strong&gt;: Its quite a lovely Jackson Pollock, isnt it? &lt;em&gt;[Jackson Pollock'un çok hoş bir tablosu öyle değil mi?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Woman&lt;/strong&gt;: Yes, it is. &lt;em&gt;[Evet öyle.]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allan&lt;/strong&gt;: What does it say to you? &lt;em&gt;[Ona bakınca ne hissediyorsun?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Woman&lt;/strong&gt;: It restates the negativeness of the universe, the hideous lonely emptiness of existence, nothingness, the predicament of man forced to live in a barren, godless eternity like a tiny flame flickering in an immense void with nothing but waste, horror, and degradation, forming a useless, bleak straightjacket in a black, absurd cosmos. &lt;em&gt;[Evrenin negatifliğini, varoluşun iğrenç yalnızlığı ve boşluğunu, hiçliği, bir kısır döngü içinde, tanrısız bir sonsuzlukta, boktan, korkunç ve aşağılamadan başka hiçbir şey barındırmayan uçsuz bucaksız boşlukta yanan küçük bir alev parçası gibi; kapkara, saçma sapan bu evrenin içinde, amaçsız, kasvetli bir deli gömleğine girerek yaşamaya zorlanan insanın bedbaht hâlini.]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allan&lt;/strong&gt;: What are you doing Saturday night? &lt;em&gt;[Peki Cumartesi gecesi ne yapıyorsun?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Woman&lt;/strong&gt;: Committing suicide. &lt;em&gt;[İntihar edeceğim.]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Allen&lt;/strong&gt;: What about the Friday night? &lt;em&gt;[Peki ya Cuma günü?]&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın anlamsızlığına karşı direnmek ve varoluşumuza bir anlam katmak için yaptıklarımızı, Allen "Woody Allen on Woody Allen" adlı röportaj-kitabında* şu kelimelerle ifade ediyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Eğer duruma şu gözle bakarsanız, geriye dönüp baktığımızda yaptığımız tek şey, hiçbir anlamı olmayan hayatlarımız için kendimize anlamlı bir dünya yarattığımızdır. Her şey anlamsızdır. Ama önemli olan, bir anlam oluşturmak, bir anlam yaratmaya çalışmaktır çünkü bu dünyada hiç kimse için çıkarılabilecek bir anlam yoktur."&lt;/em&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerik olarak bu temalara yoğunlaşan Allen'ın filmlerinde biçimsel olarak öne çıkan bazı ayrıntıları da şu şekilde sıralayabiliriz. Allen'ın filmlerinin hepsi -son filmleri &lt;strong&gt;Match Point&lt;/strong&gt;, &lt;strong&gt;Scoop&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Cassandra's Dream&lt;/strong&gt; hariç- New York'ta çekilmiştir. Jeneriklerin tamamı siyah arka plan üzerine beyaz Windsor yazı tipindedir ve bütün jeneriklerde -&lt;strong&gt;Maç Sayısı&lt;/strong&gt;'nda opera ve &lt;strong&gt;Annie Hall&lt;/strong&gt;'da sessizlik- caz müzik kullanır. Filmin sonundaki jeneriklerde ise akan yazı yoktur. Çekimler genellikle uzun ve orta çekimlerden oluşur. Birkaç filmindeki deneysel kamera çalışmalarının dışında genelde sabit bir alıcı ile mekânı tamamen çevreleyen, karaktere odaklı bir çekim tekniği kullanır. Eğretileme birçok filminde başvurduğu bir yoldur. Bunu da, filmlerinin bir düzyazı değil de şiir gibi olmasını istediği için yaptığını söyler. Çok az prova yapıp sahneleri olabildiğince tek çekimlerle tamamlar. Genelde yakım çekim kullanmaz. Gerçekle fantezi arasında yaşadığını hissettiğini söyleyen Allen'ın filmlerinden bazılarında, bu tip ikiliği görmek çok mümkündür. Doğrudan kameraya gelip izleyiciyle konuşması ya da geçmişten kişilerle diyaloga girmesi ya da beyaz perdeden karakterlerin atlaması sık rastlanılan bir Allen yöntemidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Röportaj-Kitap: Björkman, S. (1994). &lt;em&gt;Woody Allen on Woody Allen&lt;/em&gt;. London: Faber and Faber. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Ünal&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7224749836386476035?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7224749836386476035/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2012/01/woody-allen-ve-onun-sinemas.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7224749836386476035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7224749836386476035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2012/01/woody-allen-ve-onun-sinemas.html' title='Woody Allen ve Onun Sineması'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6696177795894034670</id><published>2011-12-31T07:12:00.000-08:00</published><updated>2011-12-31T07:12:39.955-08:00</updated><title type='text'>2012</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/O1fHxPY3TJo" width="420"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}" id="urppfa_12"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;span class="translationEligibleUserMessage"&gt;Müziksiz bir hayat hatadir" &lt;br /&gt; -Nietzsche&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; "İçki, günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından da." &lt;br /&gt; -Bukowski&lt;br /&gt;&lt;span class="text_exposed_show"&gt; &lt;br /&gt; "Soruyu bilmiyorum ama cevabı seks."&lt;br /&gt; -Woody Allen&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Müzik yaşamın gürültüsünü bastırır. Alkol, boğan yaşam karşısında insana rahat nefes aldırır. Seks, zaten ölümden alınan bir intikamdır. Bu üçlü mutluluk getirir, mutluluksa barış. (Ha her şey dozunda güzeldir.)&lt;br /&gt; Öyleyse, bol müzikli, bol içkili, bol seksli yıllar...&lt;br /&gt; *Ali&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6696177795894034670?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6696177795894034670/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/2012.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6696177795894034670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6696177795894034670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/2012.html' title='2012'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/O1fHxPY3TJo/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-8263433967160106779</id><published>2011-12-24T13:08:00.000-08:00</published><updated>2011-12-24T13:08:06.634-08:00</updated><title type='text'>Yalnız Ülkesinin Yalnız Yönetmeni: Nuri Bilge Ceylan</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #996600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1Sj_rovHhI/AAAAAAAACUI/Nh04oSanLA0/s1600-h/nuri-bilge-ceylan.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1Sj_rovHhI/AAAAAAAACUI/Nh04oSanLA0/s320/nuri-bilge-ceylan.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h1 class="header" style="border-bottom-color: initial; border-bottom-style: none; border-bottom-width: medium; color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 21px; line-height: 23px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;Nuri Bilge Ceylan&lt;/h1&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1233381/"&gt;Üç Maymun&lt;/a&gt; -&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;2008&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0498097/"&gt;İklimler &lt;/a&gt;-&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;2006&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0346094/"&gt;Uzak&lt;/a&gt; -&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;2002&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0234217/"&gt;Mayıs Sıkıntısı&lt;/a&gt; -&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;1999&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0143334/"&gt;Kasaba&lt;/a&gt; -&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;1997&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana,Arial,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;K&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0231931/"&gt;oza (short) -&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; font-size: 13px;"&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0231931/"&gt;1995&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #996600;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;       &lt;br /&gt;&lt;div class="10" style="margin-left: 40px; text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="10" style="margin-left: 40px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Saniyede yirmi dört fotoğraf karesinin aynı hızla beyazperdeye yansımasıyla gözümüz arka arkaya gelen karelerdeki küçük farkları algılayamaz, devamlı ve hareketli bir görüntü olarak görür. Bunun neticesinde meydana gelen filmleri büyük bir keyifle ve hayranlıkla seyre dalarız. Tüm bu bilgileri bir kenara not edin ve sinemaya doğru yönelin.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir yönetmen düşünün, sinemanın fotoğraf karelerinin beyazperdede gerçekleştiricisi olduğunu unutmayan. Fotoğraf sanatçısı olması sebebiyle yaptığı filmlerin her karesini iki kat daha fazla hayranlıkla seyrettiren. Evet, Türk Sineması’nda bu yöntemi istikrarlı şekilde kullanıp eşine az rastlanılır bir üslup oluşturan yönetmen Nuri Bilge Ceylan’dan bahsediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bazen bu yöntemi tercih ettiği için ülkesi insanlarının alıştıkları o bol aksiyonlu ya da son dönemde oldukça prim yapan komedi unsurları güçlü filmleri izleyenlerce de yavan ve ağır bulunan bir yönetmendir aynı zamanda. Tabii bunların üzerine 1980 dönemi sonrasında o dönemi ilk kez cesaret edip konuşmaya başlayan bir sinema ile de karşı karşıyayız. Nuri Bilge Ceylan tüm bunların önünde bazen sert, kendine has, bireyi ve ilişkilerini irdeleyen ve bu üslubundan da ödün vermeyip tutarlı yol izleyen bir yönetmen olarak durmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Doğal ve doyurucu bir anlatımı olan Nuri Bilge Ceylan’ın ilk ve son kısa filmi Koza (1995) ile başlayan yönetmenlik tecrübesini Kasaba (1999), Mayıs Sıkıntısı (1999), Uzak (2002), İklimler (2006) ve Üç Maymun (2008) ile&amp;nbsp; -şimdilik- noktalamıştır. İlk filminden son filmine dek onu ve sinemasını anlamlandırıp belli bir kalıba koymak mümkün olmasa da Nuri Bilge Ceylan filmlerinden ne bekleyip ne beklemeyeceğimizi açıklığa kavuşturmamıza yardımcı olmuştur diyebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 1959 doğumlu Ceylan, yönetmenliğini, senaristliğini ve yapımcılığını üstlendiği filmlerinden daha ilki olan Koza’yla Cannes Film Festivali'nin ilgili bölümüne katılma başarısını gösterdi. Daha o vakitlerde dünya çapında dikkat çekmeye başlayan yönetmen, yaptığı her filmle mutlaka ödüllendirilip son olarak, 2008 Cannes Film Festivali'nde küçük zaafların büyük yalanları doğurmasıyla parçalanan bir ailenin, gerçeklerin üzerini örterek bir arada kalma çabasını anlatan Üç Maymun filmiyle "En İyi Yönetmen Ödülü"nü aldı.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sinema tarihinde de örneklerini sıklıkla gördüğümüz gibi kendi ülkesinden daha fazla dünyadan takdir toplayan ve pek çok ödüle layık bulunan bir yönetmendir Ceylan. Bu yönetmeni tanımak ve anlamak için filmografisini takip etmemiz ve onu “bilerek” izlememiz gerektiğini hatırlamamız gereken ender yönetmenlerdendir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkJORwbpI/AAAAAAAACUQ/8_g-vp6EX38/s1600-h/koza+-+poster.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkJORwbpI/AAAAAAAACUQ/8_g-vp6EX38/s320/koza+-+poster.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt; İpekböceği  inceliğinde filmlerinin ilki: Koza&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Koza, 1995 Cannes Film Festivali Uluslararası Kısa Film Yarışması’na davet edilen ilk Türk kısa filmidir. Nuri Bilge Ceylan’ınsa ilk ve son kısa filmi. Kendi anne ve babasının oynadığı film sessiz değil sözsüz bir film olarak nitelenebilir. İlişkilerinin bittiğini düşündürecek kadar birbirinden uzaklaşmış iki kişidir anlatılan... Bunun yanında onlar bir araya geldiklerinde hala birbirlerinin gözlerinin içine bakıp pek çok kez de bakamayıp yoğun duygusallığa maruz bıraktıkları bizler varız anlamaya çalışan…&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ceylan’ın güzel fotoğraflarla ince ince işlenmiş öyküler yaratan bir yönetmen olmasının öncesinde fotoğraf ve sesleri anlam yönünde yoğurarak ortaya koyduğu bir filmdir Koza. Bu filminde Nuri Bilge Ceylan’ın sinemaya bakış açısını net olarak görebildiğimiz gibi kendini deniyor olduğu da gözlerden kaçmıyor. Nuri Bilge Ceylan Koza filmi için yaptığı açıklamada:&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; "Koza, teknik ve estetik birikimime rağmen film yapmaya bir türlü başlayamadığım ve sürekli ertelediğim için korkak ve mıymıntı olmakla suçladığım kendime ettiğim işkenceleri sona erdirmek için giriştiğim umutsuz bir denemeden başka bir şey değildi. Kendimi fırlatır gibi başladım o filmi çekmeye. Bitirdiğimde de neye benzediği konusunda gerçekten bir fikrim yoktu. Ama yine de Koza’yı çekmek, kendi yapıma uygun üretim koşullarını yaratmamı sağlayacak bütün ipuçlarını verdi bana." &lt;/i&gt;diye belirtmektedir. Ceylan’ın tüm filmlerini izleyip en sonunda Koza’yı izlediğinizde filme gerçekten başka bir gözle bakıyor ve ilk olmasının naifliğini hissetmenize rağmen ciddi bir yetenek olduğunu da dile getirmeden edemiyorsunuz. Başlangıç böyleyse sonunu düşleyebilmek elde değildir ve bu kesinlikle Nuri Bilge Ceylan filmleri için merak uyandırıcı bir ögedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nuri Bilge Ceylan, filmlerinin yapımcı / senarist / yönetmen olarak ince işleyicisi konumundadır. Tüm bu yapıyı bütün olarak filmleriyle ele aldığımızda birkaç tespitte bulunmak kaçınılmaz olacaktır. Bunlardan ilki filmlerine verdiği isimlerdir. Sade ve öz bir anlatımla tüm filmin anlam yükünü kapsayan ve içeriği ile isminin bu kadar örtüştüğünü gördükçe insanı şaşırtan isimler koyar. Bilhassa Koza filmi ile Nuri Bilge Ceylan’ın çektiği ve çekeceği tüm filmlere Sevgi Soysal’ın da &lt;b&gt;"Kozası  içinde bekleyen tırtıl bir ipek böceğine dönüşüyorsa bu durmak değildir." &lt;/b&gt;sözünde bahsedildiği gibi hiç durmayacağı ve hep bize gösterdiği çizgiyi takip etmemiz gerektiğinin sinyallerini vermiştir. Bu nedenle de isminin Koza olması ayrı bir anlamlıdır…&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir diğer tespitim ise, Ceylan’ın filmlerinde filmin sonlarına doğru nabzın düşmesi nedeniyle izleyicinin pek çok filmde alışmış olduğu heyecanlı bir son beklentisi gerçekleşmemektedir. Onun filmlerinde bittikten sonra değil, biterken nabız düşer; seyirci olacaklara değil olmuş olanlara adapte olur. Film sonuna doğru filmin bundan önceki sahnelerinin analizi yapılır. Çünkü daha evvel bize verilmiş olanların sebep ve sonuçlarını düşünmemize neden olan filmdeki kişilerin yalnızlığı ön plana çıkar. Olaylar ve durumlar tüketilmiştir. Oturup düşünmenin tam yeridir. Bu noktada bizim filmi bitirirkenki kendimizle baş başa kalışımız, karakterin yalnızlığı ile birebir örtüşür. Bu da izleyiciye filmi filmle birlikte düşünme ve analiz etme imkânı verir. Bu iki unsur, ilk filminden son filmine kadar zihnine “akıl notu” kazımış izleyiciye kendini hatırlatır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ayrıca belirtmek gerekir ki, Nuri Bilge Ceylan filmlerinde yer alan hiçbir karakter bir diğerinin önüne geçmez. Her birinin anlatılacak bir hikâyesi vardır. Karakterlerin gözlemlenmesi gereken davranışları, az da olsa kurduğu cümleleri eşit miktarda ön plandadır. Dolayısıyla filmlere dair bir “ana karakter” tanımlaması yapmak doğru değildir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkU2OMmXI/AAAAAAAACUY/JsB4Q2pO4Kg/s1600-h/yako_8851.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkU2OMmXI/AAAAAAAACUY/JsB4Q2pO4Kg/s320/yako_8851.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Kasaba”da “Mayıs  Sıkıntısı” var!&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nuri  Bilge Ceylan’ın 1997 yılında çektiği&lt;i&gt; “Kasaba”&lt;/i&gt; filmi, tipik bir Anadolu kasabasında yaşayan ve üç kuşağı bünyesinde barındıran bir ailenin hayatını, çocukların hali hazırda yaşadıkları hayat düzeni üzerinden anlatan bir filmdir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kabaca çocukların kendi ve aileleriyle geçirdikleri hayatlarını dörde ayırmıştır yönetmen. Bunlardan ilkinde, bir kış günü, ailenin on yaşlarındaki kızının okuduğu ve onun toplumsallaşma sıkıntılarını barındıran ve çevresindeki hayatın birtakım sosyolojik özellikleriyle tanışmasını sağlayan bir ilkokul sınıfında geçer.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İkinci bölüm, okuldan çıkmış olan kızın, kendisinden dört yaş küçük erkek kardeşiyle kasabalarının ormanlık alanında yaptıkları küçük yolculuğu anlatır. Bu yolculuk tabiatı ve hayvanlar dünyasını öğrenmek ve tanımak için çabaladıkları anlardan oluşur. Filmde bu ormanlık alanda geçen sahneler, onların “oyun alanı”nın doğa olduğunun açıklamasıdır bir nevi. Yolculukları esnasında bir çocuğun gelişimine eşlik eden bu oyun alanının saf ve yalın tasviri yapılır. Pek çoğumuzun teknolojiyle iç içe büyüdüğü bir ortamda bizim koşullarımız olmasa da doğa koşullarının insanı ne gibi meraklara, şüphelere, vurdumduymazlıklara götürdüğüne ilişkin ipuçları da vermektedir. Kendilerini bekleyen ailelerinin yanına geç de olsa varan çocuklar üçüncü bölümde, o ana kadar birbirlerinin ve doğanın gizemleriyle yüz yüze kalmış olup, büyükler dünyasının karanlığına ve karmaşasına tanık olurlar. İlerleyen gece içerisinde mısır tarlasında derin sohbetler eden aile bireylerini dinleyerek uyku ile uyanıklık arası gidip gelirler. Ateşin etrafına oturmuş ve her biri başka bir dönemi temsil eden büyükler dünyasının çelişen, zaman zaman sertleşen, bazen şefkate dönüşen gizemli dünyasına tanıklık ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Film bize küçük bir taşra kasabasında sıkışıp kalmış aile bireyleri arasında oluşan düşünsel ve düşsel uçurumları, iletişim ve algı farklarını, değişen toplumsal hayata ayak uydurmakta bocalayan bir ailenin bireyleri arasındaki üstü kapatılmış utangaç öfkeyi resmetmektedir. Tam açığa çıkamayan kişilik çatışmalarını hoş bir ironi ile bize yansıtan yönetmen, sıradan yaşamın vazgeçilmez dekoru olan sıkıcılık ve tekdüzelik atmosferinde anlatır öyküsünü.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dördüncü bölüm ise evde geçer. Bilinçaltına en derin hükmün çocukluk anılarıyla meydana geldiğini doğrularcasına rüyalarla iç içe örülmüş sakin bir sekanstan oluşur. Kişiler ne kadar küçük ve sakin kasabada sıkışıp kalmış olursa olsun hayatları devam etmektedir. “Doğanın kendisine ayak uydurarak yaşama” dürtüsü çocukların ruhunda bağışlama, şefkat, merhamet, acıma&amp;nbsp; gibi temel insani dürtülerin uyanmaya başlamasıyla film sonlanır. Bunların pek çoğunu hissettirmeye çalışan rüyalar bir film sonu için oldukça anlamlı ve bir o kadar da durağan geçer. Bu filminde bilinçaltının ince ince işleniş öyküsünü Nuri Bilge Ceylan da kendi sinemasıyla anlatmayı tercih etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kasaba’dan sonra 1999 yılında çektiği Mayıs Sıkıntısı filminde, yine bir aileyi konu alır. Muzaffer çocukluğunu ailesi ile birlikte geçirdiği kasabayı uzun süre sonra film çekmek için ziyaret eder. Nuri Bilge Ceylan, mayıs ayının verdiği bahar neşesini altüst eden bir tavırla filmin ismini koymuş olup bunu bilhassa bu aya dair tabuları yıkmak için tercih ettiğini de dile getirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Muzaffer’in babası Emin, tarlasının yanındaki ormanlık bölgeyi, tarlasının hudutları içine katma mücadelesindedir. Dokuz yaşındaki yeğeni Ali ise babasına bir müzikli saat aldırabilmek için uğraşır. Bu uğurda halası tarafından bir sınava tabi tutulmayı kabul eder. Eğer bir yumurtayı kırk gün kırmadan cebinde taşımayı başarırsa saat konusunda bir şansı olabilecektir. Kuzeni Saffet ise işleri pek yolunda gitmeyen biridir ve renkli bir yaşam vaat eden İstanbul'a göç etmeyi hayal eder. Filmde herkesin bambaşka hayallerinin olduğu bir aile yer almaktadır. Nuri Bilge Ceylan’ın kendi anne ve babasını oynattığı Mayıs Sıkıntısı’nda onun hayalinin de tıpkı filmdeki Muzaffer gibi film çekmek - ama bir farkla herkesin hayallerinin filmini çekmek- olduğunu görürüz. Fakat bu buluşturma her hayalin mutluluk getiremediği vurgusuyla bu mayısın bambaşka sıkıntılar veren bir mayıs olduğunu izleyiciye hatırlatarak son bulur.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Henüz iki film çekmişken dünyaca ünlü film festivallerinden, ülkemizde ve uluslarası alanda pek çok ödül kazanmıştır. Bunlardan birkaçı; Kasaba filmine verilen Berlin Film Festivali (1998) "Caligari Ödülü" iken, Mayıs Sıkıntısı filmiyle de Buenos Aires Uluslararası Film Festivali (2001) ve 36. Antalya Altın Portakal Film Festivali (1999)’nde en iyi yönetmen ödüldür.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkztfUcJI/AAAAAAAACUg/8x_WSVCxH_Y/s1600-h/713_uzak_1%5B1%5D.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SkztfUcJI/AAAAAAAACUg/8x_WSVCxH_Y/s320/713_uzak_1%5B1%5D.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Herkes  Kendine “Uzak”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nuri Bilge Ceylan’ın 2002 yapımı bu filmi üçüncü uzun metrajlı filmi olup, bizi zaman ilerledikçe kendimizden ne kadar “uzak”laştığımıza ikna eder. Böylelikle Ceylan sinemasına yakınlaşmak için bize bir adım atma şansı verir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Ailesinden uzakta tek başına yaşayan Mahmut, İstanbul’da hayatını sürdürmeye çabalamaktadır. Daha evvel kurmaya çalıştığı başka bir çekirdek aile düzeninin de başarısızlıkla sonuçlandırmış olup karşımıza hep geç kalmışlıklarıyla çıkmaktadır. Bunlar onun olmak istediği insandan ne kadar uzaklaşmış olduğunu gözler önüne sermektedir. Üstelik bu hali değiştirmek için de hiçbir çaba harcamamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hepimizin hayalleri, umutları, planları, beklentileri olduğu yaşamımızda tüm bunları hiçe sayan “kendi ölümünü çok erken ilan eden” bir adamdır karşımızdaki. Hayatını, insan ilişkilerini, hüzünlerini ve içerisindeki türlü bastırılmış duyguları hiçbir çaba harcamadan ezip geçmektedir Mahmut. Bu hal bizi zaman zaman donuk gözlerle ve onun için umutsuz bir bekleyiş içinde öylece bırakmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Sen  gitmiyorsun diye hayat devam etmiyor anlamına gelmiyor. İdeallerini gömmeye  hakkın olduğunu düşünmüyorum.”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nuri Bilge Ceylan sinemasında bizi Mayıs Sıkıntısı ve Kasaba’dan oldukça uzağa savuran bir filmdir Uzak. Bu filmle bizi kendine yakınlaştırır ve sonraki eserleriyle hep bu yakınlığın beklentisini oluşturmamıza mahal verir. Yoğun duygusuzluğa geçiş aşamasının, her şeyi onlarca kez hayal edip gerçekleştirememiş bir insanın artık hayal etmekten vazgeçiş öyküsüdür anlatılan. Bu öyküye Mahmut’un “uzak”tan akrabası Yusuf memleketinden İstanbul’a dair umutlarıyla gelmiş biri olarak eşlik eder. İkisinin beklentilerinin ironisi filmde oldukça büyük bir lezzet bırakırken; hayata tutunmayı istemek ama elle tutulur hiçbir şey yapmamakla, artık tutunmayı istememek arasında ne fark vardır, sorusu kafaları oldukça meşgul etmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Uzak, Nuri Bilge Ceylan filmlerinin genel yoğunluğunu taşıyan ama bir o kadar da bunu düşük tempoda aktaran, filme odaklanıldığında bilfiil beyin fırtınalarına imkân tanıyan bir filmidir. Bu sayede pek çok filminde yaptığı -yazımın başında da bahsettiğim- gibi nabzın oldukça düştüğü, alışılmışın dışında durağan film sonuyla, tüm oluşturduğu sorular üzerine iki kez düşünmemize sebep olacak ve bir sonraki Nuri Bilge Ceylan filmine geçiş için yeniden güç toplamak gerekliliğini tekrar tekrar hatırlatacak bir film olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Film, 56. Cannes Film Festivali (2003) Büyük Jüri Ödülü, 39. Antalya Altın Portakal Film Festivali (2002) En İyi Yönetmen Ödülü ve 24. Siyad Türk Sineması Ödüllerinden (2002) En İyi Film Ödülü gibi daha pek çok ödül almıştır. Nuri Bilge Ceylan’ın bu filmine kendi sineması için bir dönüm noktasıdır da diyebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SlIM9lvfI/AAAAAAAACUo/lmelmOeXNZo/s1600-h/iklimler.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SlIM9lvfI/AAAAAAAACUo/lmelmOeXNZo/s320/iklimler.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İlişki  “İklimler”i&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 2006 yılında çektiği bu filminde Nuri Bilge Ceylan bir ilki gerçekleştirmiş olup eşi Ebru Ceylan ve kendisi oyuncu olarak yer almıştır. 59. Cannes Film Festivali’nde (2006) FIBRESCI Ödülü’ne layık görülen bu film, aynı yıl yapılan Altın Portakal Film Festivali’nden de pek çok dalda ödülle dönmüştür.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;İklimler’de isminin çağrışım yaptığı gibi iki sevgilinin her mevsim değişen aşklarından öte, bir mevsimde kaç iklim değişikliği geçirdiklerinin anlatımı verilmiştir. Mevsimler değiştikçe ilişki yön değiştirdiği gibi, dakikalar da bu değişikliğin büyük oranda şahidi konumundadır. Yolunda gitmeyen bir şeylerin somut varlığı ile bazen moral bozacak bir ilişki sürecine girilirken, soyut varlığı ile kendini hissettiren “aşk” tüm bunalımları bir anda silip götürebilmektedir. Ama somut varlığın hepten yok olmayacağı, olamayacağı kendini sık sık hatırlatıp bir gerçeklik oluşturmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yine sevgi, umut, beklenti üçgeninde dönen anlara şahit edildiğimiz bu Ceylan filmi, bazen çok sinirlenmiş, bazen sevgiyi yoğun hissetmiş, ara ara da hüzünlenmiş şekilde bizi karşılar. Bu karşılama anında bir gülücük atacaktır yönetmen hissetmeye yeltendiğiniz tüm saf duygularınıza.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SlcFlZsJI/AAAAAAAACUw/U3RRS6h-SQw/s1600-h/poster2.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1SlcFlZsJI/AAAAAAAACUw/U3RRS6h-SQw/s320/poster2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İnsanlığın  En İyi Oynadığı Oyun: “Üç Maymun”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nuri Bilge Ceylan’ın 2008 yılında çektiği bu son filmi, yine Cannes Film Festivali’nden ödülsüz dönmeyerek bizi gururlandıran ve Altın Palmiye En İyi Yönetmen Ödülüne layık görülen filmidir. Bu filminde Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasının o genel anlatımının hissedildiği sahneler yer almaktadır. Bunun yanında oyuncu seçiminde büyük oranda bir değişikliğe gittiği de gözlemlenmektedir. Yavuz Bingöl, Hatice Aslan gibi oyunculara yer vermiş olup, İklimler’in aksine çocuklu bir ailenin her ferdinin aile bağlarına değer verdikleri ve vermeleri gerekliliğinin vurgusu yapılmaktadır. Verilen değerin sarsıldığı ya da hiçe sayıldığı anların varlığı da aileyi üç maymun oynamaya iter.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Öncelikle, yirmili yaşlarında genç bir çocuk sahibi Hacer’in, eşi hapiste olduğu müddetçe ailesine olan sadakatinin süreğensizliğine mi değinmek daha gereklidir? Yoksa cümleyi başa alıp sırf ailesine daha rahat bir hayat yaşatabilmek uğruna para için kendisine suç işlemiş süsü verilmesini kabul eden ve hapiste olduğu süre boyunca ailesinden uzakta hiç de huzurlu olmayan bir babanın varlığına mı değinmek daha gereklidir? Olmadıysa, arkadaş çevresinden çabuk etkilenen ve türlü pisliğe bulaşma evresinden çıkmaya çalışan ve babası hapiste olduğu süre boyunca onun yerine annesine bakmak durumunda olan İsmail’e mi değinmeli? Aslında tüm bu sorgulamadaki amacım, size, filmde ailenin her bir bireyinin diğerlerinin önüne asla geçmediğini ve ortaya başkarakter olarak “aile”nin konduğu bir Nuri Bilge Ceylan filmiyle karşı karşıya olduğumuzu anlatmaktır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Tüm aile fertlerinin ortak noktasının filmdeki ev olduğu gibi diğer ortak noktaları da kayıplarıdır. Kaybettiklerinin onlara bir aile bütünlüğünü ve bir anlamda görmemek, duymamak ve dile getirmemek üzerine biçilmiş “Üç Maymun”u oynamanın gereklerini yerine - zorla da olsa - getirdiğini gözlemleme fırsatını doğurur.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Üç Maymun filmi, Nuri Bilge Ceylan sineması tanıyan ve sevenlerini oldukça fazla cümle ve yaşayışa yer vererek diğerlerinden farklı olduğu için şaşırtmıştır. Ama yine de anlam ve sinema dili açısından müthiş bir doygunlukla da baş başa bırakmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1Slq80JCnI/AAAAAAAACU4/3Snpl4tNG_I/s1600-h/284300.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1Slq80JCnI/AAAAAAAACU4/3Snpl4tNG_I/s320/284300.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kimseye  Benzemeyen Yalnız Yönetmen&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yaptığı bir röportajda&lt;i&gt;“İster film yaparken ister normal yaşantımı sürdürürken, Çehov'un dünyasının her zaman güven verici, ılık bir yorgan gibi üzerimi örttüğünü ve beni ısıttığını hissetmişimdir.”&lt;/i&gt; diyerek sırrını dile getirmiştir Ceylan. Bunun dışında her  ne kadar &lt;i&gt;Antonioni&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;Tarkovski &lt;/i&gt;gibi dünyaca ünlü rüştünü ispatlamış yönetmenlere benzetilmeye çalışsa da Türk Sineması adına gerçekten değerli ve sağlam adımlarla dünyaya açılan bir yönetmendir. Bu sene 62. Cannes Film Festivali’nde jüri üyeliğine seçilerek de bir ilki başarmış olup yolda devam edeceğine inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kendi ülkesinin ilklerine imza atan ve oldukça başarılı yönetmenini tanımayan, anlamayan, filmlerini izle(ye)meyen herkesin onu bu yolla yalnız bırakması bizim yalnızlığımızla örtüşmektedir. Cannes’ta ödül alırken, &lt;i&gt;"Ödülü,  tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme adıyorum" &lt;/i&gt;demişti. Onu bu ülkede  destekleyenlerin yalnızlığını(azlığını) da yaşatmamak gerektiğine inanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;span class="10 style1 style7"&gt;&lt;span class="style1"&gt;&lt;strong&gt;Yasemin Şahin, Eylülce Dergisi, Sayı: 3, Mayıs-Haziran 2009&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text" style="margin-left: 40px; text-align: justify;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-8263433967160106779?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/8263433967160106779/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/yalnz-ulkesinin-yalnz-yonetmeni-nuri.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8263433967160106779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8263433967160106779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/yalnz-ulkesinin-yalnz-yonetmeni-nuri.html' title='Yalnız Ülkesinin Yalnız Yönetmeni: Nuri Bilge Ceylan'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_pfKT3F2chtQ/S1Sj_rovHhI/AAAAAAAACUI/Nh04oSanLA0/s72-c/nuri-bilge-ceylan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4543562757834447041</id><published>2011-12-17T07:29:00.000-08:00</published><updated>2011-12-17T07:33:31.676-08:00</updated><title type='text'>Holywood'da çalışmak ? Martin Scorsese kısaca değiniyor.</title><content type='html'>&lt;a class="uiPhotoThumb largePhoto" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:41}" href="http://www.facebook.com/photo.php?fbid=328146287212697&amp;amp;set=a.210299278997399.70115.142869742407020&amp;amp;type=1&amp;amp;ref=nf" rel="theater" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;" title="What does it take to be a filmmaker in Hollywood? Even today I still wonder what it takes to be a professional or even an artist in Hollywood. How do you survive the constant tug of war between personal expression and commercial imperatives? What is the price you pay to work in Hollywood? Do you end up with a split personality? Do you make one movie for them, one for yourself?Holywood içinde bir film yapımcısı olmak nasıl birşey ? Bugün bile holywood sektöründe bir sanatçı ve profesyonel olmak nasıl bir şey merak ederim. Kendinizi ifade edebilme yada gişeye oynama reklam yapma zorunluluğu arasındaki sabit çekişmeden kendinizi nasıl sıyırabilirsiniz ? Holywood'da çalışmak için ne gibi bir bedel ödersiniz ? Ayrılmış bir kişiliklemi bitirirsiniz herşeyi ? Onlar için bir film mi yaparsınız yoksa kendiniz için mi ? Martin Scorsese"&gt;&lt;img alt="" class="img" height="225px" src="http://a1.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc7/s320x320/392233_328146287212697_142869742407020_1220843_2113998492_n.jpg" width="181px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}" id="us79h3_24"&gt; &lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="translationEligibleUserMessage"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="text_exposed_root text_exposed" id="id_4eecb50a7a0aa0f27562657"&gt;&lt;span class="translationEligibleUserMessage" style="font-size: small;"&gt;What does it take to be a filmmaker in Hollywood? Even today I still wonder what it takes to be a professional or even an artist in Hollywood. How do you survive the constant tug of war between personal expression and commercial imperatives? What is the price you pay to work in Hollywood? Do you end up with a split personality? Do you make one movie for them, one for yourself?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="translationEligibleUserMessage" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="translationEligibleUserMessage" style="font-size: small;"&gt;Holywood içinde bir&lt;span class="text_exposed_show"&gt; film yapımcısı olmak nasıl birşey ? Bugün bile holywood sektöründe bir sanatçı ve profesyonel olmak nasıl bir şey merak ederim. Kendinizi ifade edebilme yada gişeye oynama reklam yapma zorunluluğu arasındaki sabit çekişmeden kendinizi nasıl sıyırabilirsiniz ? Holywood'da çalışmak için ne gibi bir bedel ödersiniz ? Ayrılmış bir kişiliklemi bitirirsiniz herşeyi ? Onlar için bir film mi yaparsınız yoksa kendiniz için mi ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4543562757834447041?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4543562757834447041/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/holywoodda-calsmak-martin-scorsese.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4543562757834447041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4543562757834447041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/holywoodda-calsmak-martin-scorsese.html' title='Holywood&apos;da çalışmak ? Martin Scorsese kısaca değiniyor.'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3454519597683610339</id><published>2011-12-17T07:27:00.000-08:00</published><updated>2011-12-17T07:27:57.984-08:00</updated><title type='text'>Çağrı filminin müzikleri için çölde tek başına 2 ay kalan film müziği bestecisi Maurice Jarre hakkında kısa bir bilgi.</title><content type='html'>&lt;a class="uiPhotoThumb largePhoto" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:41}" href="http://www.facebook.com/photo.php?fbid=328503793843613&amp;amp;set=a.210299278997399.70115.142869742407020&amp;amp;type=1&amp;amp;ref=nf" rel="theater" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;" target="" title=""&gt;&lt;img alt="" class="img" height="225px" src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc7/s320x320/380134_328503793843613_142869742407020_1222431_530485943_n.jpg" width="225px" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="caption"&gt;Maurice Jarre (d. 13 Eylül 1924, Lyon, Fransa - ö. 29 Mart 2009, Los Angeles, AB&lt;span class="text_exposed_show"&gt;D Özellikle film müzikleriyle tanınmış Fransız bestecidir. Ayrıca ünlü elektronik müzik sanatçısı Jean Michel Jarre'ın babasıdır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Maurice Jarre, ilk olarak 1962 yapımı Lawrence of Arabia ("Arabistanlı Lawrence")'i için bestelediği özgün müzikle ün kazandı ve film müziği dalında ilk Oscar ödülünü kazandı. Doctor Zhivago (Doktor Jivago) ve A Passage to India filmleriyle de Oscar ödülü aldı. 150 kadar yapımın müziğine imza attı. Sanat yaşamında 6 kez&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="caption"&gt;&lt;span class="text_exposed_show"&gt;&amp;nbsp;daha Oscar'a aday gösterildi. İki kez BAFTA, dört kez Altın Küre ve bir kez de Grammy ödülü kazandı. Besteciye, 2008'de Berlin Uluslararası Film Festivali'nde "Yaşamboyu Başarı" ödülü verildi. David Lean, Alfred Hitchcock, John Huston, Mustafa Akkad ve Luchio Visconti birlikte çalıştığı yönetmenlerden birkaçıdır. "The Message" (Çağrı (film)), ve meşhur Ömer Muhtar, "Shogun", "Top Secret!", Hayalet film müzikleri de unutulmaz besteleridir. Film müziği dışında gösteri, tiyatro oyunu ve bale müzikleri de bestelemiştir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; Özellikle 1975 yılı yapımı İslam peygamberi Muhammed'in hayatını ve İslam'ın doğuşun anlatan Çağrı film'inin müziklerini çölde bir çadırda tek başına 2 ay kalarak yapmıştır. Bu film için Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad, Maurice Jarre'ye yeni çekeceği Çağrı filminin müziklerini kendisinin yapmasını teklif edince, Jarre Çölün atmosferini ruhunun derinliklerinde hissetmesi gerektiğini ve bu yüzden kendisinden başka hiç kimsenin olmayacağı, son derece sessiz bir mekân ayarlaması gerektiğini ve bunun yanında İslâm tarihini anlatan kitaplarıda kendisine getirtmesini istemişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:1}"&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;div class="mvm uiStreamAttachments clearfix fbMainStreamAttachment" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:10}"&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3454519597683610339?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3454519597683610339/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/cagr-filminin-muzikleri-icin-colde-tek.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3454519597683610339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3454519597683610339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/cagr-filminin-muzikleri-icin-colde-tek.html' title='Çağrı filminin müzikleri için çölde tek başına 2 ay kalan film müziği bestecisi Maurice Jarre hakkında kısa bir bilgi.'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5549852868122824348</id><published>2011-12-06T09:39:00.001-08:00</published><updated>2011-12-06T10:08:39.449-08:00</updated><title type='text'>Yeraltından Notlar - 2 ( Underground Notes -  2 )</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;a href="http://uretim.meb.gov.tr/EgitekHaber/s103/resimler/malazgirt.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="320" src="http://uretim.meb.gov.tr/EgitekHaber/s103/resimler/malazgirt.jpg" width="274" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: small;"&gt;Evet yaşamak kavramından ne anlıyorum ki ?&amp;nbsp; Uyumak, yemek yemek, tuvalete gitmek, gezmek , kanepeye rahatça uzanmak, televizyon karşısında kumanda ile uzun uzun gerilmek ve daha neler neler ? Ne yaşıyorum ben... yaşam benimi yaşıyor ben mi yaşamı yaşıyorum. Yaşam benim üstüme mi geliyor benmi onun üstüne gidiyorum. Yaşamak kavramı öyle bir kavram ki bir küp düşünün yaşamı o küpün içine sığdıramazmısınız yine ben yaşıyorum diyebilirsiniz. Dört duvar arasında kalsanız bile. İnsanlar çağın gerektirdiği gibi mi yaşıyor sizce ? Bana göre modern çağ diye birşey yoktur... her çağ insanı kendi modernizmini yaşamazmı. Sultan Alparslan'ın bir hikayesi vardır. O hikayedeki yaklaşım her zaman dikkatimi çekmiştir benim. 11. Yüzyılda geçiyor bu hikaye o zaman çağın gerektirdiği bir savaş yaşamı var. Kılıç o zamanlar en önemli obje insan için. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: small;"&gt;Sulltan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe&lt;br /&gt;gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:&lt;br /&gt;- 300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.&lt;br /&gt;Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der:&lt;br /&gt;- Biz de onlara yaklaşıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; font-family: inherit; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; font-family: inherit; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v377/95/39/37352052274/n37352052274_1638120_8524.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v377/95/39/37352052274/n37352052274_1638120_8524.jpg" border="0" height="215" src="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v377/95/39/37352052274/n37352052274_1638120_8524.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Evet Alparslan öyle diyor. Onun için karşısına ne çıkacağı önemsiz çünkü o bir yolda ilerliyor geriye dönmek yok karşısına ne çıkarsa çıksın zafer yada mağlubiyet ama o gitmekte kararlı. Alparslan'ın bu yaklaşımı yaşamla benim aramdaki mücadeleyide anlatıyor sanki, Sultan Alparslan kılıcıyla ilerliyor umursamaz ama kararlı her sonuç onun için önemsiz sadece ilerlemek. Ben ne derseniz deyin 4 duvar içinde hikaye yazıyorum müzikle yaşıyorum müzik ne olursa olsun o 4 duvardan çıkmama izin veriyor yani bedenim olduğu yerde dururken ruhum müzikle beraber yoluna çıkıyor, gitmesini istediğim yere gidiyor. Hikayeler'i ruhumun gezip dolaştığı döndükten sonra bana anlattığı anılardan yazıyorum. Sonuç ne ? Film yapacağız dertlerimi beyaz kağıttan beyaz perdeye taşımak. Dört duvar arasında yaşarken ben benim ruhumun ne yaptığını izletmek amaç. Ama ne var elde ? Sadece bir kamera var. Sultan Alparslanda ne vardı 1 kılıcı, atı ve 27 bin askeri.&amp;nbsp; Benim kameram ve kameramın çekeceği bir yaşam var.. yaşanmamış diyebilirsiniz ama aslında yaşanmış bir yaşamı çekecek. Sadece gidiyorum ne olursa olsun... ne sıkıntı olursa olsun ruhumun neler yapabildiğini göstermem gerek sonuç ne olursa olsun berbat birşeyde çıksa sadece ilerlemek amacım derdimi anlatmak. Elimdekilere bakıyorum ve ilerliyorum yaşam hayalet askerleriyle üstüme geliyor hissediyorum dört duvar arasında. Ama diyorum ki bende sana geliyorum. Kazanırım ya da kaybederim neticede kaçmıyorum ve geliyorum... asla arkaya bakmak yok sadece ilerle yolun nereye çıkacağını biliyorsun. Çünkü ruhun gitti ve geldi sana rehber olacak.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; Ve hissediyorum... yaşamın askerleri varsa benimde ruhum var. Ölümsüz bir ruhum. Biliyorum bir gün o tek pencereden göreceksiniz beni. Ben o odada bekliyor olacağım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5549852868122824348?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5549852868122824348/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/yeraltndan-notlar-2-underground-notes-2.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5549852868122824348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5549852868122824348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/12/yeraltndan-notlar-2-underground-notes-2.html' title='Yeraltından Notlar - 2 ( Underground Notes -  2 )'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6920940900665549227</id><published>2011-11-16T07:40:00.001-08:00</published><updated>2011-11-16T07:46:21.353-08:00</updated><title type='text'>Cafe</title><content type='html'>(denedin,yanıldın,gene dene, gene yanıl, daha iyi yanıl.did you try and error, try again, again, wrong, wrong better/samuel beckett)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda değerleri yeteri kadar hatta yeterisini geçtim değerleri hiç birşekilde belirtilmesede Türkiye'de kısa film sektörü gelişiyor... bende buradan sizlere izlenmesi keyifli ve içinde derin mesajlar barındıran sinematografisi ve kurgusuyla başarılı yerli kısa filmleri paylaşmaya devam ediyorum filmin konusu hakkında bir şey yazmak istemiyorum Ruhi Sarı ve Şevval Sam gibi profesyonel oyuncularla çekilen bir kısa film, yukarıdaki söz filmin ana düşüncesinin kapısını açıyor zaten. İyi seyirler. Filmin yönetmeni Tufan Şimşekcan'a buradan böyle bir yapımı Türk kısa film sektörüne kazandırdığı içinde teşekkürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dipnot : Sanırsam filmdeki şarkı orjinal ve harika, özellikle film esnasında arkada fon olarak sözlü müzikler pek tercih edilmez ancak bu şarkı öyle oturmuş ki oturmuş yani. Filmde çok rahatsız etmeyen sinematografik tercihler var pan titremesi, zoom çekimler yerine daha iyi tercihler kullanılabilirdi )&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="226" src="http://player.vimeo.com/video/16294491?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/16294491"&gt;"Kafe" Kısa Film, "Cafe" Short Film&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/tufan"&gt;tufan şimşekcan&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6920940900665549227?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6920940900665549227/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/cafe.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6920940900665549227'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6920940900665549227'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/cafe.html' title='Cafe'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-9163483894646223824</id><published>2011-11-12T17:20:00.001-08:00</published><updated>2011-11-12T21:22:26.592-08:00</updated><title type='text'>Foolishly Seeking True Love</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sizlerinde izleminizi istediğim yabancı kısa filmlerden biri " Foolishly Seeking True Love "&amp;nbsp; konusundan ziyade sinematografi çalışımı dikkatimi çekti.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;" Eğer kader öne geçmezse iki insan aşık olur "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/9073623?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/9073623"&gt;Foolishly Seeking True Love&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/jarrettconaway"&gt;Jarrett Lee Conaway&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-9163483894646223824?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/9163483894646223824/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/sizlerinde-izleminizi-istedigim-yabanc.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9163483894646223824'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9163483894646223824'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/sizlerinde-izleminizi-istedigim-yabanc.html' title='Foolishly Seeking True Love'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7545389997797849329</id><published>2011-11-12T17:05:00.001-08:00</published><updated>2011-11-12T21:22:43.168-08:00</updated><title type='text'>" Jurnal "</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Son zamanlarda dünya sinema tarihinde yerini almış ve alacak projeleri yavaştan takip etmeye başladım elbette ki kısa filmlerden söz ediyorum. Bunların arasında çok az yerli yapımlar var zira " Jurnal " adında izlediği ve kısa film sandığım yapım bende ayrı bir izlenim bıraktı ancak izlediğim bir fragmanmış bir fragman olmasına rağmen kısa film tadı veriyor. Sizlerle nadir paylaşabileceğim yerli bağımsız yapımlardan biri "Jurnal"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="225" src="http://player.vimeo.com/video/10657888?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" webkitallowfullscreen="" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/10657888"&gt;Jurnal ( Fragman )&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/yavuz"&gt;Abdulbaki Yavuz&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7545389997797849329?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7545389997797849329/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/jurnal.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7545389997797849329'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7545389997797849329'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/jurnal.html' title='&quot; Jurnal &quot;'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4810908479288880236</id><published>2011-11-12T16:30:00.001-08:00</published><updated>2011-11-12T21:22:56.618-08:00</updated><title type='text'>Film Yapmak Üzerine - 1</title><content type='html'>&lt;img alt="http://www.brightlightsfilm.com/27/27_images/027broughton.jpg" src="http://www.brightlightsfilm.com/27/27_images/027broughton.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Hayalperest kimdir ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;Fellini bu soruyu, Benim için tek gerçekçi kişi hayalperest olandır çünkü o kendi gerçekliğinin kanıtıdır. diye cevaplamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Film teknikleri deseniz pek çok kılavuz var, Eleştiri deseniz sayısız fikirler havada uçuşuyor. Aydınlanma deseniz ise kesik kesik parıldamalardan başka hiç birşey yok. Bizler için sinema sosyal bir olgu veya kültürel bir soru işareti değil, imgelemenin potansiyel bir kehanetidir. James Broughton için sinema bir şiirdi, bir aşktı bir dildi ve bir dindi, Sinema'yı yaratılışın Tanrılarına karşı bir görev olarak gördü. Burada sinemaya gitmekten söz etmiyoruz, sinema yapmaktan söz ediyoruz. Görüntünün canlanmasından söz ediyoruz. Sinemaya gitmek fantezilerinize teslim olmanın veya eleştirisel fikirler edinmenin, vaktinizi geçirmenin bir yoludur. Ancak bunun sinemayı hayata taşımak veya hayatı sinemaya taşımakla pek bir ilgisi yoktur. Şuna dikkat ; Hayat siz başka işlerle uğraşırken başınıza gelenlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Gördüklerini ve tecrübelerini ve aşkını ve kayıplarını sanki dünya üzerindeki ilk insanlardan biriymişsin gibi anlatmaya çalış demiş Rilke, ona sorular soran genç Şaire.&amp;nbsp; Her sanatçı asidir. Çünkü ona dai kendi hemcinslerinin içinde bulunan cehalet , açgözlülük ve tembelliğe olan tutku başkaldırır. Işığı görebilmiş olsalar, onlarında içinde barınabileceği bir ülke bilir aslında sanatçı. Bu nedenle de ışığı göstermek ister onlara. Ama onlar göremez. Görmek istemezler, O ülkede hiç bir şey görmek istemiyorum derler. O ise tekrar tekrar dener. Yeni bir lamba yakar, farklı bir devrim yapar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Öyleyse yukarı ve dışarı bak ve uçuşan o ışığı ara. Ana yolları takip etme yolculuklarda kaybol. Gittiğin yerler konusunda fazla titizlenirsen, ilham noktanı kaçırabilirsin. Sinema da hayat gibi, belirgin dünyevi olanın ötesindekine hizmet ettiği sürece yaşamaya değerdir. Mariane Moore'a şöhret içinmi yoksa para içinmi şiir yazdığını sordukları zaman " Başka bir ihtimal yok mu ? diye cevap vermişti. Hayatın amacı, Tanrı'nın ihtişamını keşfetmek ve sonraki hayatını bunu kutlamak için harcamaktır. Doğum ve ölüm günümüzü değiştirme şansımız yok, ama ikisi arasında boşluğu daha katlanabilir hale getirebiliriz. Hatta belki daha deneyüstü bir hale " Mutluluğun neredeyse Tanrın oradadır" Öyleyse aziz Augistine'ında önerdiği gibi " Tanrı'yı sev ve ne istiyorsan yap" Aslında Tanrı'yı düşünmekle hiç vakit kaybetme Tanrı olmayı dene.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; ***&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Öyleyse bırakın biraz ışık olsun. Işığı görüyor musunuz ? Işığı arıyor musunuz ? Gözlerinizin önünde bir film var mı ? Ya da gözlerinizin ötesinde ? Paracelcus Işık içimizdeki yıldızdır der. Ne kadar soluk olursa olsun kendi ışığınızı oluşturun. Selanikliler 1 5:5'de " Hepiniz ışığın çocuklarısınız der. Öyleyse keşfedin hissedin ve büyülenin ! Aydınlanmak Tanrısallığın doğasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Kaynak : James Broughton - Film yapmak üzerine.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4810908479288880236?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4810908479288880236/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/film-yapmak-uzerine-1.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4810908479288880236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4810908479288880236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/film-yapmak-uzerine-1.html' title='Film Yapmak Üzerine - 1'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7104161305091590906</id><published>2011-11-03T12:25:00.000-07:00</published><updated>2011-11-03T12:25:16.382-07:00</updated><title type='text'>Underground Notes - 1 ( Yeraltından Notlar - 1 )</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://sydneychamberopera.com/wp-content/uploads/2010/09/Notes-3.jpg" src="http://sydneychamberopera.com/wp-content/uploads/2010/09/Notes-3.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Farkettim ki blogu sürekli sinema dünyasından genel bilgiler hatta ayrıca sinema ile alakası olmayan ancak hoşuma giden bazı hikayeler ve haberleri paylaşarak kullanmaktayım, ancak şahsi blogumda kendimden bahsedememek büyük bir eksiklik olsa gerek, yeni farkına vardım. Kendimden bahsetmek derken yani ben bu koskoca sinema dünyasının içinde neler yapmaktayım, neler çabalamaktayım, düşüncelerim ve planlarım neler... biliyorum banane diyorsunuz hatta aptalmısın be adam yaptığın kendine niye paylaşasın ki diye söylendiğinizi duymaktayım, ama yinede ben paylaşacağım sizin umrunuzda olmasada bu bloga girdiyseniz eğer okumanızda fayda var diyerekten başlıyorum yeraltından notlara.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle neden yeraltından notlar diye sorarsanız şunu söyleyim...Dostoyevsky'nin eseri ile alakası yok etkilenmede yok. Böyle birşey kullanmamın sebebi yeraltında olmasamda yeraltındaymışım ve dış dünya ile iletişimim kopuk bir şekilde yeraltında yaşıyormuşum gibi görmem kendimi, yani kısası fiziksel olarakta yalnız olmasamda, beynimin içinde yeraltında yaşıyorum, manevi olarak yeraltında bana arkadaşlık eden tek şey var ; Düşüncelerim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;* Uzun süredir kamera arkasına geçememenin çok büyük bir stresi var şu sıralarda. Yaklaşık olarak 6 aylık süre oldu sanırsam ama artık şu konuda kendime söz verdim, armut piş ağzıma düş tarzında en ufak birşeyde ben bunu film yaparım yada ben bunu çekerim tarzında kameraya yanaşmamak, artık ince eleyip sık dokuyorum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Film çekmekte özellikle kısa film çekmekte tek önemli olan şeyin " hikaye " olduğunu anladım şu ana kadar... bırakın kamera kalitesini, ne kadar bütçe olduğunu ve diğer sinemasal aksesuarlardan yoksun olmayı bana şu an bedava "Red one" kamera verilse ben onla ne çekeceğim ki ? &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Hikaye'nin artık öyle basite indirgemeyeceğini anladım tek bildiğim şey var " benim bu dünya ile koca bir derdim var " ama bu dertler bildiğiniz " Hansel ile Gratel " tarzı hikayeler gibi anlatılacak dertler olmadığı.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Bundandır ki uzun süredi kamera arkasına geçmedim, belki kendimi avutuyorum....yok yok avutmuyorum evet şu an mutluyum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;* Plansızlık başımı kemiriyor adeta, plansız işler yapılıyor evet plansız... kurduğumuz topluluk ( pirana film ) biraz geç adımlar atıyor buda ben ve ekip arkadaşlarımın acımasız hayat koşuşturmasından ya da tam tersine sırf onu bahane göstererek birşeyleri hızlı üretememekten kaynaklı, zira zaman parayla değil ancak tekrar da satın alınamıyor sadece bir kez geliyor ve anlatacağınız dertler o kadar çok ki hangi zaman dilimini sığdırmayı düşünürken arkanızdan bir balta indiriliyor sanki.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* 2012'ye kadar çekeceğim kısa filmin hazırlıklarına başladım. Senaryo üzerinde düşünmeye devam etmekteyim, daha çok herhangi bir müdahele gerektirmeyen doğanın kendisini, tanrının sanatının kendisini kullanarak üretebileceğim bir hikaye üzerinden gidiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Senaryo bakımından sıkıntı yaşadığım gerçeğini göz ardı etmiyorum, ancak tırtıl ve koza hikayesinide unutmuyorum, arabanız var ve önünüzde iki yol var birisi çok taşlı ve engebeli diğeri ise dümdüz harika bir yol hangisinden giderdiniz, o kaymak gibi yoldan değil mi ?&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Yeraltında yaşamaktan sıkılmıyorum... neden mi ? Çünkü müzik var, nerede olursanız olun, ister Ay'da ister Jüpiter'de herhangi bir yerde. Sizden alamayacakları iki şey var Müzik ( Shawshank Redemption Andy Duffrene'e bağladık biraz :) ) ve düşünceleriniz. Müzik bana öylesine arkadaşlık ediyor ki hayal bile edemezsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;* Son olarak yeraltından iyi günler diliyorum buradan sizlere ulaşmaya devam edeceğim... ola ki yolunuz buraya düşerse mum ışıklarını takip edin sizi bana çıkaracaktır gelmezsenizde canınız sağolsun yapacağım filmler sizi zaten yeraltına çıkaracaktır umarım.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Helvetica Neue&amp;quot;,Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7104161305091590906?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7104161305091590906/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/underground-notes-1-yeraltndan-notlar-1.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7104161305091590906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7104161305091590906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/underground-notes-1-yeraltndan-notlar-1.html' title='Underground Notes - 1 ( Yeraltından Notlar - 1 )'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7668440178449877109</id><published>2011-11-03T11:45:00.000-07:00</published><updated>2011-11-03T11:45:57.309-07:00</updated><title type='text'>Lev Kuleshov : Kuleshov Efekti</title><content type='html'>&lt;h2&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Rus sinemasının dünya sinemasının sinematografisinde ve kurgusunun iskeleti olduğunu söyleyebiliriz aslında...Rus yönetmenler kendi sinema dilini oluşturmuş ve akıllı ve izleyiciye doğrudan etki eden kurgular bulmuşlardır bunlardan biri Lev Kuleshov'un izleyiciyin duygularıyla oynayabilmesini sağladığı kurgu diyebiliriz yani Kuleshov Efekti...&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;h2&gt;&amp;nbsp;&lt;/h2&gt;&lt;h2&gt;Unutulmuşluğu Yenen bir Öncü: &lt;/h2&gt;&lt;h2&gt;&lt;b&gt;Lev Kuleshov&lt;/b&gt; &lt;/h2&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Gökhan Erkılıç&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;   &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;editor@sekans.org&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   &lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="tr"&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;   &lt;b&gt;K&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;uleshov&lt;/b&gt; adı,    yaşamını sinemaya adamış belli bir grup dışında, sinemayla amatör ya    da profesyonel olarak ilgilenen sinemacıların belleğinde ve    bilgisinde ne önem taşır ne de yer tutar, çoğunlukla da tutar gibi    yapılarak geçiştirilir. Dünya genelinde, üniversite çevrelerinde    bile yıllar boyu unutulmuşları oynadığı, hatta günümüzde bile üçüncü    dünya akademisyenleri arasında kendine henüz yol bulamadığı da göz    ardı edilmemeli. Oysa ki tüm zamanların değişmez gerçeğini    sorgulayan o ünlü, bilenle bilmeyenin bir olmadığı saptamasına    dokunan, dokunduran bir alandır Kuleshov öğretisi. Yıllara yayılan    bir ilgisizlik! Varsın olsun, &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt; onlarsız da &lt;b&gt;   Kuleshov&lt;/b&gt;! Bu    yazı, bu ilgisizliğe ve görmezliğe karşı duyulan isyan duygularıyla    yazıldığı için bilenler veya bir bilen gibi davrananlar için    yazılmadı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;   &lt;img border="0" height="417" src="http://www.sekans.org/images/Kuleshov.jpg" width="300" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;   &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Yönetmen ya da bir sinema teorisyeni olmaktan öte,    kurgu kuramını ortaya atan sinema adamı olarak bakılmalıdır    &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt;’a. Onun yaşam öyküsü 14 Ocak 1899’da Tambov’da başlar, &lt;b&gt;   Lev Vladimirovich Kuleshov&lt;/b&gt; adıyla. Bu denli yoğunlaşmış bir    ilgi, sevgi ve üretme arzusunu nasıl duyup hayata geçirdiğini    anlamak zor olsa da, onu daha 17 yaşında dönemin ünlü yapımcısı &lt;b&gt;   &lt;u&gt;Kanconkov&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;’un stüdyosunda dekoratör olarak buluruz. Döneme    ilişkin kayıtlardan yine dönemin öne çıkan yönetmenlerinden &lt;b&gt;   Evgeni Bauer&lt;/b&gt;’in yönetiminde çalıştığını öğreniyoruz. Henüz 18    yaşında ilk sinema yazılarına ve ilk yönetmenlik girişimine tanık    oluruz. Gençliğin ataklığını ve öğrenme tutkusunu taşıyan bu    yazılarda ne yapacağını bilen, yeri geldiğinde yol gösteren ve    durmaksızın arayışlarını sürdüren bir insanla karşılaşırız. Hemen    ardından 1918-19 yıllarının iç savaş ortamına elinde kamerasıyla    sürüklenir. Moskova’ya döner dönmez, 1 Mayıs 1920’de kuruluşunda da    emek harcadığı Devlet Sinema Okulu’nun öğretim kadrosuna alınır, yaş    21! İlerleyen yıllarda yetiştirdiği ünlülerle ünlenecek olan    atölyesini 1922’de oluşturur ve ham film yokluğu nedeniyle filmsiz    film deneylerine başlar. Olanaksızlıkların insanın hayalgücünü hangi    noktalara taşıyabileceğinin en elle tutulur, gözle görülür    örneklerinden biridir &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt; denemeleri.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   Yönetmenin herşeyden daha önemli bir konuma sahip olduğu    düşüncesiyle yola koyulur. Bunu kurgunun sinema sanatının en önemli    öğesi olduğu görüşü izler. Sovyetler Birliği’nde kurgu sözcüğünü ilk    kullanandır. Filmsel zaman ve zaman boşluğu kavramları attığı önemli    adımlar olur. &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt;’u kurguya yönlendiren iki temel etken vardı.    Bunlardan biri doğrudan sinemadan geliyordu ve anlatım dilinin    zenginliği ile &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt;’u bir hayli etkileyen &lt;b&gt;David W. Griffith&lt;/b&gt;    sinemasıydı. Diğeri ise ülkesinin güçlü yazı geleneğine dayanan,    gelişkin örnekleri özellikle &lt;b&gt;Tolstoy&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;Puşkin&lt;/b&gt;’in    yapıtlarında karşımıza çıkan kurgusal anlatım teknikleriydi.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   Sinema tarihine Kuleshov Efekti diye giren kurgusal yorum    çeşitlemesi dikkat çekicidir. Tanınmış oyuncu &lt;b&gt;Ivan Mosjukin&lt;/b&gt;’in    bir yüz çekimini, sırayla yemek, çocuk ve tabut çekimlerine ekler.    Oyuncunun yüzündeki anlam, her eşlemede farklı duygusal bir tepki    taşıyormuş algısı uyandırır. Orijinali kayıp olan bu kurgu    çalışmaları üç temel okuma ilkesine dayanır: kurgunun yoruma    dönüklüğü, anlamın son katmanının seyirci tarafından belirlenmesi ve    karşıtlıklar algısı. Onun deneysel kurgu çalışmaları giderek    ayrıntılara yöneldi ve parça-bütün ilişkisine odaklandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   &lt;b&gt;Kuleshov’&lt;/b&gt;a göre kurgu bilincine varan ilk yönetmen &lt;b&gt;Griffith&lt;/b&gt;, kendisi    de kurguyu kuramsallaştıran ilk isimdi. Kurgusal anlatıma göre    gerçekleştirilmiş ilk Rus yapımı 1917’de çektiği &lt;b&gt;Proyekt Injenera    Praita&lt;/b&gt; (Mühendis Praita’nın Projesi) filmiydi.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;   &lt;img border="0" height="236" src="http://www.sekans.org/images/bolshevik.jpg" width="320" /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   &lt;b&gt;Resim:&lt;/b&gt; The Extraordinary Adventures of &lt;br /&gt;   Mr. West in the Land    of the Bolsheviks, 1924&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt; atölyesinin artık herkes tarafından duyulan deneyleri, ham    filme kolay ulaşılmaya başlandığı 1923 yılıyla birlikte daha bir    yoğunluk kazanır. Bu dönem, &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt;’u bir teorisyen olmaktan    çıkarıp, aynı zamanda bir yönetmen olarak da tanınmasına neden    olacak yapıtlarını barındırır. &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt; adının önemli bir ad olduğu    söylemini taşıyan ilk film, Bolşevik dünyasına uyum sağlama    problemleri çeken bir Batılı tiplemesinin başından geçenlerin    anlatıldığı &lt;b&gt;The Extraordinary Adventures of Mr. West in the Land    of the Bolsheviks&lt;/b&gt; (Bay Batı’nın Bolşevikler Ülkesindeki    Olağanüstü Serüvenleri, 1924) olur. Film, propaganda üzerine kurulu    özgün bir güldürüdür. Öğrencisi olan bir diğer ünlü sinema adamı,    &lt;b&gt;Vsevolod Pudovkin&lt;/b&gt; filmin senaristi, dekor tasarımcısı ve oyuncusu    olarak &lt;b&gt;Kuleshov’&lt;/b&gt;a büyük destek verir. Beş yıl önce hayatına giren    filmin kadın oyuncusu Alexandra Khokhlova’nın, yönetmenin hem özel    hem sanat yaşamında zirveye çıktığı anlaşılır. Üçlü bir yıl sonra ve    aynı görev dağılımıyla, ayrıntılarla zengin kılınan atmosferi,    psikolojik derinliği ve sanatsal arayışlarıyla propaganda sinemasını    aşan &lt;b&gt;Ölüm Işını&lt;/b&gt;’nı (Luc Smierti, 1925) gerçekleştirir. Artık    &lt;b&gt;Kuleshov’&lt;/b&gt;un önünde başyapıtı olarak gösterilen &lt;b&gt;Dura Lex&lt;/b&gt;’in    yapım öncesi çalışmaları uzanmaktadır.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;    &lt;table border="1" cellpadding="0" cellspacing="0" id="table4"&gt;     &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;      &lt;td&gt;   &lt;h1 align="justify"&gt;&amp;nbsp;&lt;/h1&gt;&lt;h1 align="justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;       Po Zakonu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span lang="TR" style="font-weight: normal;"&gt;/&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;Dura    Lex&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;      &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   senaryo: Victor Shklovski, Lev Kuleshov&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   görüntü yön: Konstantin Kuznetsov&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   dekor: Isaak Makhliss&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   oyuncular: Alexandra Khokhlova, Sergei Komarov, Vladimir Fogel,    Piotr Galadzhez&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   1926/61’/1673 mt/s&amp;amp;b/sessiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;      &lt;img border="0" height="633" src="http://www.sekans.org/images/dura-lex.jpg" width="320" /&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   Jack London’ın kısa bir öyküsünden yola çıkan Kuleshov, yarattığı    klostrofobik atmosferin sağladığı psikolojik gerilimle beslenen    çarpıcı bir Alaska westerni gerçekleştirir. Ortamın ıssızlığı içinde    içgüdüsel davranış eğilimleri gösteren, para tutkusunun öldürmeyi    sıradanlaştıran çekiciliğinin emrine girmiş ve içinde barındırdığı    sadizmi dışa vurmakta kendini kontrol edemeyen bir altın    arayıcısının öyküsü...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   Biri kadın olan, Amerikan rüyasına dalmış sürüklenen diğer iki yol    arkadaşı, yaşamlarının riske girdiğini farkederler ve silahını    elinden alırlar. Adamı bir kulübeye tıkarlar ve bahar gelinceye    kadar orada gözaltında tutmaya karar verirler. Bahar, ardında    cinayetler olan adamın yargı yoluyla cezalandırılması için uygun    hava ve ulaşım koşullarını yaratacaktır. Ancak, bir akşam kulübeye    döndüklerinde, suçlunun ardında onlara şans dileyen bir not    bırakarak kaçmış olduğunu görürler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   Filmografisinin ilk yazınsal uyarlamasını gerçekleştiren &lt;b&gt;Kuleshov&lt;/b&gt;,    filmde bütünüyle montaja dayalı bir anlatım dilini benimser.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;      &lt;img border="0" height="439" src="http://www.sekans.org/images/dura-lex2.jpg" width="296" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;     &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 align="justify"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   &lt;b&gt;Kuleshov &lt;/b&gt;ilerleyen yıllarda Stalin rejiminin saplantılı    ideologlarınca fazla entelektüel ve burjuva kalıntısı olanlar    arasında gösterilecek ve bu durum yönetmenin yaratıcı doğasından    uzaklaşmasına neden olacaktır. Filmler çekecek ancak zirveye yeniden    tırmanamayacaktır. Küskünlüğünü üzerinden atamayan Kuleshov,    ilerleyen yıllarda bir tek &lt;b&gt;Büyük Avutucu &lt;/b&gt;(The Great Consoler,    1933) filmiyle eski günlerinin çizgisini yakalar. 1941’de Film    Yönetiminin Temel İlkeleri adlı yapıtını yayınlar. &lt;b&gt;Khoklova&lt;/b&gt; ile    ortak yönettiği &lt;b&gt;Biz Urallar’danız&lt;/b&gt; (We from the Urals, 1944)    son filmi olur ve aynı yıl Moskova Film Enstitüsü’nün yönetimine    getirilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;   &lt;img border="0" height="373" src="http://www.sekans.org/images/great-consol.jpg" width="469" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Resim:&lt;/b&gt;   &lt;/span&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   The Great Consoler, 1933&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;   50’lerle başlayan yıllar Avrupa gezileri, film festivallerinde jüri    üyelikleri, toplu gösterimlerine davetler ve film gösterimlerini    destekleyen derslerle geçer. 30 Mart 1970’deki ölümünün ardından    yıllarca unutulmuşları oynayacak, nedense Batı onaylamadığı sürece    kimsenin adamdan sayılmadığı bu evrende, unutulmuşluğu er geç    yenecek düzeydeki yeteneği, emeği ve yapıtları sayesinde yeniden    gündemimize taşınacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="TR"&gt;   &lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;1917&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;    The Project of Engineer Prite &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1917&lt;/b&gt; An Unfinished    Love Song &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1919-20&lt;/b&gt; Kronika   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1920&lt;/b&gt; On the Red    Front &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1924&lt;/b&gt; The    Extraordinary Adventures of Mr. West in the Land of the Bolsheviks   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1925&lt;/b&gt; Luc Smierti   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1926&lt;/b&gt; Dura Lex   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1927&lt;/b&gt; The Journalist    Girl &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1929&lt;/b&gt; The Happy    Canary &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1930&lt;/b&gt; Dva-Bouldi-Dva   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1931&lt;/b&gt; Forty Hearts   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1932&lt;/b&gt; Gorizont   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1933&lt;/b&gt; The Great    Consoler &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1940&lt;/b&gt; The Siberians   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1941&lt;/b&gt; Happening on    the Volcano &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1943&lt;/b&gt; Timur’s Oath   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;   &lt;span lang="TR" style="font-size: 10.0pt;"&gt;&lt;b&gt;1944&lt;/b&gt; We from the    Urals&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7668440178449877109?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7668440178449877109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/lev-kuleshov-kuleshov-efekti.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7668440178449877109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7668440178449877109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/lev-kuleshov-kuleshov-efekti.html' title='Lev Kuleshov : Kuleshov Efekti'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7923376055972229265</id><published>2011-11-03T11:39:00.000-07:00</published><updated>2011-11-03T11:39:22.978-07:00</updated><title type='text'>Tarsem Singh'ten bir masal daha: Snow White</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-6vnrSsP3om0/TqamiUNf_pI/AAAAAAAAelU/LbqRx4BLEW0/s1600/hr_Untitled_Snow_White_Project_23.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://2.bp.blogspot.com/-6vnrSsP3om0/TqamiUNf_pI/AAAAAAAAelU/LbqRx4BLEW0/s400/hr_Untitled_Snow_White_Project_23.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tarsem Singh ismini ilk defa yönettiği &lt;b&gt;&lt;i&gt;"The Cell - Hücre"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; filmiyle duymuştuk, karanlık atmosferi başarıyla yansıtan ve harika görüntüleri olan film ne yazık ki başrol oyuncusunun &lt;b&gt;Jennifer Lopez&lt;/b&gt; olması sebebiyle baştan bir önyargıya maruz kalmış ve IMDB puanı bile 6.2 olmuştu. Kaliforniya'da Dizayn bölümünden mezun olan Singh'in oldukça az sayıda çektiği filmlerin tüm karelerini özenle seçtiği çok açık. Nitekim hem yazıp, hem yapımcılığını yaptığı ve yönettiği &lt;b&gt;"The Fall"&lt;/b&gt;&amp;nbsp;ile büyük bir çıkış yakaladı. Masalsı havasıyla Tim Burton filmlerine benzeyen The Fall'da renklerin seçimi, görüntüler harikaydı. Nitekim o sene sinematografi dalında kazandığı ödüller Singh'in başarısının kanıtı oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;Bu filmden sonra yine uzun bir ara veren Singh daha sonra Grek mitolosijini konu alan &lt;/span&gt;&lt;b style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;Immortals&lt;/b&gt;&lt;span style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;'ı çekti, Immortals ülkemizde de Kasım ayında vizyona girecek ve fazlasıyla ses getirecek gibi. Bense 2012 Mart'ında vizyona girmesi planlanan &lt;/span&gt;&lt;i style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;"Snow White - Pamuk Prenses"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt; filmini merakla beklemekteyim. Kötü kraliçeyi Julia Roberts'ın, kralı Sean Bean'in (kabul edelim bu adam bu tür rollere fazlasıyla uygun) canlandırdığı filmde Pamuk Prenses'i Lily Collins canlandırıyor. Açıkçası &lt;/span&gt;&lt;b style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;Alice in Wonderland&lt;/b&gt;&lt;span style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;'de beklentileri fazla yükselttiğim için bu filme temkinli yaklaşmak istiyorum, gerçi Alice in Wonderland'de görüntü olarak yine tatmin olmuştum, filmden gelen görüntüler görsel bir şölen yaşayacağımızın habercisi gibi. Kostümler, renkler her zamanki Tarsem Singh çizgisinde. Grimm kardeşlerin hepimizin bildiği masalından farklı olarak Singh konuyu biraz değiştirmiş, filmde Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler yıkılmış krallıklarını geri almaya çalışıyor. Bu değişiklik bazılarını memnun etmemiş olacak ki şimdiden eleştiriler başladı, açıkası ben senaryo ve oyunculuk açısından çok fazla &amp;nbsp;bir şey &amp;nbsp;beklemediğimden belki diyaloglara - oyunculuklara fazla takılmadan direk olarak bir fotoğrafa bakıyormuş gibi izleyebilirim filmi. Bizi neler beklediğini merak ediyorsanız aşağıda koyduğum resimlerin üzerine tıklayıp büyük hallerini görün derim. &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="background-color: transparent; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Güncelleme: Tarsem Singh'in başarılı olduğu bir alan da reklam filmleri, özellikle Pepsi için çektiği Gladyatör temalı reklam ve futbolcuların langırt oyuncuları olduğu reklamları ünlü çekimleri arasında.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5VAtK8baNuk/TqamhbJAQeI/AAAAAAAAelI/iyuSWR5F5AI/s1600/hr_Untitled_Snow_White_Project_5.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="298" src="http://2.bp.blogspot.com/-5VAtK8baNuk/TqamhbJAQeI/AAAAAAAAelI/iyuSWR5F5AI/s400/hr_Untitled_Snow_White_Project_5.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5g_3nHj1dAU/Tqamh7ZzyxI/AAAAAAAAelM/ANedJ0_Umlk/s1600/hr_Untitled_Snow_White_Project_20.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://1.bp.blogspot.com/-5g_3nHj1dAU/Tqamh7ZzyxI/AAAAAAAAelM/ANedJ0_Umlk/s400/hr_Untitled_Snow_White_Project_20.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7923376055972229265?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7923376055972229265/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/tarsem-singhten-bir-masal-daha-snow.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7923376055972229265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7923376055972229265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/11/tarsem-singhten-bir-masal-daha-snow.html' title='Tarsem Singh&apos;ten bir masal daha: Snow White'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-6vnrSsP3om0/TqamiUNf_pI/AAAAAAAAelU/LbqRx4BLEW0/s72-c/hr_Untitled_Snow_White_Project_23.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4148315068356716613</id><published>2011-10-25T06:25:00.001-07:00</published><updated>2011-10-25T06:25:49.135-07:00</updated><title type='text'>Bağımsız Sinema Manifestoları</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Robert Breer:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yaşasın formsuz film! Edebi olmayan, müzikal olmayan, hikaye  anlatmayan, görsel... Soyut bir dansa dönüşmeyen, ya da bir mesaj  vermeyen... İmajlarından kaçılamayan... Kelimelerin imaj veya sesler  olduğu, ve düşünceler gibi atlayıp zıplayan... Aynı yemek yemek gibi,  bakmak, koşmak gibi bir deneyim... ağaç veya binalar gibi bir nesne...  Akan ve çarpışan... Bir anlam üretmektense, kendisi bir anlam olan."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Evet, elime gelen her şeyi filme koyuyordum. Ama genelde birbirinden  mümkün olduğunca farklı imajları arkaarkaya dizmeye çalışıyordum.  Akıcılığı ne kadar bozabilirsem o kadar iyi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Larry Jordan:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Altını çizmem lazım ki, nasıl rüyalarımın anlamlarını bilmiyorsam,  filmdeki sembollerden hiçbirinin tam anlamını da bilmiyorum. Umuyorum ki  izleyicide şiirsel çağrışımlar uyandırırlar. Ben onların tamamıyla  izleyicinin yorumlarına açık olmasını arzuladım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sidney Peterson:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu görüntüler bizim mantığımıza değil, içimizdeki sonsuz belirsizlik evrenine hitap etmek amacındadır."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4148315068356716613?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4148315068356716613/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/bagmsz-sinema-manifestolar.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4148315068356716613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4148315068356716613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/bagmsz-sinema-manifestolar.html' title='Bağımsız Sinema Manifestoları'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3416939589617798311</id><published>2011-10-25T06:20:00.000-07:00</published><updated>2011-10-25T06:20:40.377-07:00</updated><title type='text'>Özgür Sinema Akımı</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/b/b1/Lindsay_anderson.jpg/215px-Lindsay_anderson.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/b/b1/Lindsay_anderson.jpg/215px-Lindsay_anderson.jpg" border="0" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/thumb/b/b1/Lindsay_anderson.jpg/215px-Lindsay_anderson.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Genç sinemacıların maddi engellerle karşılaşmaksızın serbestçe film  çevirmelerini sağlamak amacını güden bu hareket, tanınmış İngiliz  eleştirmeni Lindsay Anderson'ın önderliğinde yola çıkmıştır. Burada  maddi engellerle kastedilen çok büyük bütçelerle çevrilmiş filmlerin  İngiliz sinemasına gölge düşürmüş olmasıdır. J. Arthur Rank'ın  Hollywood'la rekabete girişmeye kalkışması, geniş bütçeli filmlere el  atması yanlış bir adım olmuştur. Rank, büyük Amerikan yapımevlerine  bağlanmak zorunda kalmış; en iyi yönetmenlerden başlıcalar Amerikan  ortaklıkları tarafından tutulmuş; televizyon, İngiliz sinemasındaki  bunalımı arttırmıştır. Bağımsız yapımcılar, finanse edecek öz kaynakları  olmadığından yatırım kaynaklarını kendi dışlarından sağlamaya  çalışmakta bazen de başarılı olamamışlardır. Bu dış kaynaklardan birisi  Amerikan şirketlerinin İngiltere'deki dağıtım şubeleridir.  İngiltere'deki mali kuruluşlar, genellikle film yapımcılarına  karışmamayı yeğlemişlerdir. Milyonlarca dolarlık büyük bütçeli filmler  kapalı gişe oynarken bağımsızların ürettiği filmler, seyirciyi  televizyon karşısından çekememiştir. Dolayısıyla televizyonun olumsuz  etkisiyle kapanan sinema salonlarının büyük çoğunluğu, bağımsız  yapımcıların filmlerini gösterenler olmuştur. Bunun sonucu da "Özgür  Sinema"nın bir ara getirdiği canlılığa rağmen İngiliz sinemasının sanat  açısından can çekişir duruma gelmesidir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;1955–1960 yılları arasında varlık gösteren İngiliz "Özgür Sinema"sı  filmlerinin bazılarının vurguları, John Grierson tarafından 1929'da  çevrilmiş Drifters (Balıkçı Tekneleri) gibi belge filmleri  anımsatmaktadır. Özgür Sinema 1959'da "Tutum, stil demektir; stilse  tutum" manifestosunu savunan bir akımdır. Bu akım, şiirsel gerçekliği  ile sanatsal sinemanın gelişimine katkıda bulunmuş olsa da uzun süreli  sponsor bulamadığından bir grup arkadaşın film yapımcılığından öteye  gidememiştir.&lt;br /&gt;İngiliz Özgür Sineması 1956'da Lindsay Anderson, Karel Reisz, Tony  Richardson tarafından yönlendirilen, Anderson ve Reisz'ın editörü  oldukları Sequence (1946–1952) dergisinde düşüncelerini yayımladıkları  İngiliz belge hareketidir. Politik atmosfere de yansıyan bu akım, Yeni  Sol'un başlamasıyla ticari İngiliz sinemasını da etkilemiştir. Basılı  bir açıklamada bu akımın amacı şöyle açıklanmıştır: "Biz bu  davranışımızla özgürlüğe inandığımızı göstermeye çalışıyoruz."&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İNGİLİZ ÖZGÜR SİNEMASININ YÖNETMENLERİ VE FİLMLERİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- LINDSAY ANDERSON&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1950'lerin Özgür Sinema hareketinde önemli rol oynayan bir yönetmen,  kuramcı, eleştirmen, yazar ve belgeselcidir. Genellikle sürrealist film  tekniklerini kullanarak İngiliz sinemasındaki sıradanlığı küçümsemiş,  geleneksel mizahın sınırlarını aşarak izleyiciyi şaşırtan keskin hicivli  ve sosyal içerikli filmler yapmıştır. Brecht'in şu sözünden yola  çıkarak gerçeğin dünyanın aynası olmadığını vurgulamıştır: "Gerçeklik,  gerçek olan şeylerin değil, onların gerçekte ne olduklarının  gösterilmesi işidir." Buna rağmen Bağımsız Sinema'nın ilk belge  filmlerinde Brecht'in etkisi çok belirgin değildir. Örneğin, geriye  dönüşler ve doğal oyunculuk içeren This Sporting Life (Sporcunun  Hayatı), sanatsal kaygıya rağmen öykücü bir gelişimin klasik modeline  boyun eğmektedir.&lt;br /&gt;Anderson'ın sinemasal dili, dünya görüşünü ortaya koymaktadır.  Anderson, çalışan sınıfın hayatının sergilenmesi gereğini belirtmiş; bu  anlayışı ile İngiliz film yapımcılığına canlılık getirmiştir. Anderson  ile yapılan bir röportajda O'na şu soru yöneltilmiştir:&amp;nbsp; "Tony  Richardson ve Karel Reisz ile birlikte ilkeler manifestosuna dayanan  Bağımsız Sinema akımını çok da nif duygularla oluşturmadınız, öyle değil  mi?" Anderson'ın verdiği yanıt ise şaşırtıcıdır:&amp;nbsp; "Filmlerimizi  gösterime sunmak için bir akıma ihtiyacımız vardı ve Bağımsız Sinema  manifestosu bu nedenle ortaya çıktı. Bu, tamamen yanlıştır diyemeyiz  fakat aynı duyguları paylaşan, aynı filmleri yapmak isteyen bir grup  insanın bir araya gelerek, sadece manifestoya dayanarak film yapmış  olduğu izlenimi oluştu fakat bu doğru değildir. Manifesto, elbette ki  bizim bir yansımamızdır; fakat ne benim ne de bizim içimizden bir  başkasının bu manifestodan etkilenerek filmlerimizi yaptığımızı  sanmıyorum."&lt;br /&gt;Lindsay Anderson'ın 1956'da çevirdiği O Dreamland (Ey Hayaller  Ülkesi) O'nun ilk belge filmidir. Film, Margate'taki bir lunapark  çevresinde çağdaş dünyanın huzursuzluğunu ortaya koyabilme başarısını  gösterir. Kitlelerin alışkanlıklarına saldırmaktadır.&lt;br /&gt;1957'de çektiği Everyday Except Christmas (Noel'den Başka Her Gün)  ise "Covent Garden" marketinde geçen hayatı yansıtır. İnsancıl ve  arkadaşça yaşayan meşgul ve çalışkan insanların yaşamlarından duygusal  bir kesit sunar. Birbirlerine tek bir kötü söz dahi sarf edemeyen  güleryüzlü insanları pozitif bir bakış açısıyla portrelemektedir.&lt;br /&gt;Bunlardan başka Anderson'ın 1963'te çektiği This Sporting Life (Sporcunun Hayatı) adlı bir filmi daha vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3416939589617798311?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3416939589617798311/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/ozgur-sinema-akm.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3416939589617798311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3416939589617798311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/ozgur-sinema-akm.html' title='Özgür Sinema Akımı'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1060979352238099366</id><published>2011-10-14T09:48:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T09:48:00.476-07:00</updated><title type='text'>Sinematografi Üzerine - 1</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" border="0" height="320" src="http://www.tretipol.cz/img/pic/3/lynch01.jpg" width="273" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { margin: 0.79in }  P { margin-bottom: 0.08in } --&gt; &lt;/style&gt;  &lt;div style="margin-bottom: 0in;"&gt;Sinemada çok önem verdiğimiz bir unsur sinematografi, peki nedir bu unsur, bırakalım şimdi sözlüklerdeki edebi klişe tanımlamaları ve sinematografinin derinlerine inelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bir insan hayal edin ve onun sıradan bir gününü, sabah erken kalkıp işe gitmek zorunda, istemeyerekte olsa kalkıyor o sırada cam kenarında olan yatağında doğrulunca güneş ışınlarının içeri puslu bir şekilde girmesi dikkatini çekiyor, uykulu gözlerini ovuşturuyor ve camdan bakıyor, dağların arkasında yücelen bir güneş var daha tam parlamamış kuvvetli ışık veremiyor doğal olarak bu manzara karşısında etkileniyor bu adam, peki bu adamın yerine herhangi bir kamera düşünsek ne olurdu ? Günde bir kere denk gelecek bu manzarayı doğru yerde çok güzel bir şekilde durdurabilirdi. İşte sinematografi burda başlıyor, sinematografi doğadaki tüm unsurların doğru bir zamanda doğru bir yerde doğru bir açıda objektife yansıması değilmidir, görüntü estetiğidir sonucunda, ancak bu söylediğimden şu mana çıkıyor olabilir siz sadece doğru zamanı doğru yerde bekleyin, evet bunu yapmamız gerek ancak doğru zamanı bekleyeceğimiz doğru yeride biz yaratmak zorundayız hatta yeri gelince doğru zamanıda biz yaratmalıyız, siz kameranın arkasındaysanız Tanrı'yı unutmalısınız, o kameranın arkasına geçtiğinde artık yepyeni bir dünyanın tanrısı siz oldunuz, vizörden göreceklerinizi siz ayarlayacaksınız, güneş doğumu ve batımı, dolunay gibi insanların gözüne hoş gelen unsurları efektlerle yaratmak gibi saçma bir şey yok, bunlar zaten Tanrı'nın fotoğrafçı ve sinemacılara hediye ettiği hediyeler o güneş oradan sizin için yükseliyor zaten, önemli olan doğru zamanda doğru yerde bulunmak, şafakta güneş sizin için yükselirken sizin tek yapmanız gerek kameranızı doğru yere yerleştirip REC tuşuna basmak. REC tuşuna bastığınız andan itibaren tanrı sizsiniz. Bu söylediklerimle belki sinematografiyi çok dar kalıba indirgedim ancak ufku açık olan insanlar dediklerimi gayet geniş manada algılayabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0in;"&gt;Sinematografinin birazcıkta soyutsal derinliklerine inersek şu paragraflarla başlamak isterim&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;Stan Brakhage'nin 1964'te Görme üzerine mecazlar adında verdiği manifestosunda şöyle demiş Metaphors on Vision - 1964 - Görme Üzerine Mecazlar:&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;"İnsanların koyduğu perspektif kuralları tarafından yönlendirilmeyen bir göz düşünün… Kompozisyon mantığı tarafindan önyargılara boğulmamış, şeylere isimlerine göre tepki vermeyen, onun yerine hayatta her karşılaşılan objeyi bir macera sonunda algılayan bir göz… Yeşil kelimesini bilmeyen bir bebek için sizce çimlik bir alanda kaç değişik renk vardır? Şartlanmamış bir göz için ışık kaç tane gökkuşağı oluşturur? Peki bu göz ısı dalgalarını da hissedebilir mi acaba? Ne olduğunu anlamadığımız şeylerle dolu, sonsuz hareketle hayat saçan ve sayılamaz renk tonundan oluşmuş bir dünya düşünün. Herşeyin kelimelerle tanımlanmadığı bir dünya düşünün."&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote style="margin-left: 0in;"&gt;Evet, Stan Brakhage olayı çok güzel özetlemiş, soyutsal sinematografi kullanan yönetmenlerin filmleri her zaman ağır olmuştur. Günümüzdeki en iyi örneği ise elbette ki David Lynch filmleri, çoğu filmsever bu sanatkarın filmlerini izledikten sonra anlama zahmetine kapılmamış ve kaçmışlardır çünkü oldukça karmaşık ve insanoğlunun olaylara bakışını somutsal olarak düşünürsek doğal olarak saçma geçecek bir yapıya sahipler. Sinema'da iki tür dünya vardır 1. İnsanın yaşamını sürdüğü ve şu an yerçekimi sayesinde yere bastığınız dünya bir diğeri ise Yönetmenin kameranın lenslerine vuran değilde beyninde yarattığı dünyayı kameraya soyutsal olarak aktardığı dünya. Soyutsal sinemayı en iyi aktaran sinemacıların daha öncede ressam olarak görüyoruz, biliyoruz ki bir ressam sanatını yaratırken çizdiği o karede koca bir dünya saklıdır ancak ki onu çizenden başka kimse anlayamaz çünkü o gizem onun beynin saklıdır o sadece somut veya soyut düşüncelerini renklere dökebilmiştir. David Lynch'te ressamdır ve David Lynch resim çizerken yaptıklarını bu sefer sinemada uygulamaya çalışmaktadır, Sinema saniyede 24 kere gerçektir diyoruz. Saniyede 24 karede gerçek ve gerçek olmayan herşeyi göremiyoruz David Lynch'in filmlerinde ama o 24 karenin her pikseline Lynch beynindeki o gizemi taşıyabiliyor, sakın abartma olarak görmeyin bunu biz Lynch'le konuşmadan bilemeyiz, Soyutsal Sinematografide zaten Yönetmenler izleyicinin anlaması için uğraşmazlar tam tersine anlaşılmamazlık üzerine kafa yorarlar ama onlar anlarlar. Bunu en basite indirgersek şöyle diye bilirim biz bir delinin dünyasını, kendi içinde neler yaşadığını, ne gördüğünü, bizden ne farkı olduğunu bilemeyiz, dünyanın en iyi psikolog ve psikiyatrist bile çözemez çünkü o bireyin beynindedir onu alamaz ve göremezsiniz. Soyutsal sinematografide böyle bişeydir işte ne dersiniz deyin, ister deli deyin ister kaçık ancak bununda bir sanat olmadığı kuşkusuna kesinlikle kapılmayın. Ünlü sanatkar demiş ki ; "Zihniniz birçok harika ve güzel şeyi dizginleyebilir. Mantık ve sebep aramaksızın her zaman başka birşey, görünmeyen birşey mevcuttur. Dünya sonlu olmaktan çok, sonsuz bir yerdir. Okuduğunuz için teşekkürler devam edeceğiz.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1060979352238099366?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1060979352238099366/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/sinematografi-uzerine-1.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1060979352238099366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1060979352238099366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/sinematografi-uzerine-1.html' title='Sinematografi Üzerine - 1'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3935688016528817604</id><published>2011-10-14T09:22:00.001-07:00</published><updated>2011-10-14T09:22:53.520-07:00</updated><title type='text'>Stan Brakhage - Metaphors on Vision - 1964 - Görme Üzerine Mecazlar:</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://www.sanatlog.com/wp-content/uploads/2010/07/12.jpg" src="http://www.sanatlog.com/wp-content/uploads/2010/07/12.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;blockquote&gt;"İnsanların  koyduğu perspektif kuralları tarafından yönlendirilmeyen bir göz  düşünün… Kompozisyon mantığı tarafindan önyargılara boğulmamış, şeylere  isimlerine göre tepki vermeyen, onun yerine hayatta her karşılaşılan  objeyi bir macera sonunda algılayan bir göz… Yeşil kelimesini bilmeyen  bir bebek için sizce çimlik bir alanda kaç değişik renk vardır?  Şartlanmamış bir göz için ışık kaç tane gökkuşağı oluşturur? Peki bu göz  ısı dalgalarını da hissedebilir mi acaba? Ne olduğunu anlamadığımız  şeylerle dolu, sonsuz hareketle hayat saçan ve sayılamaz renk tonundan  oluşmuş bir dünya düşünün. Herşeyin kelimelerle tanımlanmadığı bir dünya  düşünün."&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3935688016528817604?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3935688016528817604/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/stan-brakhage-metaphors-on-vision-1964.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3935688016528817604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3935688016528817604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/stan-brakhage-metaphors-on-vision-1964.html' title='Stan Brakhage - Metaphors on Vision - 1964 - Görme Üzerine Mecazlar:'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1330639312681597269</id><published>2011-10-14T09:20:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T09:20:00.715-07:00</updated><title type='text'>Bağımsız Sinema Manifestosu 2</title><content type='html'>Herkesin başarmak ve satmak istediği bu zamanlarda, görünmeyenin, para  veya ekmek getirmeyen, yakın tarihte, sanat tarihinde ya da herhangi bir  başka tarih kitabında yerini alamayacak, kişisel şeylerin peşinde  koşmak için, sosyal ve günlük dokuları kucaklayanları kutlamak  istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi otoyolunun tam ortasında ayaktayım ve  kahkahalarla gülüyorum. Çünkü Çin'deki küçük bir çiçeğe konmuş bir  kelebek daha şimdi kanatlarını çırptı, ve ben biliyorum ki tüm tarih ve  kültür bunun sonucunda kökten değişecek. Biryerlerde, New York'un  güneydoğusunda biryerlerde, bir kamera daha şimdi hafif ve yavaşça bzz  diye bir ses çıkardı ve dünya artık eskisi gibi olmayacak. Sinemanın  gerçek tarihi görünmeyen tarihidir. Bir araya gelen, sevdikleri şeyi  yapan arkadaşların tarihidir. Bizim için, sinema, projektörün her yeni  bzzında, kamera her bzz ettiğinde başlar. Kameramız her bzzzladığında,  kalplerimiz ileri doğru sıçrar arkadaşlarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1330639312681597269?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1330639312681597269/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/bagmsz-sinema-manifestosu-2.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1330639312681597269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1330639312681597269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/bagmsz-sinema-manifestosu-2.html' title='Bağımsız Sinema Manifestosu 2'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-106461320364433313</id><published>2011-10-12T12:57:00.000-07:00</published><updated>2011-10-12T12:57:30.555-07:00</updated><title type='text'>Jonas Mekas - Sinemanın 100 yılına karşı manifesto (Şubat 1996):</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/p/h/i/philosophia/852690719797075_1261314470.jpg" src="http://img03.blogcu.com/v2/images/editor/p/h/i/philosophia/852690719797075_1261314470.jpg" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;Bildiğiniz  gibi bu dünyayı ve üzerindeki herşeyi Tanrı yarattı. Ve herşeyin  mükemmel olduğunu düşündü. Tüm ressamlar, ve şairler, ve müzisyenler  şarkılar söyleyerek yaradılışı kutladı ve herşey iyiydi. Ama tam değil.  Bir şey eksikti. Bu nedenden 100 yıl önce Tanrı film kamerasını  yaratmaya karar verdi. Ve bunu yaptı. Ve sonra bir yönetmen yarattı ve  ona bunları dedi "Al sana film kamerası denen bir alet. Git ve film çek  ve yaradılışın güzelliğini ve insan ruhunun hayallerini kutla, ve  eğlenmeyi unutma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şeytan bu işi sevmedi. O yüzden kameranın  önüne bir para çantası koydu ve filmcilere, "neden dünyanın güzelliğini  ve ruhunu kutlayasınız ki, bu alet ile para kazanabilecekken?" dedi. Ve  inanın veya inanmayın, bütün yönetmenler paranın peşinde koştular. Tanrı  bir hata yaptığını farketti. Bu nedenle 25 yıl sonra, hatasını  düzeltmek için, Tanrı bağımsız avant-garde sinemacıyı yarattı ve ona  dedi, "Kamera burada. Al bunu ve yaradılışın güzelliğinin şarkısını  söyle, ve eğlenmeyi unutma. Ama bunu yaparken zorlanacaksın çünkü bu  alet ile hiç para kazanamayacaksın."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-106461320364433313?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/106461320364433313/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/jonas-mekas-sinemann-100-ylna-kars.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/106461320364433313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/106461320364433313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/10/jonas-mekas-sinemann-100-ylna-kars.html' title='Jonas Mekas - Sinemanın 100 yılına karşı manifesto (Şubat 1996):'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4284370644084212762</id><published>2011-09-06T15:35:00.001-07:00</published><updated>2011-09-06T15:35:00.976-07:00</updated><title type='text'>İzlediğiniz en harika filmi önerin bana.</title><content type='html'>&lt;p class="formspringmeAnswer"&gt;moon&lt;/p&gt;&lt;p class="formspringmeFooter"&gt;    &lt;a href="http://www.formspring.me/DOGUKANBAHADIR?utm_medium=social&amp;utm_source=blogger&amp;utm_campaign=shareanswer"&gt;Ask me anything&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4284370644084212762?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4284370644084212762/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/09/izlediginiz-en-harika-filmi-onerin-bana.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4284370644084212762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4284370644084212762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/09/izlediginiz-en-harika-filmi-onerin-bana.html' title='İzlediğiniz en harika filmi önerin bana.'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6399390658012149744</id><published>2011-08-16T10:35:00.005-07:00</published><updated>2011-08-16T10:35:33.565-07:00</updated><title type='text'>Boktan Hayat !</title><content type='html'>Hayat çok boktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapma ya öyle mi? Hakketten mi? Niye peki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye'den ziyade hangi hayat boktan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dur ben söyleyeyim. Senin hayatın boktan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki niye? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimin yüzünden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailen, sevgilin, eski sevgilin, arkadaşların, dostların, akrabaların,  yaşadığın şehir, aldığın maaş, patronun, ülken daha uzar gider değil mi?  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya sen? Senin hayatının boktan olmasında senin katkın yok mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötüsü ne biliyor musun? Hayat bunları yaşatırken, sona doğru  giderken, etrafa bakmak yerine bu aptal şeyleri sorgulayıp durmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son durağın nasıl olduğunu zaten biliyorken, yol boyunca hep son  duraktan konuşmak. Etrafa hiç bakmamak, yolun keyfini çıkarmamak.Son  durakta geride kalan yolu anlatmak yerine, yol boyunca son durağı  konuşmak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bi şey olursa? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E olacak zaten bi şey bari yolun tadını çıkaralım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek ne biliyor musun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek şu an. Ne geçmiş ne gelecek. Gerçek şu an. Şu an da hiç bir zaman  aynı şu an olmayacak şu anın hakkını vermedikçe. Yeni şu anların hep  kötü şu anlar olacak şu anı geçmişe ve geleceğe sıkıştırdıkça. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi gözlerini kör etmişken karanlıkta gördüğün parıltıya da inanmıyorsun ya hayat akıp gidiyor sen bunu yaparken. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dedim ki şimdi ben?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Hayat çok boktan.&amp;nbsp; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6399390658012149744?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6399390658012149744/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/08/boktan-hayat.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6399390658012149744'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6399390658012149744'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/08/boktan-hayat.html' title='Boktan Hayat !'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5344518753424596587</id><published>2011-08-02T09:03:00.001-07:00</published><updated>2011-08-02T09:03:44.048-07:00</updated><title type='text'>Kısa Film Nedir, Ne Değildir?</title><content type='html'>&lt;h2&gt;&lt;a href="http://www.yonetmenibenim.com/kisa-film-nedir-ne-degildir-huseyin-kuzu.html" rel="bookmark" title="Kısa Film Nedir, Ne Değildir?"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="huseyin kuzu Kısa Film Nedir, Ne Değildir?" class="aligncenter size-full wp-image-112" height="218" src="http://www.yonetmenibenim.com/wp-content/uploads/huseyin_kuzu.jpg" title="Hüseyin Kuzu" width="249" /&gt;&lt;/div&gt;KISA FİLM NEDİR, NE DEĞİLDİR?&lt;br /&gt;1996 yılında “kısa film”in ne olduğunu soruşturan bir kitap  yayınlanmıştı. Yazar “kısa film nedir?” sorusu için dönemin bilinen  sorularını derleyip, konunun üstatlarına göndermiş ve cevaplarını bir  kitap haline getirmişti. Kitabı bir solukta okumuş, ama kitapta “kısa  film nedir?” sorusuna verilmiş tatmin edici bir cevap bulamamıştım.  Cevapların bir kaçı soruya teğet geçiyor, büyük çoğunluğu da çok uzak  sularda geziniyordu. Hatta bazı cevaplar klasik olabilecek(!) kadar  saçmaydı! O zaman, kitaptaki tanımlar için bir yazı yazmayı düşündüm,  Fakat sorun tanım yaparak çözülecek gibi değildi. Çünkü kısa film üstüne  hem yayıncılık hem de eğitim alanında büyük bir boşluk vardı.&lt;span id="more-111"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yıllar geçti. Hareketli görüntü dijitalleşince ülkemizde her yıl,  %90’ı öğrenci filmi olmak üzere, yüzlerce film yapılmaya başlandı.  Doğru-yanlış birçok kitap yazıldı ve çevrildi. Geçenlerde, genç bir  sinemacı bir siteye “kısa film nedir?” sorusuna 21 sinemacımızın verdiği  cevabı/derlemeyi koydu. Cevapları okuyunca gördüm ki, aradan geçen 15  yıla rağmen, cevaplar neredeyse aynıydı ve cevaplar yerinde sayıyordu.  Biliyorum ki eğitim alanı da hala yerinde sayıyor. Hele öğrenci filmleri  dışında hala bağımsız olarak 100 tane bile kısa filmin yapılmadığı ama  150 tane kısa film festivali ve yarışmasının yapıldığı bir ülkede ve  “youtube” çıkalı veya kısa film eğitimi ulusal kanallarda ayağa düşeli  beri!..&lt;br /&gt;Özel çabalara gerek yok. İnternete girip kısaca bir araştırma yapmak  ve kısa film için kolayca aşağıdaki gibi bir derleme yapmak mümkün;&lt;br /&gt;- Derdini kısa, öz ve zekice anlatan bir ifade aracıdır.&lt;br /&gt;- Kısa film piyasadan bağımsız, bir özgürlük alanıdır.&lt;br /&gt;- Kısa film uzun filme atlama tahtasıdır (veya değildir.)&lt;br /&gt;- Gerçekleri sergilemekten çok, gevezelik yapmayan sanatsal bir anlatım ve algılama tarzıdır.&lt;br /&gt;- Kısa film nicelikle değil nitelikle ilgilidir.&lt;br /&gt;- Sinemanın bilinen formların dışında bir araştırma formudur.&lt;br /&gt;- Kısa film, uzun filmin anası/atasıdır.&lt;br /&gt;- Kısa film amatördür.&lt;br /&gt;- vb….&lt;br /&gt;Bence bu sorunun aşılamamış olmasının temelinde, sinema alanında,  “üretim araçları” ve “üretim ilişkileri”ni kapsayan teorik bir “üretim  tarzı” düzeyinin tanımlanmamış olması yatıyor. Çünkü ülkemizde “üretim  tarzı” kavramı “üretim araçları”nın ucuz ve kolay bulunabilirliğine  indirgenmekte ama her teknolojinin aynı zamanda bir üretim ideolojisi  içerdiği “üretim ilişkileri” boyutu ise sürekli göz ardı edilmektedir.  (Bunun için eski bir yazımdan uzunca bir alıntıyı almak zorundayım.)&lt;br /&gt;“Hareketli görüntünün ilk elli yılı, bir anlamda “pelikül film”  çağıdır. Pelikül filmin üstünde görüntünün oluşumu, doğası gereği, önce  optik daha sonra da kimyasal iyonların set, stüdyo ve laboratuarlardaki  işlemlerine dayanır. Bu çağda, hareketli görüntüyle üretilebilecek her  tür dramatik, sanatsal, kültürel veya bilimsel ürün, tamamen pelikül  filme bağlı bir manifaktür veya endüstri ürünü olarak üretildi. Fakat  pelikül üretim tarzı, (PÜT) doğası gereği Taylorist (bant usulü!) ve  pahalı bir üretim tarzıydı. Dolayısıyla büyük sermaye ve onun  yönetiminde çalışacak yetkin zihinsel, plastik ve fiziksel uzmanlıklar  ve işbölümlerini gerektiriyordu. PÜT çağı bu yüzden on yıllarca  hareketli görüntülerin dramatik formu olan sinemanın gelir-gider dengesi  üzerine kuruldu. Bir alfabe olarak hareketli görüntünün diğer imkanları  bu pahalılık yüzünden pek kullanılamadı. Bu üretim tarzının hukuki,  ekonomik ve eğitim ideolojileri de hala tüm devlet, sektörel kurumlaşma  ve üniversitelerde egemen ideolojidir.&lt;br /&gt;Teorik ve pratik ipuçlarının keşfi pelikül filmin başlangıç yıllarına  dek götürebileceğimiz elektronik/digital (sayısal) hareketli görüntünün  üretim tarzı (EÜT) ise, ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra TV  yayıncılığı yoluyla dünya çapında yaygınlaştı. Başlangıçta, kuruluş  sermayesinin çoğunu sinema ve basın sektörlerinden alan bu sektör, soğuk  savaş döneminde, genellikle devletlerin veya bazı gelişmiş Batı  ülkelerinde büyük özel sermayelerinin egemenliğinde, ama daha çok tek  taraflı bir yayıncılık olarak gelişti.&lt;br /&gt;Hareketli görüntünün EÜT yoluyla üretim ve tüketimi, PÜT kadar pahalı  değildir. Fakat bu özellikle soğuk savaş dönemi ve ona bağlı ekonomi  politik ideolojiler yüzünden sürekli olarak ötelendi ve  toplumsallaşamadı. EÜT ancak, 1980’li yılların ortalarında, dünya  elektronik tekellerinin üretim ve tüketim araç ve gereçlerini ucuzlatıp  piyasaya sürmesiyle, dünya çapında yaygınlaşıp toplumsallaşabildi.&lt;br /&gt;EÜT’nın bu şekilde yayılması her düzeyde (eğitim, üretim ve  tüketim/seyir) PÜT’ın geleneksel otoritesini sarsan büyük bir kırılmayı  da beraberinde getirdi. 1980’li yılların başlarında yaşanmaya başlanan  bu kırılmanın gerçek anlamı, EÜT ile yapılacak her tür dramatik,  belgesel, kültürel, bilimsel, v.b. ürünlerin, üretim ve tüketim / seyir  imkânlarının (aslında!) çok daha ucuz ve daha az uzmanlık ve işbölümü  gerektirmesidir. Yaşanan kırılma dolayısıyla eskiden daha çok  sermayedarın sahip olabildiği üretim ve tüketim imkânları böylece  sıradan (!) bireylerin de tasarrufu altına girmeye başladı. Bu değişim  (bir anlamda KOBİ’leşme) kısa sürede hareketli görüntü ile üretilecek  her tür formun da önünü açtı. Belgesel sinema, deneysel sinema, kısa  film ve animasyon adeta bir altın çağ yaşamaya başladı.&lt;br /&gt;Günümüzde hareketli görüntünün tüm dünyadaki TEMEL ÇELİŞKİSİ, artık her  geçen gün tarih sahnesinden çekilmekte olan eski PÜT ile birikmiş ve  kendini EÜT’na uyarlamış uluslararası entertainment sermayesi ile her  geçen gün biraz daha toplumsallaşan EÜT’nın kobileşen yerel biçimleri  arasındadır.”&lt;br /&gt;Son söyleyeceğim şeyi başta söyleyerek, “kısa film”in (kendimce!) kısa  bir tanımını yapmak istiyorum. KISA FİLM, HAREKETLİ GÖRÜNTÜLER  (SİNEMATOĞRAFİ) İLE BİR TOPLUMSAL YAŞANTI İÇİNDEKİ BİR EYLEM (OLAY/DURUM  ÖRGÜSÜ) BİLEŞİMİNİ ANLATAN KISA ANLATIM FORMUDUR.” Bu kadar basit  (mi)!..&lt;br /&gt;Evet, basit ama zor!.. Çünkü tanım içindeki bazı kavramlar konusunda  herkesle aynı fikirde olduğumu sanmıyorum. Bu yüzden bu kısa tanımdaki,  özellikle “olay”, “durum” ve “eylem” gibi, daha çok epistemolojiyi  ilgilendiren kavramların, önce günlük dilimizdeki bulanık  kullanımlarından uzaklaşmak gerekiyor. Çünkü “olay” ve “durum”  kavramlarını günlük yaşantımızda, “bir olay mı var abi?” veya “bir durum  mu var abi?” diye, neredeyse birbirinin yerine bile kullanıyoruz. İki  kavramı burada ayrıntılı olarak tartışmak mümkün değil. Fakat, en  azından Arda Denkel’in “Nesne ve Doğası” adlı kitabında “olay”  kavramının 4 farklı tanımını, eski Yunan’dan günümüze kadar uzun uzun  tartıştığını biliyorum. Çünkü biz bir yandan da lisedeki fizik  kitaplarında Einstein’ın, Newton’un “uzay” ve “zaman” kavramlarını nasıl  çöpe atıp, onları tek bir “enerji” veya “uzay/zaman” olarak  tanımladığını unutup, sinema öğrencilerimize hala “Sinemada uzay ve  zaman” konulu tezler yazdırmaya devam ediyoruz!&lt;br /&gt;Kısa ve kestirmeden gitmek için Yılmaz Öner ve Arda Denkel’in fizik  ve felsefe için tartıştığı bazı kavramları, okuyucunun sabrına da  sığınarak ve sanatın ham malzemesi olan yaşantı (toplumsal formasyon)  içine taşıyarak, aşağıya sıralıyorum.&lt;br /&gt;DURUM; dediğimiz şey, içinde değişim arızaları barındıran ama bu  arızaları harekete geçiremediği için, kendisini sürekli değişmeden  yeniden üreten bir süreçtir. Yani durum dediğimiz şey, kimi türden  olayların yokluğunda, nesnelerin belirli bir araya geliş biçiminin  bozulmadan süregelip-süregitmesidir.&lt;br /&gt;OLAY; dediğimiz şey, kendini değişmeden yeniden-üreten bir durumun,  barındırdığı arızalardan biri harekete geçmiş ve kendini  “yeniden-yeniden üretim”e geçirmiş bir değişimidir.&lt;br /&gt;Dolayısıyla her “olay”, bir “durum”un değişim süreci ve yeniden bir  durum sürecine sönümlenmesidir. Yani, her durum ve olay belli bir  zamanda yer alır veya bir süreyi gerektirir. Zaman ve nedensel  ilişkilerin söz konusu olması için bir değişim, yani olay(lar)ın meydana  gelmesi gerekir. Değişim sürdüğü müddetçe olay da sürer, değişim  durunca olay da duruma dönüşür. Bir süreyi zorunlu kılmalarına karşın  olaylar kısa,&lt;br /&gt;durumlar ise çok daha uzun bir süreyi gereksinirler.&lt;br /&gt;Dolayısıyla, her olay ve durumun bir başı, bir ortası (zirve noktası)  ve bir sonu vardır. Bir süreç içindeki her durumun, başı, ortası ve  sonu da (görece) aynıdır.&lt;br /&gt;Fakat bir olay başlar, gelişir ve biter. Her olayın bittiği yer yeni bir durumun başıdır.&lt;br /&gt;SÜREÇ, olayların belirli bir ara düzeni izlemesidir. Süreçler olay demetleri, olay bileşikleridir.&lt;br /&gt;UZAM, felsefik anlamda, algılanan nesnenin temel niteliği veya bir nesnenin uzayda kapladığı yer olarak tanımlanabilir.&lt;br /&gt;OLAY DİZİSİ ise aynı nesne üzerinde art arda gelen değişimler, kalıcı bir nesne üzerindeki birbirini izleyen olaylardır.&lt;br /&gt;Okuyucunun yukarıdaki tanımların hepsini aynı anda akılda tutması ve  tutarlı bir bütün oluşturmak için kullanması oldukça zor olabilir. Bu  yüzden drama alanının günlük diline yaklaşmamızda yarar var. Önce,  kullanageldiğimiz dramatik “olay örgüsü” kavramı için küçük bir tashihe  ihtiyacımız var. Çünkü bu kavram ülkemizde bir “kalıp olarak” ve  “bulanık anlamlı” olarak kullanılıyor. Kavram drama literatüründe asıl  olarak “neden-sonuç (nedensellik) ilişkileri içinde olayların gelişimi”  olarak, yani çoğul anlamda anlaşılır ama tekil olarak, yani “olay  örgüsü” olarak yazılır. Aslında kavramın “olay(ların) örgüsü” olarak  yazılması daha doğrudur. Bunu netleştirmek önemli, çünkü yaptığımız  tashihi, şimdi yine kullanageldiğimiz “kısa film”, “uzun film”, “dizi  film” tanımlarıyla (aslında onlar da ekonomi politik tanımlardır!)  birlikte yeniden ayrıma sokacağız;&lt;br /&gt;KISA FİLM, “bir olay/durumu” veya “bir olay/durum ve o olay/durumun  çevresindeki bileşimi” anlatır. Bu soyut tanımı yaşantı içine koyarak,  kişi/özne, uzam ve eylem kavramlarını yukarıdaki, “yaşantı içindeki bir  eylem (olay/durum) bileşimi” tanımını ile birlikte kullanmaya hak  kazanırız. Burada herhangi bir eylem (olay/durum) bileşiminin  açımlanması şüphesiz kısa filmin uzunluğunu belirler. Bu bir dakika da  olabilir, 10 veya 45 dakika da… Dolayısıyla “kısa film”in, “kısa”  uzunluk sıfatı yüzünden ve doğal olarak “süre” üzerinden tanımı eksik  veya yanlıştır! Anlatılan bir eylem (olay/durum) bileşiminin açılımı ne  kadar sürerse, o kısa filmin süresi de o kadardır! Kısa filmin süre  sıfatıyla kullanılan bu ölçüsü, genellikle festival programlarından  sinema literatürüne sızmış ekonomi politik bir ölçü, hatta dayatmadır!&lt;br /&gt;Burada konumuz olmasa da tashih ettiğimiz kavramları;&lt;br /&gt;UZUN FİLM, neden-sonuç (nedensellik) ilişkileriyle birbirine bağlanan (gelişen) “durum/olay-ların örgüsü” olarak,&lt;br /&gt;DİZİ FİLM de (aslında!) neden-sonuç ilişkileriyle birbirine bağlanan  (gelişen) bir “çerçeve öykü” altındaki “öykülerin örgüsü”dür,&lt;br /&gt;diye kullanabiliriz.&lt;br /&gt;Yukarıdaki kısa film tanımını edebiyata yaklaştırırsak, “kısa film”  dramatik bir anlatı formu olarak edebiyattaki “kısa öykü”ye denk düşer.  (Fakat klasik anlamda 90 dakikalık bir “uzun film”, (genellikle “roman”a  benzetilse de!) aslında “uzun öykü”ye (novel) denk düşer. Klasik  anlamda 300 sayfalık bir roman, bir uzun filmin neredeyse 2 misli  durum/olayların örgüsünü içerir. Uyarlamalar için “roman”a 45’er  dakikalık 4 bölüm dizi formunun daha uygun düştüğü söylenir!)&lt;br /&gt;Dolayısıyla, öğrenci veya genç sinemacıların içine çok düştükleri  yanılgılardan birisi de bu iki formatın birbirine uyarlanabileceği  yanılgısını da cevaplamış oluruz. Yukarıda tanımlandığı üzere, madem ki  kısa film ve uzun film iki ayrı (burada “dramatik”) anlatı formudur,  kısa film uzatılarak uzun bir film, uzun bir film de kısaltılarak  (özetlenerek) bir kısa film yapılamaz. Burada konumuz dışı olsa da,  aşağıda vereceğim Brecht örneğindeki gibi, şüphesiz uzun filmin  “durumlar/olayların örgüsü” içinde kısa film olmayı hak edecek bazı  tekil “durum/olay”lar olabilir. Fakat onların tasarımı mutlaka,  “durumlar/olayların örgüsü”den kopartılarak alınmalı ve kısa dramatik  anlatı formuna göre yeniden tasarımlanmalıdır.&lt;br /&gt;Yukarıda özetlenen anlayışları, edebiyatın “kısa öykü” ve “roman”  anlatıları için sorguladığımızda, sinemacıların ne kadar ideolojik bir  sorunsalı içinde kaldığını ve bu tanımların tuhaf hatta gülünç olacağı  da görülecektir. Hayatında hiç roman yazmamış bir kısa öykücü (mesela  Çehov) bütün o klasik öykülerini bir roman yazmak için mi yazdı?! Veya  kalem, kağıt ve mürekkep ucuz olduğu için mi Dostoyevski özgürce roman  yazabilmişti de kısa öykü yazmaya tenezzül etmedi. Örnekleri, Çehov çok  mu amatör ve özgür, Tolstoy çok mu piyasaya bağımlıydı veya geveze bir  anlatıcıydı, vb. sorulara çoğaltmak da mümkün!..&lt;br /&gt;KISA FİLM VEYA KISA EDEBİ ÖYKÜ NEYİ ANLATIR.&lt;br /&gt;Sinema, tarihteki yolculuğuna 120 yıl önce ve daha sektör olmadan,  kısa filmle başlamıştı. İlk güzel örneklerini Amerika’da veren edebi  kısa öykünün ortaya ise sinemadan iki misli uzun bir tarihe geri gider.  Peki, birisi yazılı diğeri hareketli görüntü alfabesi ile bu iki kısa  dramatik anlatı biçimi acaba bize neleri anlatır?&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabını, insanoğlunun dünya üzerinde küreselleştirdiği  (ortaklaştırdığı) toplumsal formasyonlarda (yaşantılarında) aramak  gerekir. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir toplumsal yaşantı içinde,  bazı öykülemeler (durumlar/olayların örgüsü) eğer önce romanlar daha  sonra uzun filmler yoluyla da anlatılmış iseler ve bu öykülemeler  dünyanın diğer yörelerinde anlaşılabiliyorsa, bu ortak paydanın o kültür  coğrafyasında da yeteri kadar anlaşılabilecek ortak bir paydası olduğu  içindir. Andre Bazin, Afrikalı yerlilerin seyrettiği filmde öykülemeyle  değil de öykülemenin fonundaki hayvanlar vs. ile ilgilendiklerini  anlatır. Çünkü o filmin içinde geçtiği toplumsal yaşantı ile Afrikalı  yerlilerin ortak paydası ancak o kadardır.&lt;br /&gt;Kısa filmcinin görevi işte bu (evrensel/ortaklaşmış) yaşantı içinde, o  yaşantının bütünü sorgulayacak bir “olay/durum (eylem) bileşimini  bulmaktır. Mülkiyet ilişkileri açısından bir ev sahibi ile bir kiracının  ilişkisi temel olarak kalmış ama bu temel, tarih içinde çeşitli  toplumlarda farklı biçimlere bürünmüştür. Bu iki tarafın karşılıklı  duruşu, Eski Yunan’da bir destanda, Lonra’da bir romanda veya uzun bir  filmde New York’ta anlatılabilir. Peki bir kısa filmci bu iki taraf  arasında, kısa film anlatısı için kendisine gereken “olay/durum (eylem)  bileşimi”ni nasıl bulacak? Brecht bunun için çok güzel bir örnek verir.  Yanına avukatını da alıp gelmiş ev sahibinin, kiracıyı zorla evinden  çıkardığı o kısa “alıntı” (tasarım) içinde. Öyle bir “alıntı” ki  tarafların tüm süreçlerine diyalektik olarak yayılsın…&lt;br /&gt;“İlginç bir öyküm var, mutlaka onun filmini yapacağım” iddiası kısa  (hatta uzun) film camiasında çok duyulan bir cümledir. Sinemacılar  çoğunluk sanır ki kendilerine “ilginç” gelen bir “öykü” herkes için de  ilginç olacaktır. Sonuçta bu iddia ile birçok uzun veya kısa film  yapılıyor ama seyirci o filmleri hiç de “ilginç” bulmaz. Ben buna  genellikle, “Evet, ilginç ama kısa film olmayı hak edecek bir derinliği  yok!” demeyi tercih ediyorum. Sorun “ilginç” olanı bulmak değil, arayışı  “ilgi duyulacak olan şey”e çevirmek olmalıdır. Şüphesiz bu da bir  “olay/durum” avcılığından çok entelektüel bir çaba gerektirir.&lt;br /&gt;Yeri gelmişken, kısa filmciliğe bir CV olarak bakma yanılgısına da  değinmekte yarar var. Kısa film çekmiş olmak PÜT zamanında belki kimlik  veren önemli bir deneyimdi. Bu anlayış günümüzde de, biraz da çaresizlik  yüzünden, aynı dozda sürüyor. İstisnayı bozmuş falanca yönetmenin  tavsiyesi veya benzer tekil örnekler de kafaları iyice karıştırıyor.  Oysa eskiden oldukça dikkate alınan bu ölçü günümüzde pek geçerli değil.  Çünkü kimseye, bırakın iyi kısa filmciyi(!), 500 bölüm birinci sınıf tv  dizisi(!) çeken bir yönetmene bile, gel şu filmi çek, demiyor artık.  Kısa filmden sonra uzun film çekmek tabii ki mümkün. Ama uzun filmin  sektörel ilişkileri içinde kısa filmcinin deneyimini bir CV olarak  kullanabilmek artık eskisine göre (kolay gibi dursa da) çok daha zor. Bu  belki sadece kısa filmcinin kendisi için bir deneyim birikimi olabilir.  Öyle de kalsın zaten. İsteyen gidip uzun filmci olmayı öğrensin ve  olsun. Ama kısa filmcilik de artık kendi başına bir anlatı formu olarak  daha gelişsin. Çünkü elektronik üretim tarzının imkanları ona altın bir  tepside birçok olanaklar sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hüseyin Kuzu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Herkes İçin Sinema&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5344518753424596587?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5344518753424596587/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/08/ksa-film-nedir-ne-degildir.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5344518753424596587'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5344518753424596587'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/08/ksa-film-nedir-ne-degildir.html' title='Kısa Film Nedir, Ne Değildir?'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6720345572025025459</id><published>2011-07-31T13:09:00.001-07:00</published><updated>2011-07-31T13:09:16.804-07:00</updated><title type='text'>Ankara da Acil A (rh -) kana ihtiyaç vardır irtibat 0534 281 18 63 ask your friends ederseniz iyi olur.</title><content type='html'>&lt;p class="formspringmeAnswer"&gt;Formspring'i amacından saptırmayın burda soru soruluyor cevap veriliyor, ihtiyaç duyurusu için değil.&lt;/p&gt;&lt;p class="formspringmeFooter"&gt;    &lt;a href="http://www.formspring.me/DOGUKANBAHADIR?utm_medium=social&amp;utm_source=blogger&amp;utm_campaign=shareanswer"&gt;Ask me anything&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6720345572025025459?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6720345572025025459/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/ankara-da-acil-rh-kana-ihtiyac-vardr.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6720345572025025459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6720345572025025459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/ankara-da-acil-rh-kana-ihtiyac-vardr.html' title='Ankara da Acil A (rh -) kana ihtiyaç vardır irtibat 0534 281 18 63 ask your friends ederseniz iyi olur.'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6297486465238635907</id><published>2011-07-12T14:16:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T14:18:21.883-07:00</updated><title type='text'>Wake Tyler Up Inside You !</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/aukzBvmVN6w" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 15px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: red;"&gt;DİKKAT !&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 15px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; line-height: 15px;"&gt;Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olamayacağız... Hepimiz heba oluyoruz... Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köle olmuş... Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz... Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz... Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız... Bir amacımız yok; ne büyük savaş ne de büyük bir buhran yaşadık... Bizim savaşımız ruhani savaş... Ve bunalımımız kendi hayatlarımız...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6297486465238635907?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6297486465238635907/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/wake-tyler-up-inside-you.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6297486465238635907'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6297486465238635907'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/wake-tyler-up-inside-you.html' title='Wake Tyler Up Inside You !'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/aukzBvmVN6w/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-9171553556783126825</id><published>2011-07-08T18:34:00.000-07:00</published><updated>2012-01-03T20:25:25.793-08:00</updated><title type='text'>Straight Story</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRHsdrwgR0Wemn7nzCckHlqxM2mIHyqNxz6xshCjmdCz6zsk-nqPJmr4lUW" src="http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRHsdrwgR0Wemn7nzCckHlqxM2mIHyqNxz6xshCjmdCz6zsk-nqPJmr4lUW" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;b&gt;yaşlı olmanın en kötü yanı ne elvin?&lt;br /&gt;-bunun en kötü yanı birgün seninde genç olduğunu hatırlamak evlat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;peki yalnız olmaktan korkmuyormusun?kötü insanlar her yerden çıkabilir.&lt;br /&gt;-sevgili bayan bu yaşıma kadar neden korkup neden korkmamam gerektiğini öğrendim ve artık korkucak bişeyim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-çok kibarsın ama ikna konusunda acemisin. bu işi tek başıma bitirmeliyim dostum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erkeğin midesi kurabiyeden geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-bu dünyada herkesin bir d esteğe ihtiyacı vardır.özellikle benim gibilerin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında biz işimizi iyi yaparız.&lt;br /&gt;-iyi iş yapmak yeni malzeme kullanmak mı sağlam malzeme kullanmak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-.. ve ben yaz geceleri yıldızların altında tek başıma uyumaya çalıştım ama özelliklede yaz gecelerinde kendimi hep yalnız hissettim. bazen yaz ayı hiç gelmesin istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buraya bu hurdayla beni görmek içinmi geldin&lt;br /&gt;-evet doğru rayn&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;Yukarıdaki replikler özetliyor aslında, " Bir David Lynch" Filmi, ama David Lynch'i bu filmle tanımamalı şöyle bişey diyeyim David Lynch'i tanıdıktan sonra hayal kırıklığına uğramak istemiyosanız gençliğinde oldukça kötümser ve karmaşık olan bir yaşlı adamın içindeki pişmanlığı ve sevimliliği ortaya çıkarmışçasına izleyin, daha sonra açın bir Eraser Head veya Mulholland Dr. bu gençliğin karmaşasına ve acımasız gerçekliğine doğru yol alın işte esas David Lynch oralarda bir yerlerde dolaşıyor.... neydi ?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif; line-height: 20px;"&gt;&lt;b&gt;yaşlı olmanın en kötü yanı ne elvin?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial,helvetica,clean,sans-serif; line-height: 20px;"&gt;&lt;b&gt;-bunun en kötü yanı birgün seninde genç olduğunu hatırlamak evlat.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/xk8Y-XxaAog" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde şu müziği açın ki bu sevimli ve sıcak hikayenin içinize dolmasına izin verin, kendinizi dedenize bırakın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-9171553556783126825?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/9171553556783126825/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/straight-story.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9171553556783126825'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9171553556783126825'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/07/straight-story.html' title='Straight Story'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/xk8Y-XxaAog/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3722992217996370137</id><published>2011-06-17T17:21:00.001-07:00</published><updated>2011-06-17T17:21:27.807-07:00</updated><title type='text'>Favorite holiday?</title><content type='html'>&lt;p class="formspringmeAnswer"&gt;I have not any Holiday yet that &amp;quot;I can say this is my favourite holiday&amp;quot;&lt;/p&gt;&lt;p class="formspringmeFooter"&gt;    &lt;a href="http://www.formspring.me/DOGUKANBAHADIR?utm_medium=social&amp;utm_source=blogger&amp;utm_campaign=shareanswer"&gt;Ask me anything&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3722992217996370137?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3722992217996370137/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/favorite-holiday.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3722992217996370137'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3722992217996370137'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/favorite-holiday.html' title='Favorite holiday?'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1061164232939196420</id><published>2011-06-17T17:13:00.001-07:00</published><updated>2011-06-17T17:13:20.042-07:00</updated><title type='text'>Başarılı bir insan olmak yerine değerli bir insan olmayı tercih ederim diyen Einstein ne kadar haklı?</title><content type='html'>&lt;p class="formspringmeAnswer"&gt;Bu konuyu &amp;quot;başarı&amp;quot; ve &amp;quot;değer&amp;quot; kavramlarının tanımından ve farkından yola çıkarak çözmek gerek, şahsi fikrim kendi kulvarında ve uğraşlarında başarılı olan kişi zaten otomatik olarak bir çok insanın gözünde değer kazanır yani aralarında orantı vardır diye düşünüyorum başarılı her insan aynı zamanda değerlidir diyebilirim ancak şöyle bişey denilebilirmi ; Başarısız olan ama değerli olan insan yok mudur ? Evet vardır aslında ama onlarda değerlerini gösterdikleri mücadeleden ötürü kazanırlar örneğin &amp;quot;Hitler&amp;quot; nazizm politikasının lideri askeri alanda çok büyük başarısızlığa uğramış ancak yaptıklarıyla göreceli bir kavramda olsa kiminin gözünde değerli bir insandır. Aynı şekilde şöyle düşünmek gerekirse kısacası Einstein'in şu sözü herşeyi özetler aslında &amp;quot; Hayatında hiç bir hata yapmayan kişi hiç bir şey denememiştir &amp;quot; Başarı yolunda herşey mübahtır deriz, başarıya ulamaşak bile yaptıklarımız bize değer kazandırır. Einstein'in bu sözü ise her zaman bir şeyler yapmak isteyen kişi olduğunu gösterir. Savaşan kaybedebilir ama savaşmayan çoktan kaybetmiştir misali.&lt;/p&gt;&lt;p class="formspringmeFooter"&gt;    &lt;a href="http://www.formspring.me/DOGUKANBAHADIR?utm_medium=social&amp;utm_source=blogger&amp;utm_campaign=shareanswer"&gt;Ask me anything&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1061164232939196420?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1061164232939196420/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/basarl-bir-insan-olmak-yerine-degerli.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1061164232939196420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1061164232939196420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/basarl-bir-insan-olmak-yerine-degerli.html' title='Başarılı bir insan olmak yerine değerli bir insan olmayı tercih ederim diyen Einstein ne kadar haklı?'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4680698196527192057</id><published>2011-06-14T15:35:00.000-07:00</published><updated>2011-06-14T15:39:04.657-07:00</updated><title type='text'>Amerikan Rüyası</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Bir Amerikan iş adamı denizde küçük bir kıyısı olan ufak bir Meksika köyünde kıyıya yanaşan kırık dökük bir tekneyi görür, merakla biraz yakınlaşır tekne üstünde bir kaç iri Orkinoz balıkları gözüne çarpar, Amerikalı iş adamı biraz şikayet edercesine Meksikalı balıkçıya seslenir ;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Bunları tutman ne kadar süreni aldı ?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksikalı balıkçı balıkları kovaya koyarken bakmadan cevap verir ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;"Sadece bir kaç dakikamı aldı"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.jaylinblog.com/wp-content/uploads/2008/09/the_story_about_the_poor_old_fisherman.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;Bunun üzerine Amerika'lı iş adamı &lt;b&gt;&lt;i&gt;" Neden daha fazla uzun durup fazla balık yakalamıyorsun ?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye merakını gidermek için sorar. Meksikalı balıkçı &lt;b&gt;&lt;i&gt;" Ailemin zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için bunlar yetiyor" der.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Bunun üzerine Amerika'lı tekrar sorar balıkçıya&lt;i&gt;&lt;b&gt; " O zaman kalan zamanlarında ne yapıyorsun ? "&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; Meksikalı bu kez balıkları kovaya koymuştur, Amerikalının suratına bakar ve hafif bir tebessümle cevap verir ; &lt;b&gt;&lt;i&gt;" Geç kalkar, balığa gider ardından çocuklarımla oynarım, karımla siesta yaparım, her akşam köy merkezine inip, şarap eşliğinde arkadaşlarımda gitar çalarım, çok dolu ve meşgul bir hayat yaşıyorum efendim"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; diye bitirir sözünü.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ESC4bygtp2M/R2FAbeQGeBI/AAAAAAAACQQ/vYgRB3N5JYU/s1600/Chavannes+The+Poor+Fisherman.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://3.bp.blogspot.com/_ESC4bygtp2M/R2FAbeQGeBI/AAAAAAAACQQ/vYgRB3N5JYU/s400/Chavannes+The+Poor+Fisherman.jpg" border="0" height="234" src="http://3.bp.blogspot.com/_ESC4bygtp2M/R2FAbeQGeBI/AAAAAAAACQQ/vYgRB3N5JYU/s320/Chavannes+The+Poor+Fisherman.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;Bunun üzerine Amerikalı dalga geçer bir ifade ile seslenir Meksikalıya &lt;b&gt;&lt;i&gt;" Ben Harvard MBA fabrikasından geliyorum, bence balık tutma adına daha fazla vakit ayırmalısın, bu ilerleme ile tutacağın daha fazla balıkla daha büyük bir tekne alabilirsin, sonrasında büyük tekne sayesinde işini daha çok geliştirir sonrasında daha da büyük bir tekne alabilirsin, sonrasında işin geliştikçe bir kaç tekne sahibi olabilirsin, sonunda bir balıkçı donanmasına sahip olabilirsin, yakaladığın balıkları komisyonculara satmak yerine direk tüketicilere satabilirsin, ve belkide hayalindeki kendi üretim fabrikanı açarak, işini,üretimini,dağıtımını kontrol edebilirsin, derhal bu küçük balıkçı köyünden gitmelisin, ilk önce Mexico City'e ardından Los Angeles'a ardında New York'a, böylelikle yatırımını daha da zenginleştirebilirsin."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meksikalı balıkçı uzun süre sessizce dinledikten sonra merakla sorar ;&lt;b&gt;&lt;i&gt; " Peki efendim, bu kadar şey benim ne kadar süremi alacak acaba ?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı kendinden emin bir şekilde cevap verir ; &lt;i&gt;&lt;b&gt;"15 ya da 20 yılını alabilir elbette".&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Meksikalı tekrar merakıyla sorar ; &lt;b&gt;&lt;i&gt;" Peki ondan sonra ne olacak efendim ?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı, çılgın bir kahkaha atarak cevap verir ; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"İşin en iyi kısmına geleceksin işte, zamanı gelince kendi fabrikanı ve şirketini satılıklar listesine koyacaksın, bütün şirket stoklarını satacaksın ve ardından çok zengin olacaksın, milyonları sayacaksın"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Meksikalı başını aşağı yukarı sallayarak onay verir gibi yapar ve tekrar sorar ; &lt;b&gt;&lt;i&gt;"Milyonlar efendim, anlıyorum peki sonra ne olacak&amp;nbsp; ?"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı ilk önce ne olup bittiğini anlamasada sonra suratına bir şapşal ifade gelir ve sessizce söylemeye başlar ;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;" Sonra emekli olacaksın ve geç kalktığın bu küçük köye geleceksin, birazcık balık tutup, çocuklarınla oynayacaksın, karınla siesta yapacaksın, akşamları köye inip arkadaşlarınla gitar çalacaksın."&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı sözünü bittirdiğinde şapşal ifade hala gitmez. Meksikalı ise bişey demez tebessümle elindeki iki kovayla yolunu tutar, Amerikalı arkadan olan bitenin etkisinde heykel gibi ona baka kalır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bizler gelen kavşakta yollarımızı ayırsakta aynı yolun yolcusuyuz ve unutmayalım ki kavşakta ayrılan tüm yollar tek bir çıkmaz sokağa çıkacak. Oyun bittikten sonra Şahta Piyonda aynı kutuya atılacak.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table class="searchResultsTable" id="englishFullResultsTable"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr class="odd mouseOver"&gt;&lt;td class="en tm"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;      &lt;td class="tr ts"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4680698196527192057?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4680698196527192057/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/amerikan-ruyas.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4680698196527192057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4680698196527192057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/amerikan-ruyas.html' title='Amerikan Rüyası'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ESC4bygtp2M/R2FAbeQGeBI/AAAAAAAACQQ/vYgRB3N5JYU/s72-c/Chavannes+The+Poor+Fisherman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7421446047423812679</id><published>2011-06-14T14:26:00.000-07:00</published><updated>2011-06-14T14:29:26.811-07:00</updated><title type='text'>Sansür bilinmezi !</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.infobik.com/wp-content/uploads/2011/05/sansur.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.infobik.com/wp-content/uploads/2011/05/sansur.jpg" border="0" height="213" src="http://www.infobik.com/wp-content/uploads/2011/05/sansur.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;Seçimler öncesi bir sansür fırtınası koptu gitti, sosyal paylaşım sitelerinde belkide ana muhalefet yanlıları tarafından çok abartılı bir biçimde kişi hak ve özgürlüklerin kısıtlanması iddiasıyla neredeyse internet diğer bir kaç ortadoğu ülkelerindeki gibi tamamen yasaklanacak hale getirelecek tarzında eleştirilerde bulunuldu. Biz Türk halkı olarak yaygara koparmayı çok severiz ama bir kişi tutupta bu işin özü nedir bir araştırıyım ve öğreneyim demez de başkalarının yaygarasına bakar. Sansür işlemi oy kazanma ve kaybetme adına o kadar çok kullanıldı ki, internet kullanıcıları tam olarak neye uğradığını şaşırdılar, hatta şu an zaten mevcut 1 milyonun üzerinde telekom tarafından yasaklanmış siteler varken ancak DNS gibi hileli yollarla girebiliyorken 22 Ağustos'ta gelecek sansürün çok farklı bir şeymiş gibi tanıtıldı, aşağıdaki yazıyı okuyunca anlayacaksınız ki 22 Ağustosta gelecek sansür kimseye diretilmiyor, zorunlu bir paket yok şu anda zaten 1 milyon yasaklı siteye sahip standart paket devam edecek ama tercihe göre İnternet kullanıcıları çocuk ve aile paketi gibi paketler tercih edip ekstra olarak porno ve erotik ayrıca magazin bazlı siteleride kapatabilecek. Elbette internetin şu sıralar dünyada insanların eli kolu ve bacağı hale gelmesiyle baskıcı yasakları kimşe hoşgörüyle karşılayamaz, ancak kimse kimsenin özgürlüğünüde kısıtlayamaz, internet kullanıcıları haklı bir şekilde kısıtlanacak özgürlüklerini savunuyorlardı ama bazılarına göre kısıtlanacak özgürlükleri. Kısıtlama falan yok, bir deli kuyuya taş atar yüz tane akıllı çıkaramaz hesabı. Kaldı ki bu sansürün mevcut hükümetle hiç bir alakası olmadığını tamamen internet tüketicilerinden gelen şikayetler üzerine böyle bir yola gideleceğini öğrendik.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;22  Ağustos'ta ne olacak? İnternete sansür mü geliyor? Güvenli internet  zorunlu mu? Ücret ödemek gerekecek mi? Güvenli interneti seçen bundan  vazgeçebilecek mi? Güvenli internette engellenecek siteleri kim  belirleyecek? Kastın ötesinde engelleme olursa ne olacak?&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Sanal alemi sokaklara döken bu sorunun yanıtı için&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;BTK  Başkanı Tayfun Acarer, TİB İnternet Başkanı Osman Nihat Şen ve İnternet  Kurulu Başkanı Serhat Özeren, İnternet Medyası Derneği&amp;nbsp;&lt;/b&gt;üyeleri ile biraraya geldi.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Toplantıya İMD Başkanı Hadi Özışık, Gazeteciler.com, Nethaber.com,  Ensonhaber, T24, Medya Takip Merkezi, Samanyolu, Kanal 7, Rotahaber,  Medyaradar, HaberX, Habertürk sitesinin temsilcileri katıldı.&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  İstanbul'da yapılan toplantıda internetin dilinden en iyi anlayan sanal  medya temsilcileri düzenlemede gördükleri yanlışları, eksiklikleri ve  sakınca yaratabilecek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="2" cellspacing="2" height="102" style="float: right; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px; width: 229px;"&gt;&lt;tbody style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;tr style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;    &lt;td style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;GÜVENLİ İNTERNETİ HÜKÜMET Mİ İSTEDİ?&lt;/b&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     BTK Başkanı Acarer net bir şekilde diyor ki: "Bu uygulamanın siyasi  otoriteyle hiç bir bağı yok. Tamamen tüketicinin talebi doğrultusunda  ortaya çıktı. Bakanların, vekillerin haberi medyayla birlikte oldu.&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;noktaları getirdiler. Düzenlemeye imza atan kurum temsilcileri de merak edilen soruları net bir şekilde yanıtladılar.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  İşte kafalara takılan sorular ve o soruların yanıtları:&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1-22 AĞUSTOS'TA NE OLACAK?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  BTK Başkanı Tayfun Acarer bu sorunun yanıtını verdi...&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;*22 Ağustos'ta&lt;/b&gt;&amp;nbsp;tercihe  göre internet hizmeti devreye girecek. Şu an kullandığımız STANDART  paket kalıcı. Bunun yanına GÜVENLİ İNTERNET profili eklenecek. Bu profi  zorunlu değil tamamen TERCİHE bağlı. Kullanıcı GÜVENLİ İNTERNET  profilini SEÇMEK istemezse bugünkü STANDART paketi aynen devam edecek.  Bu durumda 22 Ağustos'ta internet kullanım hakkımızda herhangi bir  değişiklik olmayacak. Yani ilk anda algılandığı gibi bizi 22 Ağustos'ta  SANSÜRLÜ internet beklemiyor.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="2" cellspacing="2" height="102" style="float: right; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px; width: 229px;"&gt;&lt;tbody style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;tr style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;    &lt;td style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;SIRADAN UYGULAMA NASIL SANSÜR OLARAK ALGILANDI?&lt;/b&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     BTK Başkanı Tayfun Acarer, tepkiler konusunda ve özellikle de sansür algısıyla şaşkına dönmüş halde. Diyor ki:&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     "Bizim için&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;sıradan&lt;/b&gt;&amp;nbsp;bir düzenlemeydi. Sıradandı çünkü mevcuta&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;alternatif&lt;/b&gt;getiriyordu.&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İsteğe&lt;/b&gt;&amp;nbsp;bağlıydı ve isteyen için mevcut durum devam edecekti. Herhalde internetin hassasiyetinden ummadığımız bir noktaya geldi.&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2-GÜVENLİ İNTERNET NE?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;İÇİNDE NELER VAR:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Bu internet profilinde üç paket yer alacak. AİLE, ÇOCUK ve YURTİÇİ... Dileyen kişi istediği paketi seçebilecek.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;ÜCRETLİ Mİ? :&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Bu paketlerin tamamı ücretsiz olacak.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;VAZGEÇME HAKKI VAR MI? :&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Dilediğiniz  anda seçtiğiniz paketi iptal edip STANDART profile dönebileceksiniz.  Hatta İPTAL etmeden de saate bağlı olarak güvenli internet ile standart  profil arasında geçişler yapılabilecek.&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Örneğin,&amp;nbsp;&lt;/b&gt;çocuğunuzun kullanacağı saatlerde GÜVENLİ profile,  kendi kullanımız sırasında ise STARDART profile anında geçişler  yapabileceksiniz. Bunun için kullanıcıya (mesela çocuk paketini  seçmişse) şifre verilecek. Bu şifre ile çocuk paketini devreye  alabilecek yada devredışı bırakabilecek.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3-GÜVENLİ İNTERNETİN İÇİNDE NE OLACAĞINA KİM KARAR VERECEK?&lt;/b&gt;:&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="2" cellspacing="2" height="102" style="float: right; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px; width: 229px;"&gt;&lt;tbody style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;tr style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;    &lt;td style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;span style="font-family: mceinline; font-size: x-small; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,geneva; font-size: xx-small; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;TV'LERDEKİ CAHİL YORUMLARI&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;span style="font-family: verdana,geneva; font-size: xx-small; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;BTK Başkanı Acarer:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;"Bazen  TV'deki yorumları duyunca gülmek mi ağlamak mı gerekli bilmiyorum.  Sanıyorlar ki bizim elimizde vana var, çevirip interneti kapatıyoruz.  Oysa sistem bizim üstümüzden geçmiyor ki...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;Bu  konuda 25 Mayıs'ta İnternet Kurulu toplantı yapacak. Kurul bünyesinde  SİVİL-KAMU-ÖZEL sektör temsilcileri yer alıyor. Toplantıya dışardan  akademisyenler ve teknoloji editörleri de dahil edilecek. Bu kurul  GÜVENLİ internet paketinde neler olması gerektiği konusunda bir rapor  hazırlayacak. Bu rapor doğrultusunda düzenleme yapılacak. Hedeflenen  sektörün kendi kendini denetleyeceği bir yapılanma kurmak. Sakıncalı  içerikler listesi ise değişken olabilecek.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;4-NİYE BU DÜZENLEMEYİ BTK YAPIYOR?&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;1-ÜCRET&lt;/b&gt;:  Bunun en önemli nedeni, GÜVENLİ internet erişimininin ücretsiz  sunulabilmesini sağlamak. Güvenli internet TÜKETİCİ hakkı olarak  geçiyor. Bu hakkı da devletin sunması gerekiyor.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="2" cellspacing="2" height="102" style="float: right; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px; width: 229px;"&gt;&lt;tbody style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;tr style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;    &lt;td style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;TİB'E EN ÇOK ŞİKAYET EDİLEN KONULAR&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;/b&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;TİB Başkanı Şen:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;"Kız arkadaşımın ismi internette yazılınca filanca sitede çıkıyor. Oysa onunla hiç ilgisi yok. Bu yüzden evlenemiyoruz...&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     *Kızımın okulda arkadaşları ile çekildiği fotoğrafı facebook'a  konulmuş. Altına çok çirkin şeyler yazılmış. Kızım okula gidemiyor,  intihar etmeyi düşünüyor. Ne olur o siteyi kapatın...&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;DÜNYADA ŞİKAYET REKORU BİZDE&lt;/b&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     Türk halkı internet ile yeni tanıştığı için henüz olumsuzlukları ile  başa çıkabilmeyi bilmiyor. Bu nedenle de dünyada en fazla şikayet bizim  ülkemizde yetkili kurumlara iletiliyor. Öyle ki dünya genelinde bir  ayda yapılan şikayet rakamına biz 1 günde ulaşıyoruz. Günde 4 bin  şikayet iletildiği oluyor.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;     &lt;/span&gt;&lt;/td&gt;   &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt; &lt;/table&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: black; font-family: Verdana; font-size: 14px; line-height: 21px;"&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2- DEĞİŞİM HAKKI:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;Şu  an servis sağlayıcıları tarafından uygulanan güvenli profillerde  değişiklik yapılamıyor. BTK düzenlemesi ile kullanıcıya anında değişim  yapabilme imkanı sağlanacak.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;3-ALT YAPI:&lt;/b&gt;&amp;nbsp;BTK  servis sağlayıcılarının hepsinin benzer bir altyapıyı kurmasını ve  tüketicinin bu yöndeki ihtiyacını karşılamasını koordine etmiş olacak.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;5-KAMUOYU BUNU NEDEN SANSÜR OLARAK ALGILADI?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;TİB İnternet Başkanı Osman Nihat Şen bunun nedenlerini 2 maddede özetledi:&lt;/b&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  1-Birkaç hadise birleştirildi&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  2-Hazırlanan metin çok teknikti. Sadece uzmanının anlayabileceği bir dille yazılmıştı. Bu yanlış anlamalara neden oldu.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;6-BEDAVA FİLTRE PROGRAMI NİYE DAĞITILMIYOR?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Bunu Avustralya denedi. Çok yüksek bir bütçe ayırdılar. 100 milyon  dolar harcadılar ancak sonuca ulaşamadılar. Bu nedenle de projeyi iptal  ettiler.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;7-DÜNYADA NASIL?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Güvenli İnternet profili konusunda 5 ülkede inceleme yapıldı. Bu  ülkelerden 4'ü Avrupa ülkesiydi. Oluşturulan sistem dünyadaki ile aynı  olacak, hiçbir farklılık olmayacak.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;8-KASITTAN DAHA FAZLA ENGELLEME OLURSA NE OLACAK?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Bunun için sivil toplum kuruluşlarının sürece dahil edilmesi  planlanıyor. Örneğin İnternet Medyası Derneği kendi sektörüyle ilgili  bir listeleme yapabilecek.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;9-LİSTELER NEDEN GİZLİ?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Bu listeler parasal olarak çok değerli olduğu için gizli tutuluyor.&amp;nbsp;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;span style="color: #3366ff; list-style-type: none; margin: 0px; padding: 0px;"&gt;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;10-NEDEN TÜRKİYE'DE ÇOK SAYIDA SİTE YASAKLI?&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  &lt;br style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;" /&gt;  Bunun nedeni&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;2007&amp;nbsp;&lt;/b&gt;yılında çıkarılan&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;5651&amp;nbsp;&lt;/b&gt;sayılı kanun. Youtube uzun süre bu kanun nedeniyle kapalı kaldı. Kapatma kararını&amp;nbsp;&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;mahkemeler&lt;/b&gt;&amp;nbsp;veriyor. Hakimler ise&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;internet ve bilim suçları&lt;/b&gt;&amp;nbsp;konusunda yeterli donanıma sahip olmadıkları için&lt;b style="list-style-image: initial; list-style-position: initial; list-style-type: none; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;sakıncalı içeriği çıkartma&lt;/b&gt;&amp;nbsp;yönünde karar almak yerine siteyi toptan kapatıyor.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7421446047423812679?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7421446047423812679/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/sansur-bilinmezi.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7421446047423812679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7421446047423812679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/sansur-bilinmezi.html' title='Sansür bilinmezi !'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3508907534992141635</id><published>2011-06-13T16:50:00.000-07:00</published><updated>2011-06-13T16:50:59.610-07:00</updated><title type='text'>O, bu dünyanın gördüğü tek yıldızdı</title><content type='html'>&lt;div class="yazi14italik"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Komutan Che'nin doğum günü neticesi ile sizlerle bir makale paylaşmak istedim. Okuyunca anlayacaksınız ki Che hala neden öldürelemedi ? Öldürüldü ama öldürelemedi sadece emanet olan bedeni son yolculuğunu yapmıştı artık ama onun ruhu mirasıyla birlikte tüm insanlığın yanındaydı ! &lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Gülüşüne bin kurşun&lt;br /&gt;sıksa da ölüm&lt;br /&gt;unutma ki umuda&lt;br /&gt;kurşun işlemez gülüm                     &lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;...           &lt;/div&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Albay Selich:&lt;/strong&gt;  “Benigno’nun La Higuera savaşından  (26 Eylül) beri ağır yaralı  olduğunu, Coco ve diğerlerinin de orada öldüğünü biliyorum. Onun hâlâ  yaşayıp yaşamadığını bana söyleyebilir misiniz Comandante?           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Comandante:&lt;/strong&gt; Albay hafızam  çok zayıftır. Hatırlamıyorum ve sorunuzu nasıl yanıtlamam gerektiğini de bilmiyorum.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Albay: &lt;/strong&gt;Kübalı mısınız yoksa Arjantinli mi?           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Comandante: Ben Kübalı, Arjantinli, Bolivyalı, Perulu ve... Ekvadorluyum.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Anladınız mı?           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Albay: &lt;/strong&gt;Neden ülkemizde faaliyet göstermeye karar verdiniz?           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Comandante:&lt;/strong&gt;  Köylülerin içinde yaşadıkları durumu görmüyor musunuz? İnsanın yüreğini  burkan bir yoksulluk içinde vahşiler gibi yaşıyorlar. Terk edilmiş  hayvanlar gibi tek bir odada uyuyor ve yemek pişiriyorlar, üstlerine  giyecek elbiseleri yok.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Albay:&lt;/strong&gt; Kübadakiler de öyle           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Comandante: &lt;/strong&gt;Hayır bu doğru değil!            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Albay şunlara bakınız, (yanı  başında yatan iki cesedi göstererek) bu çocuklar Küba’da istedikleri her  şeye sahiptiler ve yine de ölmek için buraya geldiler.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; 8 Ekim 1967 günü uğursuz bir gündü.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Comandante Che Guevara bir gün öncesinde günlüğüne şunları kaydetmişti:            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“Ordu kuşatılan 37 kişilik  gerilla grubunun geçişini engellemek için Serrano’da 250 kişi  bulunduğunu ve Acero ile Oro arasındaki bölgeye sığınmış olduğumuz  yolunda bir haber yayınladı. Ama bu bir şaşırtmaca olsa gerek.         &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Yükseklik 2.000 metre.”         &lt;/span&gt;                   &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;img align="left" alt="Che Guevara" border="1" height="361" hspace="5" src="http://www.turksolu.org/157/foto/che2.jpg" vspace="5" width="250" /&gt;Ancak şafak sökerken bulundukları vadinin iki tarafını tutmuş askerleri gördüklerinde gerçekten de kıstırıldıklarını anladılar.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; 37 kişi değil sadece 17 kişiydiler. Çünkü gerillanın artçı birliğiyle irtibatları kopalı aylar olmuştu.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bulundukları yerden çıkmaları çok güçtü ancak savaşmanın dışında bir seçenekleri de yoktu.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che gerilla grubunu üçe böldü.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; İlk grup yedi kişiden, ikinci grup dört kişiden, üçüncü grupsa altı kişiden oluşacaktı.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Böylelikle ilk grup çatışmayı  sürdürür ve askerlerin dikkatini üzerlerine çekerken kalan iki gerilla  grubunun kuşatmayı yarıp kaçma imkânı olacaktı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Gruplar dağıtıldı ve saat 13.10’da gerilla ile ordu birlikleri arasındaki çatışma başladı.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Üç yüz metre uzunluğunda elli metre  genişliğinde bir vadideydiler. Vadi çalılarla kaplıydı. Vadinin iki  yamacı da askerler tarafından sarılmıştı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Saat 13.10’da üzerlerine havan topu yağmaya başladı. Bir taraftan da makineli tüfek ateşi başlamıştı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Uzun süren çatışmada öncü gruptan Arturo ve Antonio öldürüldü.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Büyük bir kayalığın arkasından M-2 tüfeğiyle ateş ediyordu ama biraz sonra tüfeğinin namlusuna bir mermi isabet etti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Artık tüfeği yoktu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hemen belindeki tabancaya sarıldı ama şarjörün yerinde olmadığını gördü.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Artık savaşacak silahı yoktu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O sırada bir mermi baldırına saplandı. Bir diğeri ise beresini delip geçti.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Willy’nin yardımıyla yine de  vadinin yamacına tırmanmaya başladı. Fakat tırmandıklarında karşılarında  silahını doğrultmuş onları bekleyen Çavuş Huanca’yı gördüler.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Artık esirdiler.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bolivyalı askerler tarafından esir alınan iki kişiden yaralı olan Binbaşı Ernesto Che Guevara’ydı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Üçe ayırdığı gerillanın birinci grubundaydı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che kendisini esir alan çavuşa kimliğini söyledi hemen.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Yakalananın Che olması büyük bir  telaş yarattı. Herkes başına toplandı. O’nu hemen vadinin yakınındaki  bir kasabaya La Hugiera’ya götürdüler.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O sırada öncü gruptan iki gerilla Pacho ve Reynaga’nın da bu sırada vurulduğunu öğrendi.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kendisini yakalayanların başı olan Albay Selich’e gösterdiği ölüler bu arkadaşlarıydı Che’nin:            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; “Bu çocuklar Küba’da istedikleri her şeye sahiptiler ve yine de ölmek için buraya geldiler.”           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; 9 Ekim sabahı La Higuera’ya inen  helikopterde CIA ajanı Rodriguez de vardı. Rodriguez CIA’nın kurup  eğittiği Fidel Castro karşıtı 2506. Tugay’dandı.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Odaya girdiğinde Che onu süzdü.  Bolivyalıya benziyordu ama değildi. Küba hakkında çok şey bildiğine göre  ya Kübalı ya da Porto Rikolu olmalıydı. Rodriguez, Che’yi doğruladı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Rodriguez daha sormaya başlamadan Che onu uyardı:            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; “Sorgu vermeyeceğim.”           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sustu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Rodriguez özellikle Fidel aleyhinde bir ifade almayı çok istiyordu ama Che reddetti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kendisini kurtaracak tek şeyin Fidel aleyhinde konuşması olacağını çok iyi biliyordu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sustu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Az sonra yan odadan tek bir kurşun sesi duydu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Tahmin etti: Willy’yi infaz etmişlerdi.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sustu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Dışarda üç yetkili vardı.            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Biri Che’yi yakalayan Albay Selich, diğeri CIA ajanı Rodriguez ve yine Bolivya ordusundan Albay Zenteno.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Rodriguez,  Che’yi kaçırmayı ve  Panama’ya bir ABD üssüne götürmeyi aklından geçiriyordu. CIA’ya haber  yollamış ama henüz cevap alamamıştı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; CIA’dan cevap gelmeden Albay  Zenteno’nun telsizine şifreli bir mesaj geldi. Zenteno’ya emir doğrudan  devlet başkanı Barrientos’tan gelmişti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O sırada radyo haberleri veriyordu: Ordu birlikleri ile çatışmaya giren 7 gerilla ölü ele geçirilmişti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Radyo haberini doğrulama görevi Çavuş Mario Teran’a verilmişti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Emir büyük yerden, Başkan’dandı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Teran odaya girdiğinde Che, Teran’a soğukkanlılıkla baktı ve son sözlerini söyledi:           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; “Beni öldürmeye geldiğini bliyorum. Ateş et ödlek alt tarafı bir adam öldüreceksin.”           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Teran otomatik tüfeğini doğrulttu ve ateş etti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kollarından ve bacaklarından vurulan Che yere düştü.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Son gücünü kullanarak bileklerini ısırdı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bağırmadan ölmek istiyordu...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Öldü...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve öldürüldüğü yerde yeniden doğdu.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Santa Kruz...            &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; La Higuera’ya  çok uzak bir Bolivya kenti.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Küba hükümeti tarafından yaptırılan bir hastane.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Göz kliniği.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hasta Mario Teran.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Doktorlar Kübalı.           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ameliyat başarılı...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Granma’da bir haber:           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; “Mario Teran’ın bir hayali ve  düşünceyi yok etme girişiminden 40 yıl sonra, Che bir savaştan daha  galip ayrıldı. Şimdi yaşlı bir adam olan bu kişi yeniden gökyüzünün ve  ormanın renklerine dalabilecek, torunlarının gülümseyişleri ile  keyiflenebilecek ve futbol maçı izleyebilecek.”           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;         &lt;br /&gt;&lt;div class="yazi14"&gt; Mario Teran, Che’yi vurduğunda şair Nicolas Guillen ona şöyle sesleniyordu:&lt;/div&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;Bolivyalı küçük asker, &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker, &lt;br /&gt;sırtında tüfeğin, gidiyorsun &lt;br /&gt;tüfeğin Amerikan malı &lt;br /&gt;tüfeğin Amerikan malı &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;tüfeğin Amerikan malı.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Sinyor Barrientos verdi onu sana &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;Mister Johnson’un armağanı &lt;br /&gt;kardeşini vurman için &lt;br /&gt;kardeşini vurman için &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;kardeşini vurman için-&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Kim bu ölü, bilmiyor musun&lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker? &lt;br /&gt;Bu ölü Che Guevara, &lt;br /&gt;Arjantinliydi Kübalıydı &lt;br /&gt;Arjantinliydi Kübalıydı &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;Arjantinliydi Kübalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;En iyi dostundu senin, &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;yoksulların dostuydu &lt;br /&gt;doğudan dağlara kadar &lt;br /&gt;doğudan dağlara kadar &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;doğudan dağlara kadar.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Gitarım tepeden tırnağa &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;yas tutuyor, ağlamıyor &lt;br /&gt;ağlamak insan işi &lt;br /&gt;ağlamak insan işi &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;ağlamak insan işi.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Sırası değil ağlamanın &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;ele mendil yakışmaz şimdi &lt;br /&gt;ele tırpan yaraşır &lt;br /&gt;ele tırpan yaraşır&lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;ele tırpan yaraşır.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Para veriyorlar sana &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;alıp satıyorlar seni &lt;br /&gt;bu iş zalimin işi &lt;br /&gt;bu iş zalimin işi &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;bu iş zalimin işi.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Vakti geldi uyanmanın &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;dünya ayağa kalktı &lt;br /&gt;erkenden doğdu güneş &lt;br /&gt;erkenden doğdu güneş &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;erkenden doğdu güneş.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt;Doğru yolu tutmaya bak &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;kolay bir yol değil bu &lt;br /&gt;kolay değil, düzgün değil &lt;br /&gt;kolay değil, düzgün değil &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;kolay değil, düzgün değil.&lt;/div&gt;&lt;div class="yazi14"&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;Şunu öğrenmen gerek &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;kardeş dediğin vurulmaz &lt;br /&gt;kardeşini vurmaz insan &lt;br /&gt;kardeşini vurmaz insan &lt;br /&gt;Bolivyalı küçük asker &lt;br /&gt;kardeşini vurmaz insan.&lt;/span&gt;          &lt;/div&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bolivya Che’nin son gerilla denemesiydi.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; İlki ise Küba’ydı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Fidel’le tanıştığında Arjantinli bir doktordu.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Granma adlı gemiyle Küba’ya çıkartma yapan 82 kişilik gerilla grubuna doktor olarak katılmıştı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Küba günlüğünde şöyle anlatır:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“5 Aralık sabahı hemen  hiçbirimizin yürüyecek hali kalmamıştı. Yorgun düşen adamlarımız, biraz  yürüdükten sonra uzun süre dinlenmek zorunda kalıyorlardı. Sonunda  seyrek ağaçlarla kaplı bir ormanın yakınındaki şekerkamışı tarlasında  mola verdik. Çoğumuz, ağaçların altında saatlerce pestil gibi serilip  sızmıştık.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Öğleyin olağanüstü bir  hareketliliğin farkına vardık. Askeri ve sivil uçaklar çevremizde cirit  atıyordu. Adamlarımızdan bazıları, alçaktan ve yavaş uçan uçaklar  tarafından görülebileceklerini hiç düşünmeden büyük bir gaflet içinde  şekerkamışlarını kesmeye devam ediyorlardı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Birliğin doktoru olduğum  için adamlarımızın yara bereleriyle benim ilgilenmem gerekiyordu. O  günkü son hastamı çok iyi anımsıyorum. Humberto Lamotte adında biriydi  ve ömrünün son gününü yaşıyordu. Sahra kliniğimizden, fırsat  olmadığından giyemediği ayakkabıları elinde olduğu halde çıktığı zamanki  yorgun ve ürkek ifadesi hâlâ gözlerimin önündedir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Arkadaşım Montane ile bir  ağaca dayanmış, bir yandan yarım sosis ile iki peksimetten oluşan yavan  yemeğimizi yiyor, bir yandan da çocuklarımızdan söz ediyorduk. O sırada  ilk silah sesini duyduk. Birkaç saniye sonra da 82 kişilik birliğimizin  üstüne metal fırtına gibi kurşun yağmaya başladı. Elimde, öyle nitelikli  bir silah yoktu. Hasta, olduğum ve iyi bir silah benim elimde bir işe  yaramayacağından kötü bir silahı tercih etmiş, iyilerini başkalarına  bırakmıştım. Bu yürüyüş sırasında başlayan uzun bir astım krizi beni  oldukça zavallı duruma düşürmüştü           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; O anda olayların nasıl  geliştiğini tam olarak anımsamıyorum. Anımsadığım tek şey, çapraz ateşin  altında Yüzbaşı Almeida’nın emir almak için yanıma geldiğiydi. Ama  ortada emir verecek kimse yoktu. Daha sonra öğrendiğime göre, Fidel  civardaki bir şekerkamışı tarlasında boş yere birliği bir araya  getirmeye çabalıyormuş. Beklenmedik bu baskın oldukça ağır ve kurşun  yağmuru ise son derece yoğundu. Almeida, birliğinin başına döndüğü  sırada arkadaşlarından biri ayaklarımın dibine bir cephane sandığı  bıraktı. İşaretle bunun ne anlama geldiğini sordum. Gayet iyi  anımsıyorum, buruk yüzüyle bana ‘Cephane sandığı ile uğraşmanın sırası  mı şimdi?’ gibi bir şeyler demek istedi ve ardından şekerkamışı  tarlasında kayboldu.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; &lt;strong&gt;Belki de ilk kez,  büyük bir ikileme girmiştim. Kendimi adadığım tıp bilimiyle, devrimci  bir asker olmak arasında bir seçme yapmam gerekiyordu. Ayaklarımın  dibinde ilaç dolu bir çanta ile bir cephane sandığı yan yana duruyordu.  İkisini birden taşımama olanak yoktu. Cephane sandığını tercih ettim ve  ilaç çantasını arkamda bırakarak, şekerkamışı tarlasıyla aramdaki  açıklığı aşmak üzere davrandım.&lt;/strong&gt;”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet en yalın gerçek bu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’nin ispatladığı gerçek, yalnızca Che’nin...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kırk yıl önce doktor olup  insanları iyileştirmekle uğraşacağına, gerilla olup insanları  iyileştirecek bir devrimci düzen kurmaya girişti.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve kurduğu düzen o kadar başarılı oldu ki, kendisini infaz eden katilini bile iyileştirdi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kimbilir ilk başlarda annesi, babası belki hayıflanmıştır oğlunun doktorluk yerine devrimciliği seçmesine.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Pek çok doktora, daha doğrusu  devrimcilik yerine başka meslekler seçip, insanlığa böyle daha faydalı  olunacağı fikri ile kendini avutan ve kandıran tüm insanlara verdiği bir  derstir bu Che’nin.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kırk yıl sonra doktor Che’nin  doktorluktan vazgeçerek devrimciliğini yaptığı düzen, bugün insanları  iyileştirecek doktorlar yetiştiriyor.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet evet şu an Che aslında katili Mario Teran’a bakmıyor.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che onu çoktan affederdi.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O basit ve kandırılmış bir askerdi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che şu an kendini kandıran başkalarına bakıyor.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Doktorlara...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Avukatlara...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Öğretmenlere...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Mühendislere...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kendi mesleğinin insanlık için bir&lt;strong&gt; hizmet&lt;/strong&gt;, kendilerininse insanlık için birer &lt;strong&gt;velinimet&lt;/strong&gt; olduğunu düşünerek kendilerini kandıranlara...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Çünkü 40 yıl sonra kazanan Che oldu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Devrimci olmayan doktorların,  avukatların, mühendislerin, öğretmenlerin ülkeleri ve rejimleri  insanlara eğitim, sağlık, adalet sunamıyor ama Che’nin ülkesi ve düzeni  sunuyor.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet Che gülümsüyor, çünkü &lt;strong&gt;gerilla başardı&lt;/strong&gt;.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Mario Teran en fazla utanç içindedir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama utancın büyüğünü&lt;strong&gt; kandırılmışlar&lt;/strong&gt; değil, &lt;strong&gt;kendilerini kandıranlar&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;başkalarını kandırmaya çalışanlar&lt;/strong&gt; yaşamalıdır...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’yi yeryüzündeki herkesten ve herkesten çok tanınır ve saygıdeğer kılan, sevilir, inanılır kılan ne peki?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Neden dünya tarihinde bunca  insan, bunca komutan, bunca devlet başkanı geçti gitti de, hiçbiri tüm  dünyada, tüm ülkelerde, tüm dillerde, tüm dinlerde, tüm kuşaklarda, tüm  cinslerde onun eriştiği saygınlığa erişemedi?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;Herkes devrim için yapılması gerekenleri başkalarına önerirken, o yapılması gerekeni kendisi yaparak başkalarına gösterdi.           &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bu Che ile diğerleri arasındaki farktır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O nedenle Che, yeryüzünde bugüne  kadar gelmiş insanlar arasında özü ve sözü bir olan, fikri ile eylemi  bir olan en önemli örnektir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bu örnek kimilerinin hoşuna gitmez elbet.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Devrim nutukları atıp oturmak varken, sen kalk başka ülkelerin dağlarına git ve orada gerillalık yap!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Olacak şey değildir onlara göre.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Olsa olsa bir &lt;strong&gt;maceraperest&lt;/strong&gt; derler.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hatta kimileri suçlamaya bile yeltenir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama bu tipler inanılamayacak kadar azınlıktadır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Çünkü bu dünyanın hemen hemen her evinde mutlaka onun bir resmi vardır!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Fidel, Che’nin ardından bu tiplere şöyle sesleniyordu:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; “Savaştan kaçmak için her  zaman, her yerde yığınla bahane bulunabilir ama özgürlüğü kazanmanın  başka yolu da yoktur. Che düşüncelerinin gerçekleştiğini göremedi belki  ama bu uğurda döktüğü kanı ile bu düşünceleri güçlendirdi. Onu eleştiren  sahte devrimcilere gelirsek, onlar siyasi alçaklıkları ve ebedi  eylemsizlikleri içinde ortaya çıkan budalalıklarıyla yaşamaya devam  edecekler.”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’nin ölümü duyulduğunda o güne kadar gerillaya destek vermeyen Bolivya köylüleri La Higuera’ya onu görmeye akın ettiler.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ölü onlara gülümsüyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O’nu öldürenler ve yakalayanlar bile ölmeden önce ve öldükten sonra Che’yle fotoğraf çektirdiler.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Rahibeler kıvırcık saçlarından birer bukle kesip sakladılar.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Öyle bir ortamdı ki ölümünün üzerinden daha birkaç saat geçmeden ölü &lt;strong&gt;efsaneleşmişti&lt;/strong&gt;.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Birkaç gün sonra ise tüm dünya ağlıyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Tüm dünyada bu ölünün fotoğrafları dalgalanıyordu yürü-yüşlerde.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bayraklaşmıştı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; İki yıl sonra Vietnam’ın gerilla lideri Ho Shi Minh ölür. Tüm dünyanın ortak sloganı &lt;strong&gt;“Bir, iki, üç daha fazla Vietnam”&lt;/strong&gt; sözü Che’nindi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che öldükten sonra devrimci gençlik bu slogana ufak bir eklemede bulunmuştu:            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; &lt;strong&gt;“Bir iki üç daha fazla Vietnam            &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt;&lt;strong&gt;Ernesto’ya bin selam”&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;                     &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve Deniz Gezmiş, Ho Shi Minh’in anmasında şöyle konuşuyordu:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“Amerikan emperyalizmine karşı yedi iklim, dört cephede           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; mücadele ettiğimiz, Bolivya’da, Venezüella’da, Angola’da, Vietnam’da kahramanca ölmesini bildiğimiz bugünlerde           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Ho Shi Minh arkadaşı kaybettik.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Onun Amerikan  emperyalizmine karşı verdiği kavgada, kararlı, azimli tutumu zor  günlerimizde bizlere yol gösterecek ve Vietnam halkının milli demokratik  devrim mücadelesinde inançlı adımları oportünizme karşı mücadelemizde  bizlere örnek olacaktır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Merhaba Ernesto gibi ölenlere&lt;br /&gt;Merhaba Camillo gibi ölenlere&lt;br /&gt;Merhaba Ho Shi Minh’lere              &lt;br /&gt;Yuh olsun emperyalizme”           &lt;/span&gt;                     &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che öldüğü yerde yeniden doğuyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama kimilerinin iddia ettiği gibi öldüğü, öldürüldüğü için yeniden doğmuyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sadece ve sadece düzgün yaşadığı için yeniden doğuyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O hem çok iyi bir ideologdu ama aynı zamanda çok iyi bir eylemciydi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O çok iyi bir sosyalistti ama aynı zamanda çok iyi bir ulusal kurtuluşçuydu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O çok iyi bir komutandı ama aynı zamanda çok iyi bir neferdi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O en üstün niteliklere erişmiş ama en basit görevleri bile üstlenen örnek insandı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Onun yarattığı örneğin büyüklüğüdür bugün onu yaşatan, ölümü değil.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ölmeyi istemiyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama öleceğini biliyordu ve kaçmıyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“Savaş sloganlarımız  kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımızı almak için başka eller  uzanacaksa ve başkaları mitralyöz sesleri, savaş ve zafer naralarıyla   cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, hoş  geldi, safa geldi!..”&lt;/span&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; diyordu. &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Görevinin sonunda iki seçenek vardı &lt;strong&gt;ya başaracaktı ya da ölecekti.&lt;/strong&gt;          &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ölme ihtimaline karşı ailesine veda mektubunu önceden yazmıştı:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“Sevgili Hildacık, Aleidacık, Camilo, Celia ve Ernesto           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Eğer bu mektubu okumanız gerekirse, bu, sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Beni zar zor hatırlayacaksınız, en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; İyi bir devrimci olarak yetişin.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Doğaya egemen olmayı olanak  kılan tekniğe egemen olmak için çok çalışın. Devrimin önemli olduğunu  ve bizlerin yalnız başımıza hiçbir değerimizin olmadığını hatırda tutun.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Her şeyden önce de dünyanın herhangi bir yerinde            &lt;/span&gt;           &lt;span class="yazi14italik"&gt;herhangi bir kişiye karşı yapılan herhangi bir haksızlığı          &lt;/span&gt;           &lt;span class="yazi14italik"&gt;daima yüreğinizin en derin yerinde hissedebilin. Bu, bir devrimcinin en güzel niteliğidir.          &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Sizi ufaklıklar, hep görmeyi umuyor ve kocaman kucaklıyorum.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Babanız”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet Che düşündüğü gibi hareket eden bir insandı...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve devrimin yanında insanın yalnız başına hiçbir değeri yoktu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Fidel’e veda mektubunda ise şöyle diyordu:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt;“Fidel,            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Dünyanın başka ülkeleri  benim mütevazi çabalarımın yardımını istiyor. Ben senin Küba’ya olan  sorumluluğunun sana imkân vermediği şeyi yapabilirim. Ayrılmamızın  zamanı geldi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Bunu acı ve sevincin  karışımıyla yaptığım bilinsin; burada benim kurucu umutlarımın en safını  ve sevdiklerim arasında en sevgili olanı bırakıyorum ve beni evladı  gibi kabul eden bir halkı bırakıyorum. Bu, benim ruhumdan bir parça  koparmaktır. Yeni savaş alanlarında bana vermiş olduğun inancı, halkımın  devrimci ruhunu,görevlerin en kutsalı olan nerde olursa olsun  emperyalizme karşı mücadele etme görevini yerine getirme duygusunu  taşıyacağım.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Başka gökler altında son  saatim geldiğinde benim son düşüncem bu halk ve özellikle sen olacaksın.  Öğrettiklerin için ve eylemlerimin en son sonuçlarına dek sadık olmaya  çalışacağım, örneğin için sana teşekkür ettiğimi, Devrimimizin dış  politikası ile her zaman özdeşleştiğimi ve buna devam edeceğimi, sonumun  geldiği herhangi bir yerde Kübalı devrimci olmanın sorumluluğunu  duyacağımı ve öyle davranacağımı, &lt;strong&gt;çocuklarıma ve karıma maddi  hiçbir şey bırakmadığımı ve bundan üzüntü duymadığımı, aksine  sevindiğimi, onlar için hiçbir şey istemediğimi çünkü devletin onlara  yaşama ve eğitim görmeleri için gereken her şeyi vereceğini biliyorum.           &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Her zaman zafere kadar!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; Ya vatan ya ölüm!”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet Che’nin kendi çocuklarına da, eşine de, halkına da tek mirası buydu: &lt;strong&gt;Devrimci olmak.&lt;/strong&gt;          &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Çünkü &lt;strong&gt;O insanlara devrimci olmayı öğretmek için yaşamıştı.&lt;/strong&gt;          &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve aslında bu bakımdan dünyada hiçbir kimsenin mirasının O’nun mirası kadar büyük olmadığını anlarız.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Anne ve babasına Che gibi bir oğul           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Eşine Che gibi bir koca           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Çocuklarına Che gibi bir baba           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Savaşçılarına Che gibi bir gerilla           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Dostlarına Che gibi bir dost bıraktı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bırakılabilecek daha büyük bir miras düşünebilir misiniz!..           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ve soralım kendi kendimize           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hangimiz Che gibi bir oğlu olsun istemez?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hangimiz Che gibi bir eşimiz olsun istemez?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hangimiz Che gibi bir babamız olsun istemez?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hangimiz Che gibi bir komutanımız olsun istemez?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hangimiz Che gibi bir dostu olsun istemez?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama La Hugiera’da ölü yüzü hâlâ bize bakıyor ve bize &lt;strong&gt;düşündüğünüz gibi olun&lt;/strong&gt; diyor!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet en yaman soru bu: &lt;strong&gt;Hangimiz Che gibi olmak istemez...           &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Soru korkunç derecede yakıcı ve sarsıcı, çünkü Che gibi olmak herkes ister.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama Che gibi olabilmenin bedeli ağırdır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Hayır hayır sonunda ölüm  olduğundan değil elbet, belki hepimiz onun gibi ölebiliriz, bunu göze  alabiliriz, ama ya onun gibi yaşamayı!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Oysa Che olsa ne derdi: Gerçekçi olun imkânsızı isteyin.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; 8 Ekim uğursuz bir gündü, 9 Ekim ise kapkara bir gün.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Üçe bölünen gerilla grubunun öncü müfrezesi Che başta olmak üzere tümüyle katledilmişti.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Geriye iki gerila grubu kalmıştı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’yi yok eden ordu birlikleri  kalan grubun peşine düştü. Dört gün sonra ikinci grup kıstırıldı. Mizque  ve Rio Grande ırmaklarının kesiştiği yerde El Moro, Chapaco, Eustaquio  ve Pablito önce tutuklandılar ve ardından infaz edildiler.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Aynı gün üçüncü grup taktik  kuşatmayı yarmayı başardı. Altı kişilik grup kuşatmayı yardıktan hemen  sonra uzun bir yürüyüşe geçti.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bir ay sonra Ordu birlikleri ile  bir karşılaşma sırasında El Nato vuruldu. Ağır yaralıydı ve  arkadaşlarından kendisini vurmalarını istedi...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Beş kişi kaldılar...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kalan beş kişi yola devam etti...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’ye sahip çıkamayan tüm  Bolivyalı devrimciler seferber oldu, Bolivya’nın tüm madenlerinde  işçiler iş bıraktı, madenler işgal edildi ve Ordu ile maden işçileri  arasında çatışmalar başladı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Beş kişilik gerilla birliği  Aralık ayında And Dağları’nı tırmanmaya başladı ve 22 Şubat’ta Andlar’ı  aşarak Şili sınırına vardı.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Gerilla’nın başında Che’nin Bolivyalı yardımcısı Inti Peredo vardı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Şili sınırında gerillaları Senatör Allende teslim aldı ve gerillaları Tahiti’ye götürdü.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che, ailesine yazdığı mektupta şöyle demişti:            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; “Yaklaşık on yıl kadar  önce, size yine böyle bir veda mektubu yazmıştım. Hatırladığımca, daha  iyi bir asker, daha iyi bir doktor olamamaktan yakınmıştım. Artık  doktorlukla ilgilenmiyorum, ama öyle kötü bir asker değilim artık.”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Gerillayı üçe bölmekle ne kadar iyi bir asker olduğunu kuşatmayı yaran üçüncü grup gösteriyordu.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama geride, öldürülen birinci grubun başı Che’yi bırakmak pahasına.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Bu da Che’nin devrimciliğinin ispatıydı işte.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Yıllar yılllar sonra bile Che’nin yüzü gözlerimizin önünde.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Uzun kıvırcık saçları, kararlı bakışları, beresi ve alnında yıldızıyla.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Peki hangisi gerçek Che...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Önce saçları, uzun kıvırcık saçlarını yok ediyorum siluetten, hâlâ O.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sonra kararlı bakışlara sahip, o duygulu gözleri, hâlâ O.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Sonra beresini, hâlâ O.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Geride parlayan tek bir yıldız kalıyor siluetten ve hâlâ O!           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Evet o yıldız Che...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O tek yıldızını alnında taşırdı,  çünkü devrimcilikte yükselebileceğiniz en büyük kumandanlık mertebesinde  bile, erkekliğinizi de komutanlığınızı da sedece savaşarak ve ölerek  ispat edebilirsiniz.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che bunu yaptığı için yıldızlaştı.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; O’nu öldürme emri verenlerinse yıldızları omuzlarındaydı ve oldukça kalabalıktı ama kim onların yüzünü hatırlıyor ki?           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama Che’nin yıldızı hâlâ parlıyor.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Çünkü O, bu dünyanın gördüğü tek yıldızdı.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Yıllar yıllar sonra Che’nin gerillasının üçüncü grubunu teslim alan Senatör Allende, Şili Devlet Başkanı olacaktı.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; 1973’ün 11 Eylül’ünde CIA ve Şilili faşistler Başkan Allende’nin Başkanlık Sarayı’nı kuşatır.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Muhtemelen 6 yıl öncesini düşünür, 9 Ekim 1967’yi ve Che’yi.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Elinde tüfeği önce savunur başkanlık sarayını.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Kurşunu kalmaz.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ölüm yakındır.            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Korumalarına yaşama emri verir ve onları dağıtır ve kalan tek kurşunu kafasına sıkar.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che’nin gerilla lideri olarak verdiği dersi öğrenmiştir Allende ve aynı dersi devlet başkanı olarak verir ardından gelenlere.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; ...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Dersi herkes alır.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; CIA ajanı Rodriguez, Che’ye  yaklaşır. Ölüm saati gelmiştir. Yıllardır bir avcı gibi bu adamın  peşinden koşmuştur. Ve işte elindedir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Ama hayır hayır elinde değildir.           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Che bu ajanın yanında yücelerdedir...           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; CIA ajanı bile ezilir bu devrimcinin karşısında ve şöyle not eder son anı:            &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14italik"&gt; “Benim için çok duygusal  bir andı. Artık ondan nefret etmiyordum. Hakikat anı gelmişti ve bir  erkek gibi davranıyordu. Ölümü cesaretle ve incelikle karşıladı.”           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;span class="yazi14"&gt; Rodriguez ailesine iletmek istediği bir mesaj olup olmadığını sordu ve Che son sözünü söyledi:           &lt;/span&gt;           &lt;br /&gt;&lt;div class="yazi14italik"&gt; &lt;strong&gt;“Fidel’e yakın zamanda  Amerika’da devrimin zaferini göreceğini söyleyin... Ve karıma yeniden  evlenip mutlu olmaya çalışmasını söyleyin.”&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3508907534992141635?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3508907534992141635/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/o-bu-dunyann-gordugu-tek-yldzd.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3508907534992141635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3508907534992141635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/o-bu-dunyann-gordugu-tek-yldzd.html' title='O, bu dünyanın gördüğü tek yıldızdı'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-9172473820680253018</id><published>2011-06-11T15:55:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T20:19:00.796-07:00</updated><title type='text'>Kurumsal sinemaya bir ayaklanış ; Pirana Film</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/162038_193120297380108_6561606_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/162038_193120297380108_6561606_n.jpg" border="0" src="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/162038_193120297380108_6561606_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Çok yakın zamanda arkadaşım Ekrem Doydu ile oluşturmayı düşündüğüm "Pirana Film" bağımsız film grubunun sitesi kısa zamanda tamamen açılacak, şu an domain sorunları ile boğuşuyoruz. Şimdi sizlerle "Pirana Film"'in açılma amacı ve fonskiyonları hakkında kısa bir yazı hazırladım umarım bizleri daha iyi anlarsınız.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Biz diyoruz ki ;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi film ortaya çıkarmakla çok para harcamak arasında doğru orantı  yoktur, sinema tamamiyle para değildir, günümüzde sinemaya gönül veren  binlerce genç var belkide, bir şekilde sinemaya kendilerini kaptırmışlar  ve kendi filmlerini yapmak istiyorlar, işin en ilginç tarafı yönetmen  olmak istiyorlar hayır “yönetmen olmak” kavramını biz sildik, eğer siz  kendi filminizi yapmak istiyorsanız zaten bir yönetmensinizdir ama bu  daha açığa çıkmamıştır. R.Rodriguez’in dediği gibi yönetmen olmak  istiyorsanız gidin kendinize bir kart bastırın tıpkı film okuluna gidip  kendini gelecekte iyi yerlede olabileceğini zannedenler gibi. Çok  iyi filmler çok iyi paralarla çıkmaz, evet çıkabilir ama sadece şart o  değildir, çok para demek film çekimindeki zorlukları para hortumuyla  yıkıyarak o sıkıntıları aşmak demek, ama eğer siz yaratıcıysanız işte o  zaman iş bitmiştir, bir de işin teknik kısmını öğrenirseniz sizi kimse  tutamaz, az para demek yaratıcılığı konuşturmak demek, kimsenin  cüzdanından yaratıcılık çıkaramaz ama para çıkar işte bağımsız filmcilerin  diğerlerinden farkıda budur, şu anda biliyorum ki şikayet ediyorsunuz,  ben film çekmek istiyorum ama iyi bir kameram yok, para yok, aksesuar  alamıyorum , oyuncu bulamıyorum v.s. Bunlar genel şikayetlerdir, şimdi  biz diyoruz ki size, şikayet etmeyi bırakın, yapmaya başlayın, film  okuluna yazılacak paranızmı yok ne güzel işte size bir fırsat daha var  yazılmayın orda siz başkalarının şunu yap bunu yap komutlarıyla  gideceksiniz, setlerde kablo toplayacaksınız, kendi estetiğinizi  bulamadan okuldan menzun olacaksınız ve bu işten soğuyacaksınız ama siz  şu anda kalkıp bu genel şikayetleri arkanıza alıp elinizdeki kamera  herneyse ( hi8,mini dv, hd camcorder, hand held kameralar ) hemen  tripoda sabitleyip arkasına geçin, kamerayı kullanmayı öğrenin, bişeyler  çekin , böcek çekin, hayvan çekin , dışardaki insanları çekin, kamerayı  hareket ettirmeyi öğrenin şimdilik boşverin teknik kısımları yok lens  formatları f-stoplar, sinematografi kuralları, aks kuralı, boşverin  bunları şimdi onlarında sırası gelecek ama ilk önce kamerayı kullanmayı  öğrenin, elinizde hangi kamera varsa onu kullanın düşünün ki elinizde  bir Red One kamera var öyle karmaşık mekanizma ki kullanmak için bir  görüntü yönetmenine ihtiyacınız var ama en önemlisi bir hikayeye ihtiyaç  var, anlatacak bir şeyiniz yoksa elinizde 3d kamera olsa ne yazacak  değil mi ? Etrafınıza bakın neyiniz var, ona göre hikayenizi yazın,  üniversiteye gidiyorsanız sizin gibi arkadaşlarınızla bir hikaye çıkarın  arkadaşlarınızı oynatın neye sahipseniz onları akıllı şekilde kullanın  ama ne olursa olsun filmi çekin, berbat bişeyde çıksa sakın demoralize  olmayın unutmayın her üstad yönetmenin filmografisinde en az 10 berbat  film vardır. Bizim maksatımız çekerek öğrenmektir, siz bir tırtılı  kozasından çıkarırsanız ona yardım etmiş olursunuz ama o artık uçamaz  çünkü mücadele yeteneğinde onu alıkoymuşsunuzdur ancak bırakın kendi  kozasını kendi açıp çıkarsa bir müddet sonra o kelebek olup uçacaktır.  Unutmayın bir yönetmen olmak istiyorsanız zaten bir yönetmensiniz, hemen  size ait olan yere kameranızın arkasına geçin, şikayet etmeyi bırakın  ve sadece ÇEKİN !&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/189512_10150122321267888_665742887_6418501_4687780_n.jpg" height="213" src="http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/189512_10150122321267888_665742887_6418501_4687780_n.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="320" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bahadır Karasu ve Ekrem Doydu  tanıştıklarında ikisinin tek ortak noktası ve amacı vardı, ne olursa  olsun, kamerasının arkasına geçip filmini çekmek !&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;Robert Rodriguez'in sinema tutkunu gençlere itham ettiği kitabın ( Ekipsiz Asi ) ön sözünde şöyle diyor ;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" border="0" class="alignleft" height="400" src="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" style="border: 0pt none;" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kalabalıklar film sanatı,film estetiği,film tarihi vs. üzerine   konuşurken Robert Rodrugiez oturduğu yerden doğruldu, hareket etti   çalıştı ve bir film yaptı. Robert bir Godard kadar derin değil belki ama   çok iyi bildiği bir şey var film eleştirisinin film yaparak  yapılacağı.  Maddi zorlukları bahane ederek, üretmeden, sinema hakkında  atıp tutan ”  Türk Sineması Neden Gelişmiyor ?” sorusuna uydurma cevap  bulanlara diye  Türkçe’ye çevriliyor bu kitap. Dehanın %99′u terlemektir  yani çalışmak.  Her türlü sıkıntıya katlanarak, sabrederek,hayallerine  ve fikirlerine  inanarak yola devam etmektir. Oysa görüyoruz ki bugün  ülkemizde sinema  eğitimi veren üniversitelerde öğrencilerde hocalarda  dehanın çay ve  sigara ile paketlenmiş uzun muhabbetlerde gizli olduğunu  düşünüyorlar.  Herkes sinema hakkında atıp tutuyor, Gazeteciler,  doktorlar, yazarlar,  şarkıcılar vs. birdenbire usta(!) yönetmenler ve  eleştirmenler olarak  çıkıyorlar karşımıza.&lt;br /&gt;Kameranın arkasına geçip her türlü sıkıntıyı göğüsleyip film yapacak,   görüntülerle konuşacak, üretilen taklit Türk sinemasının karşısında   dimdik duracak biri yok mu ? İnanıyoruz ki var ancak gerçeklerle arasına   duvar örülüyor.&lt;br /&gt;Bugün Pirana Film, dehanın çay ve sigara paketlerinden gizli olduğunu  düşünen kısımdan kendini sıyırmış ve kıçını doğrultup kamerasının  arkasına geçip birşeyler yapmak isteyen gençler için tek çatı altında  toplanmak ve birliktelik kurulması için açılmıştır. Unutmayın birlikte  yapacak çok işimiz var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-9172473820680253018?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/9172473820680253018/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/kurumsal-sinemaya-bir-ayaklans-pirana.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9172473820680253018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9172473820680253018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/kurumsal-sinemaya-bir-ayaklans-pirana.html' title='Kurumsal sinemaya bir ayaklanış ; Pirana Film'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/th_Rebel3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6924866396197304976</id><published>2011-06-11T15:47:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T15:48:33.434-07:00</updated><title type='text'>Dissolve ( Temp Cut )</title><content type='html'>&lt;iframe frameborder="0" height="318" src="http://player.vimeo.com/video/7099170?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0&amp;amp;autoplay=1" width="398"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;"Dissolve" kaybın ve pişmanlığın hikayesi, aşk öyle bir şey ki yaşamda tamamen farkedilmiyor, ve sonsuz bir pişmanlık olarak sürüyor."&lt;br /&gt;Kısa film en favori kısa filmlerimden ve sadece 3 dakika olmasına rağmen bir görsel şölen, 16 önemli görüntü yönetmenleri bu filmi harmanlıyor ve böyle bir iş çıkarıyorlar. Hikaye çok basit gelebilir ama öyle bir kurgu yapılmış ki vuruculuğu üst düzeyde, film ARRI SR3 Super16 kamera ile 16mm filme çekiliyor.Günümzde 35mm diye tutturan sinemacılar çoğunlukta, ancak şu kısa filmi izleyince 16 mm'ninde ayrı bir yeri olduğunu herkes farkediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;form action="http://cgi.ebay.com/ws/eBayISAPI.dll?VISuperSize&amp;amp;item=360371358494" method="post" name="ssFrm" target="ssFrmWin"&gt;&lt;/form&gt;&lt;div class="ic-w300 ic-m" id="vv4-32_idiv"&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="ARRI Arriflex 16 SR II 16mm Film Camera FV #3 - Used" id="i_vv4-32" src="http://i.ebayimg.com/00/$%28KGrHqJ,%21hYE2ei6mQ3UBNrz,SJkvQ%7E%7E_35.JPG" style="height: 225px; margin-left: auto; margin-right: auto; width: 300px;" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;ARRI SR3 Super16 &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6924866396197304976?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6924866396197304976/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/dissolve-temp-cut.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6924866396197304976'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6924866396197304976'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/dissolve-temp-cut.html' title='Dissolve ( Temp Cut )'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4745208461103322387</id><published>2011-06-11T15:22:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T15:22:16.264-07:00</updated><title type='text'>Damn Your Eyes ( Kısa Film )</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt;&lt;a href="http://digital-filmmaking.blogspot.com/2011/04/short-film-damn-your-eyes.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;&lt;div class="post-header"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="post-body entry-content"&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="damn your eyes" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-9LyEJZ2X88g/TaErcgyiYXI/AAAAAAAACfw/aSjB2rqjIsk/s320/dye+poster.jpg" width="240" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Damn Your Eyes a Spaghetti Western-influenced revenge film shot on the &lt;a href="http://www.amazon.com/dp/B0010HAGP6/?tag=dfdifibl-20&amp;amp;link_code=as3&amp;amp;creative=373489&amp;amp;camp=211189" target="_blank"&gt;Sony EX1 digital camera&lt;/a&gt; in the NY Metropolitan area for $5,000. It has been successful at film festivals and recently won two awards.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" Damn Your Eyes" Western tarzının etkisinde kalmış Sony EX1 dijital kamera ile çekilmiş Newyork'un en işlek alanlarında çekim yapılmış. Film festivallerinde bir çok övgü ve ödül de almış. Filmin maliyeti 5.000 $&lt;br /&gt;&lt;b&gt;WINNER: "Best Student Film" at Royal Flush Festival '09&lt;br /&gt;WINNER: "Best More Than Horror Short" at Buffalo Screams Horror Festival '10&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;Görüldüğü üzere filmde görsel kalite, ışık kullanımı, mekan kullanımı, dekorlar ve kompozisyon gibi bir çok unsur üst düzeylerde, Görüntü yönetmeni Sony EX1 kamerasını kullanabildiği kadar iyi kullanmış, Aktörler işinin doruğunda zaten, ancak senaryo üzerine biraz daha düşülebilirdi bazı sahneler izleyiciye klişe ve sıkıcı gelebilir. Film hakkında düşüncelerinizi yazabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe frameborder="0" height="224" src="http://player.vimeo.com/video/19145510?title=0&amp;amp;byline=0&amp;amp;portrait=0" width="398"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4745208461103322387?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4745208461103322387/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/damn-your-eyes-ksa-film.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4745208461103322387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4745208461103322387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/damn-your-eyes-ksa-film.html' title='Damn Your Eyes ( Kısa Film )'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-9LyEJZ2X88g/TaErcgyiYXI/AAAAAAAACfw/aSjB2rqjIsk/s72-c/dye+poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7498755764771304809</id><published>2011-06-11T14:59:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T15:01:48.291-07:00</updated><title type='text'>10 Dakikalık Film Okulu</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;Üstad'ın 10 dakikalık film okulu diye adlandırdığı Holywood gibi kurumsallaşmaya aykırı giden astronomoik paraların uçtuğu film okulları ve&amp;nbsp; onların uzun süreçte öğrettiklerini sizlere en basit yoldan ve 10 dakika süre tutarak öğreteceğini söyleyen, tabir-i caizse bırakın tırtıl kozasından kendi çıksın diye söylendiği sınıfından alıntı bir ders. Eminim ki şu yazı size bir kitap dolusu bilgi ve ateşleyici gaz verecek.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="425" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/W-YpfievjSk" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Günaydın arkadaşlar!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce ünlü bir film yönetmeninin laflarına şahit oldum.  Diyordu ki: “Film hakkında bilmeniz gereken her şeyi öğrenmeniz 1  haftanızı alacaktır.” Bence biraz cömert davranmış. Bütün hepsini 10  dakikada öğrenebilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Saatlerinizi kurun, 10 dakika sonra bu sınıftan çıkmış olacağız.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Pekala, birer yönetmen olmak istiyorsunuz, öyle mi?&lt;br /&gt;(Sınıf toplu halde: EVET!)&lt;br /&gt;Yanlış cevap. Çünkü siz birer yönetmensiniz. Yönetmen olmayı  düşündüğünüz, aklınıza koyduğunuz anda zaten birer yönetmensinizdir.  Kendi adınıza bir kart bastırın, altına yönetmen olduğunuzu yazın ve  bütün arkadaşlarınıza dağıtın. Bu işi hallettikten sonra ve kendiniz  yönetmen olduğunuza inandığınız anda bir yönetmensinizdir, artık bir  yönetmen gibi düşünmeye başlarsınız. Sakın yönetmen olmayı hayal  etmeyin, siz zaten yönetmensiniz! Şimdi dersimize geri dönelim.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/screens_feature-38765.jpeg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" class="size-medium wp-image-189 alignright" height="200" src="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/screens_feature-38765-300x200.jpg" style="margin: 5px;" title="screens_feature-38765" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;Hadi filmi başlatalım! &lt;br /&gt;&lt;b&gt;İlk bilmeniz gereken, bu işte yaratıcı olmanın size yetmeyeceğidir, teknik olarak da donanımlı olmalısınız&lt;/b&gt;.Yaratıcı  insanlar yaratıcı doğarlar- çok şanslısınız! Teknik beceriye sahip  insanlar ise hiçbir zaman yaratıcı olamazlar, istedikleri kadar  uğraşsınlar. Yaratıcılığı satın alamazsınız, bir yerde bulamazsınız,  öğrenemezsiniz, ancak onunla doğarsınız! Bir sürü yaratıcı insan teknik  detayları öğrenmek istemez, peki o zaman ne olur?&lt;br /&gt;Teknik insanlara bağlı kalırlar. Teknik beceriler edinin, öğrenmek  zor değil. Yaratıcılığınıza teknik becerilerinizi de eklediğiniz anda  durdurulamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Deneyim&lt;/b&gt; – Filmler konusunda her hangi bir deneyime  sahip misiniz? Evet, sahipsiniz, film izliyorsunuz! Şimdi sizin gerçek  bir tecrübeye ihtiyacınız var. Sadece film izleyerek bu tecrübeyi  edinemezsiniz. Elinize kamerayı alın, istediğiniz her şeyi çekin, kendi  filmlerinizi yapın, kendi hatalarınızı yapın. Unutmayın hatalar  özneldir. Birinin hata olarak kabul ettiği bir durum, bir çekim, başka  biri için sanatın ta kendisidir. Bu gerçeğin arkasına saklanın. Herkese  yaptığınızın saf sanat olduğunu söyleyin, bu şekilde işin içinden  çıkmanız çok kolaylaşır.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Bir senaryo ile başlayın!&lt;/b&gt; Aranızdan herhangi biri  senaryo yazmayı biliyor mu? Hayır mı? Güzel! Sizin dışınızda herkes aynı  tarzda yazıyor, siz kendi tarzınızı oluşturun. Tek olun. Yazmak üzerine  dersler alabilirsiniz, ama sakın bir film okuluna gitmeyi düşünmeyin.  Yoksa siz de diğerlerinin yaptıkları filmlerin aynılarını yaparsınız.  İnsanlar size ait bir şey görmek istiyorlar, bunu unutmayın!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nasıl bir senaryo yazmalı? &lt;/b&gt;- Herhalde çok paranız  yoktur, yoksa bu sınıfta olmazdınız. Demek film yapmak istiyorsunuz ama  çok fazla para harcamak istemiyorsunuz. Film çekmeye başladığınızda  sette binlerce problemle karşılaşacaksınız. Bu problemleri aşmanın iki  yolu vardır: Ya yaratıcılığınızı kullanırsınız, ya da paranızı. Paranız  yoktu değil mi? O zaman siz de anne babanızın paralarını bitirmeden  çekebileceğiniz bir senaryo yazın. Ucuz bir film yapın!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Ucuz film nasıl yapılır? &lt;/b&gt;- Etrafınıza bir bakın,  nelere sahipsiniz? Sahip olduğunuz şeylerin bir listesini oluşturun.  Babanızın likör dükkanı mı var, o zaman bir likör dükkanı hakkında bir  film yapın. Köpeğiniz mi var, onun hakkında bir film yapın. Anneniz bir  klinikte mi çalışıyor, gidin ve filminizi klinikte çekin. El Mariachi’yi  yaptığımda elimde bir kaplumbağa, bir gitar çantası ve küçük bir kasaba  vardı. Ben de bunların çevresinde dönen bir film yapmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Aklınızdakini nasıl görselleştirirsiniz? &lt;/b&gt;-  Storyboard kullanabilirsiniz, hayal ettiklerinizi kağıda çizerek bir  plan oluşturabilirsiniz. Ama aslında yapmanız gereken şey bomboş beyaz  bir perde hayal edip, filminizi oraya yansıtmaktır. Gözünüzü kapatın ve  bir perde hayal edin, kendi filminizi hayal edin. Her çekime, her  sahneye odaklanın. Koltukta oturun ve etrafınızdaki herkesten,  aklınızdaki filminiz dışındaki tüm düşüncelerden kurtulun ve filminizi  izleyin. Çok mu yavaş, çok mu hızlı, eğlenceli mi olmuş, peki bir  bütünlüğe sahip mi? Tüm izlediklerinizi, tüm gördüğünüz çekimleri not  edin. Sonra gidip hepsini teker teker filme alın.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Neler lazım?&lt;/b&gt; – Şimdi araç gerece bir göz atalım. Ne  kadar kötü aletlere sahipseniz o kadar iyi. Bu sizin ilk filminiz, en  iyi şeylere ihtiyacınız yok, unutmayın daha Spielberg olmadınız! Bu  kamerayı El Mariachi’yi çekerken kullandım, nerdeyse aynısını diyelim,  çünkü bu bir 16S, bense bir 16M kullandım. Çok hafif bir kamera böylece  istediğim gibi hareket edebildim, sesi de biraz çok çıkıyor, o yüzden  ses kaydı konusunda problemler yaşadım, ama sadece 2000$. Sakın gidip de  2000$’ı bir anda bir kameraya yatırmayın. Kamerası olan birini bulun.  Arkadaşım kamerasını kullanmıyordu ve ondan ödünç aldım, filmimi çektim.  (Çok ağır gözüken üç bacağı göstererek)&lt;br /&gt;Şuna bakın, ne kadar güzel bir üç bacak, çok sağlam bir üç bacak, ne  olacağını tahmin edebiliyor musunuz? Kamera hareket etmeden o üç bacak  üzerinde duracak, siz o kamerayı ordan almak istemeyeceksiniz, çünkü  bileceksiniz ki bu sizin filminizin sıkı görünmesini sağlayacak. Alın o  kamerayı elinize, bir tekerlekli sandalyeye oturun ve kendi etrafınızda  dönün, bu filminize biraz enerji katar. İlk filmlerin en güzel yanı  enerji dolu olmalarıdır, hayat dolu olmalarıdır. Büyük prodüksiyonların  bu enerjiyi taklit etmeleri bile mümkün değildir. Çünkü ortada çok güzel  ve sağlam bir üç bacak vardır, çok fazla teknik eleman vardır. Böylece  herşey pasparlak ve aynı zamanda ölü görünür. Kurtulun şu pahalı şeyden  ve filminizi canlandırın. Fazlasıyla iyi, fazlasıyla ağır- ellerinizi  kullanın yeter!&lt;br /&gt;Bu bir ışık ölçer. Bu da yeteri kadar pahalı bir şey. Tabi ki  kullanbilirsiniz ama ihtiyacınız olanın sadece üzerinde bir algılayıcı  ve bir gösterge olan bir ışık ölçerdir. Unutmayın bu alet sizin en yakın  dostunuz. Çekeceğiniz objeye tutun, ışığı ölçün kaydedin.  Kullanacağınız lensi seçin ve artık çekime hazırsınız!&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/jessica-alba-sul-set-di-machete-insieme-a-danny-trejo-e-al-regista-robert-rodriguez-127996.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" class="size-full wp-image-188 alignleft" height="362" src="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/jessica-alba-sul-set-di-machete-insieme-a-danny-trejo-e-al-regista-robert-rodriguez-127996.jpg" style="margin: 5px;" title="jessica-alba-sul-set-di-machete-insieme-a-danny-trejo-e-al-regista-robert-rodriguez-127996" width="254" /&gt;&lt;/a&gt;Sakın  fazla ışık kullanmayın. El Mariachi’yi çekerken sadece iki ışık  kaynağım vardı, bildiğiniz sıradan ampüller. İç mekan çekimleri için  dengeli kaynaklardı, işimi görürlerdi. Film bitince herkes bana  çekimlerin çok tarz olduğunu çünkü ışığın çok az olduğundan bahsetti.  İşte gördünüz, hatalarınız ve imkansızlıklarınız nasılda artistik  öğelere dönüştü.&lt;br /&gt;Son olarak postprodüksiyona geldik. Çekimleriniz bitti, şimdi ne  yapmayı düşünüyorsunuz? (Bir video edit aletini göstererek) Bunlar sizin  dostlarınızdır. Video editleme araçları, montaj yazılımları kolay  kullanılırlar, ucuzdurlar ve anında tepki verirler. Sakın film  şeritlerinizi kesip biçmeyin. Film şeritleri isizn düşmanınızdır.  Çekimlerinizi film üzerine yapabilirsiniz, bu sorun değil; ama sakın  film şeritlerinizi montaj için kullanmayın. Aranızda böyle bir şey  düşünen varsa şimdi bu sınıfı terketsin. Gidip gerçek bir film okuluna  20000$ ödesin, sonra istediği gibi filmleri kesip biçebilir. Ama eline  hiçbir şey geçmeyecektir, bir işi bile olmayacaktır, bana güvenin.&lt;br /&gt;Bugün tüm kayıtlar ya bilgisayarda ya da video kasetlerde. Film  yavaştır, film pahalıdır ve yaratıcı değildir- bir sürü zamanınızı  çalar. Video bandlarını kesip biçin. Ben öyle yapıyorum. El Mariachi’yi  çekmek için nerdeyse hiç para harcamadım. 3,5 inc. Lik bir master kaydım  vardı, çok güzel görünüyordu çünkü direk band üzerine kaydedilmişti.  Arada kopyalama süreçlerine girmediği için aynı bir 35 mm gibi temiz ve  saf görünüyordu. Filmin VHS kopyalarını çıkardım ve bütün Hollywood’a  yolladım. Bir tane bile film kopyasını çıkarmadım. Para kaybından başka  bir şey değil. Uğraşırsın, karışırlar, bozulurlar, bir sürü para  harcarsın. Ama en önemlisi onlar filminin kopyalarıdır. Filminizin  kopyalarını istemezsiniz, negatiflerini istersiniz, band üzerine  kaydedilmiş. Böylece insanlar ellerine geçeni izlerler ve çoğaltırlar.  Filmin çekimleri bitti, montajı bitti. İnsanlar sizi beğendi, herkes  size para ödemek için can atıyor. Peki şimdi ne yapacaksınız. Gidin ve  kendinize bir menejer bulun. Hollywood çakallarla doludur. Size en iyi  teklifleri bulurlar, en çok parayı kazandırırlar, en iyi filmleri  çekmenize yardım ederler.&lt;br /&gt;Burada öğrendiğiniz şey kimsenin bilmediği bir şey. Ucuza bir film  nasıl çekilir. Hollywood’da bir kişi bile bu bilgilere sahip değil. Siz  ucuza bir film çekebilirsiniz, &lt;b&gt;siz daha iyi filmler çekebilirsiniz.&lt;/b&gt; Sistem içinde eriyip kaybolmayın, ayrıcalıklı pozisyonunuzun avantajını kullanın.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/antonio_banderas4.jpg" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" class="size-full wp-image-192 alignright" height="267" src="http://www.benimsinemalarim.com/wp-content/uploads/2010/05/antonio_banderas4.jpg" style="margin: 5px;" title="antonio_banderas4" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;Ben  hala çok düşük bütçeli filmler çekiyorum, ama yüksek bütçeli filmlerden  farklı değiller. Çünkü artık sizin de öğrendiğiniz bu teknikleri  kullanıyorum.&lt;br /&gt;Artık gidip kendi filmlerimi çekmeye devam etmeliyim. Umarım size  anlattıklarımdan bir şeyler öğrenmişsinizdir. Umarım hayallerinizi  yazar, elinize kamerayı alıp çekersiniz.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Arzulamayı bırakın, yapmaya başlayın.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Hollywood’da görüşürüz,&lt;b&gt; korkutucu olun!”&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Robert Rodriguez &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7498755764771304809?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7498755764771304809/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/10-dakikalk-film-okulu.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7498755764771304809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7498755764771304809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/10-dakikalk-film-okulu.html' title='10 Dakikalık Film Okulu'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/W-YpfievjSk/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5129726210795907012</id><published>2011-06-11T14:45:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T14:45:36.177-07:00</updated><title type='text'>En iyi sinematografik filmlerden kareler</title><content type='html'>&lt;span style="color: #333333; font-family: verdana; font-size: 100%; font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571874086143429218" src="http://3.bp.blogspot.com/-A0K-XYGzEkM/TVNF9dXIimI/AAAAAAAAOKc/ss1JGgXO1b0/s640/2046_7b.jpg" style="height: 385px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;&lt;span style="color: #333333; font-family: verdana; font-size: 100%; font-weight: bold;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: white; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 100%; font-weight: bold;"&gt;&lt;i&gt;Öncelikle  şunu belirtmem gerek ki sinematografi ve görsel efekt muhteşemliğini  birbirinden ayrı tutan bir liste, yani eğer görsel efekti işin içine  katsaydım Lord Of The Rings, Matrix , Avatar gibi filmlerde  sinematografik filmler arasında zirvede yer alırlardı ancak bu kareler  doğallığın kareleri, o halde neden Sin City var derseniz şöyle  diyebilirim ; Sin City 2003 yılında vizyona girince sinematografi  tarihine bir çağ atlattı belki, hani nasıl Avatar filmi görsel efektler  tarihine damga vurduysa 3D teklonojisinin atası ise, Sin City'de  muhteşem çizgi roman dönüşümü olarak Robert Rodriguez'in hayal gücüyle  damgayı vurdu Robert o filmde başka bir dünya yarattı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=7527811470801126001&amp;amp;postID=5129726210795907012" name="more"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-U_hc4wMCXvU/TVNNzQitBdI/AAAAAAAAOLk/1OicErgvUD0/s1600/2046_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882706996626898" src="http://4.bp.blogspot.com/-U_hc4wMCXvU/TVNNzQitBdI/AAAAAAAAOLk/1OicErgvUD0/s640/2046_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 209px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FAj2pC1ITJk/TVNNzJi7URI/AAAAAAAAOLc/ER1Z_CH90rw/s1600/2046_2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882705118515474" src="http://1.bp.blogspot.com/-FAj2pC1ITJk/TVNNzJi7URI/AAAAAAAAOLc/ER1Z_CH90rw/s640/2046_2.jpg" style="cursor: pointer; height: 200px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-G1SXIjPcw6c/TVNNzITgm8I/AAAAAAAAOLU/Rl9K7KLJ3Og/s1600/2046_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882704785415106" src="http://2.bp.blogspot.com/-G1SXIjPcw6c/TVNNzITgm8I/AAAAAAAAOLU/Rl9K7KLJ3Og/s640/2046_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 200px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-q8WFESQGfX8/TVNNy9tqtKI/AAAAAAAAOLM/CY8JfhYA6ZE/s1600/2046_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882701942338722" src="http://3.bp.blogspot.com/-q8WFESQGfX8/TVNNy9tqtKI/AAAAAAAAOLM/CY8JfhYA6ZE/s640/2046_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 200px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eiRgDKoExsE/TVNNy13mXaI/AAAAAAAAOLE/0f1m13R_xfo/s1600/2046_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882699836513698" src="http://3.bp.blogspot.com/-eiRgDKoExsE/TVNNy13mXaI/AAAAAAAAOLE/0f1m13R_xfo/s640/2046_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 200px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-0zdoSA2Sn9g/TVNNo4CXhII/AAAAAAAAOK8/7M4jWCEkYgs/s1600/2046_6.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571882528619857026" src="http://4.bp.blogspot.com/-0zdoSA2Sn9g/TVNNo4CXhII/AAAAAAAAOK8/7M4jWCEkYgs/s640/2046_6.jpg" style="cursor: pointer; height: 269px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-W0CG3WsXIck/TVNDhXyqjQI/AAAAAAAAOJs/7MYgU3lIEdY/s1600/2046_10b.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571871404588698882" src="http://1.bp.blogspot.com/-W0CG3WsXIck/TVNDhXyqjQI/AAAAAAAAOJs/7MYgU3lIEdY/s640/2046_10b.jpg" style="cursor: pointer; height: 378px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 120%;"&gt;2046&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lSrlDj6NTK0/TVNRT8yHsYI/AAAAAAAAOMU/hnhaa-YoRZM/s1600/Bom_Yeoreum_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571886567163146626" src="http://4.bp.blogspot.com/-lSrlDj6NTK0/TVNRT8yHsYI/AAAAAAAAOMU/hnhaa-YoRZM/s640/Bom_Yeoreum_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 371px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-5ZewAPeW24E/TVNQ6ggWSfI/AAAAAAAAOME/OxJR92MZyT8/s1600/Bom_Yeoreum_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571886130075683314" src="http://2.bp.blogspot.com/-5ZewAPeW24E/TVNQ6ggWSfI/AAAAAAAAOME/OxJR92MZyT8/s640/Bom_Yeoreum_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 380px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-LjxjF61-XBo/TVNQ6dzFbbI/AAAAAAAAOL8/uRQNEwD5-lQ/s1600/Bom_Yeoreum_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571886129348963762" src="http://4.bp.blogspot.com/-LjxjF61-XBo/TVNQ6dzFbbI/AAAAAAAAOL8/uRQNEwD5-lQ/s640/Bom_Yeoreum_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 377px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-e9mmeJ52R9E/TVNQ6V8pkVI/AAAAAAAAOL0/fWxfjC_hdQA/s1600/Bom_Yeoreum_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571886127241597266" src="http://4.bp.blogspot.com/-e9mmeJ52R9E/TVNQ6V8pkVI/AAAAAAAAOL0/fWxfjC_hdQA/s640/Bom_Yeoreum_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 364px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zHexhbzBLxs/TVNQ6BuNsBI/AAAAAAAAOLs/MAzI-XXdmzQ/s1600/Bom_Yeoreum_9.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571886121812340754" src="http://3.bp.blogspot.com/-zHexhbzBLxs/TVNQ6BuNsBI/AAAAAAAAOLs/MAzI-XXdmzQ/s640/Bom_Yeoreum_9.jpg" style="cursor: pointer; height: 401px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom&lt;br /&gt;(Spring, Summer, Fall, Winter and Spring)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_QsI5A1vixA/TVNU6WUsrdI/AAAAAAAAOM8/QUoQtKqY-j0/s1600/El_Laberinto_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571890525388975570" src="http://3.bp.blogspot.com/-_QsI5A1vixA/TVNU6WUsrdI/AAAAAAAAOM8/QUoQtKqY-j0/s640/El_Laberinto_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 317px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-s0ySEN86g-0/TVNU6FvrLfI/AAAAAAAAOM0/nvyU9pXgDAA/s1600/El_Laberinto_2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571890520938720754" src="http://1.bp.blogspot.com/-s0ySEN86g-0/TVNU6FvrLfI/AAAAAAAAOM0/nvyU9pXgDAA/s640/El_Laberinto_2.jpg" style="cursor: pointer; height: 375px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-oJ9dSxsNZO4/TVNU53iC0BI/AAAAAAAAOMs/kE9GDRrXdpY/s1600/El_Laberinto_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571890517123452946" src="http://3.bp.blogspot.com/-oJ9dSxsNZO4/TVNU53iC0BI/AAAAAAAAOMs/kE9GDRrXdpY/s640/El_Laberinto_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 375px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-W4fWMiUW2m4/TVNU5ahXIII/AAAAAAAAOMk/cKzXV5huG8A/s1600/El_Laberinto_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571890509335961730" src="http://2.bp.blogspot.com/-W4fWMiUW2m4/TVNU5ahXIII/AAAAAAAAOMk/cKzXV5huG8A/s640/El_Laberinto_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 375px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-D5gnkC9NXWc/TVNU5QoavDI/AAAAAAAAOMc/rniIPLuZWtM/s1600/El_Laberinto_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571890506681203762" src="http://1.bp.blogspot.com/-D5gnkC9NXWc/TVNU5QoavDI/AAAAAAAAOMc/rniIPLuZWtM/s640/El_Laberinto_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 375px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;El Laberinto del Fauno (Pan's Labyrinth)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-3hFGTws3Vq0/TVNFN4RNuJI/AAAAAAAAOKE/quKPD-X84cU/s1600/Fa_Yeung_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571873268732639378" src="http://2.bp.blogspot.com/-3hFGTws3Vq0/TVNFN4RNuJI/AAAAAAAAOKE/quKPD-X84cU/s640/Fa_Yeung_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-J3QnkFXt7Q8/TVNXqbsRD2I/AAAAAAAAONs/rRoyvkz8bt0/s1600/3b.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571893550486982498" src="http://4.bp.blogspot.com/-J3QnkFXt7Q8/TVNXqbsRD2I/AAAAAAAAONs/rRoyvkz8bt0/s400/3b.jpg" style="cursor: pointer; height: 151px; width: 280px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-jKmMC7KHmCg/TVNXqZCRlQI/AAAAAAAAON0/7MOi3scZKpg/s1600/3a.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571893549773985026" src="http://4.bp.blogspot.com/-jKmMC7KHmCg/TVNXqZCRlQI/AAAAAAAAON0/7MOi3scZKpg/s400/3a.jpg" style="cursor: pointer; height: 151px; width: 280px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JGwMTtouoe0/TVNXqn6DZBI/AAAAAAAAON8/1l-hQbwUIF4/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571893553766032402" src="http://3.bp.blogspot.com/-JGwMTtouoe0/TVNXqn6DZBI/AAAAAAAAON8/1l-hQbwUIF4/s640/2.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-99D6oqzenGA/TVNXqHH3kSI/AAAAAAAAONc/YnOSKzJBq58/s1600/4b.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571893544965607714" src="http://1.bp.blogspot.com/-99D6oqzenGA/TVNXqHH3kSI/AAAAAAAAONc/YnOSKzJBq58/s400/4b.jpg" style="cursor: pointer; height: 392px; width: 280px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-gDQbwCI9gIo/TVNXqPD2oiI/AAAAAAAAONk/b3YaLSVKbTE/s1600/4a.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571893547096252962" src="http://4.bp.blogspot.com/-gDQbwCI9gIo/TVNXqPD2oiI/AAAAAAAAONk/b3YaLSVKbTE/s400/4a.jpg" style="cursor: pointer; height: 392px; width: 280px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-oGEd8QV0f2w/TVNWfr9QNCI/AAAAAAAAONU/Izb1Ok8yefk/s1600/5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571892266363008034" src="http://4.bp.blogspot.com/-oGEd8QV0f2w/TVNWfr9QNCI/AAAAAAAAONU/Izb1Ok8yefk/s640/5.jpg" style="cursor: pointer; height: 317px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-9f9Zq6l9DOo/TVNWfq7-DMI/AAAAAAAAONM/DkuTZ60ZxU0/s1600/6.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571892266089188546" src="http://2.bp.blogspot.com/-9f9Zq6l9DOo/TVNWfq7-DMI/AAAAAAAAONM/DkuTZ60ZxU0/s640/6.jpg" style="cursor: pointer; height: 397px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-q50zpVCGIM0/TVNWffVkj1I/AAAAAAAAONE/B89GASDJ7-E/s1600/7.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571892262975344466" src="http://3.bp.blogspot.com/-q50zpVCGIM0/TVNWffVkj1I/AAAAAAAAONE/B89GASDJ7-E/s640/7.jpg" style="cursor: pointer; height: 416px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fa Yeung Nin Wa (In the Mood for Love)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-92omKXgNK7M/TVNaBkZ_-_I/AAAAAAAAOPE/jSplfWl8N2Q/s1600/Le_Fabuleux_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571896146986531826" src="http://3.bp.blogspot.com/-92omKXgNK7M/TVNaBkZ_-_I/AAAAAAAAOPE/jSplfWl8N2Q/s640/Le_Fabuleux_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 241px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-94h1ROxPnAE/TVNaBm1lFtI/AAAAAAAAOO8/nefbOPDW3EU/s1600/Le_Fabuleux_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571896147639080658" src="http://1.bp.blogspot.com/-94h1ROxPnAE/TVNaBm1lFtI/AAAAAAAAOO8/nefbOPDW3EU/s640/Le_Fabuleux_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 239px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-g_Kj-RE8mNM/TVNaBZ419qI/AAAAAAAAOO0/JoIZIRRArk4/s1600/Le_Fabuleux_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571896144163108514" src="http://4.bp.blogspot.com/-g_Kj-RE8mNM/TVNaBZ419qI/AAAAAAAAOO0/JoIZIRRArk4/s640/Le_Fabuleux_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 250px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-X-EqMP4S6qc/TVNaBGGMWzI/AAAAAAAAOOs/FOya_AGj6nU/s1600/Le_Fabuleux_14.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571896138850392882" src="http://2.bp.blogspot.com/-X-EqMP4S6qc/TVNaBGGMWzI/AAAAAAAAOOs/FOya_AGj6nU/s640/Le_Fabuleux_14.jpg" style="cursor: pointer; height: 245px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-lxyQl3nlwnY/TVNaAyNFqRI/AAAAAAAAOOk/kkL4Q5_oFRQ/s1600/Le_Fabuleux_16.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571896133510605074" src="http://2.bp.blogspot.com/-lxyQl3nlwnY/TVNaAyNFqRI/AAAAAAAAOOk/kkL4Q5_oFRQ/s640/Le_Fabuleux_16.jpg" style="cursor: pointer; height: 245px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-_D0R5V9eDLQ/TVNZy4H_LxI/AAAAAAAAOOc/onatoZjK1co/s1600/Le_Fabuleux_17.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571895894581653266" src="http://4.bp.blogspot.com/-_D0R5V9eDLQ/TVNZy4H_LxI/AAAAAAAAOOc/onatoZjK1co/s640/Le_Fabuleux_17.jpg" style="cursor: pointer; height: 272px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-g6bAKFQdjBI/TVNZyliUNqI/AAAAAAAAOOU/g0ub5v9olUE/s1600/Le_Fabuleux_18.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571895889591809698" src="http://4.bp.blogspot.com/-g6bAKFQdjBI/TVNZyliUNqI/AAAAAAAAOOU/g0ub5v9olUE/s640/Le_Fabuleux_18.jpg" style="cursor: pointer; height: 316px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-7W-fA8C7PiM/TVNZypILv1I/AAAAAAAAOOM/gj45XuONJ90/s1600/Le_Fabuleux_20.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571895890555944786" src="http://3.bp.blogspot.com/-7W-fA8C7PiM/TVNZypILv1I/AAAAAAAAOOM/gj45XuONJ90/s640/Le_Fabuleux_20.jpg" style="cursor: pointer; height: 312px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-XSxqoEfeEuA/TVNZydbYugI/AAAAAAAAOOE/guBYgH5pPaQ/s1600/Le_Fabuleux_23.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571895887415261698" src="http://3.bp.blogspot.com/-XSxqoEfeEuA/TVNZydbYugI/AAAAAAAAOOE/guBYgH5pPaQ/s640/Le_Fabuleux_23.jpg" style="cursor: pointer; height: 340px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain (Amelie)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-_uOsLjya1_w/TVNb30Tu4jI/AAAAAAAAOP8/YL9nFehSxSA/s1600/MirrorMask_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898178479776306" src="http://3.bp.blogspot.com/-_uOsLjya1_w/TVNb30Tu4jI/AAAAAAAAOP8/YL9nFehSxSA/s640/MirrorMask_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-MQcNQ2unjKA/TVNb33Z2UMI/AAAAAAAAOP0/YQoAhJMe89A/s1600/MirrorMask_2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898179310735554" src="http://3.bp.blogspot.com/-MQcNQ2unjKA/TVNb33Z2UMI/AAAAAAAAOP0/YQoAhJMe89A/s640/MirrorMask_2.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-6umrsx2a5uw/TVNbv8bPw3I/AAAAAAAAOPs/Qs_jkuXyS84/s1600/MirrorMask_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898043219821426" src="http://4.bp.blogspot.com/-6umrsx2a5uw/TVNbv8bPw3I/AAAAAAAAOPs/Qs_jkuXyS84/s640/MirrorMask_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-E9W4FAfhoSg/TVNbveKYzNI/AAAAAAAAOPk/6-Qv8KqmmvA/s1600/MirrorMask_4.png"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898035096046802" src="http://3.bp.blogspot.com/-E9W4FAfhoSg/TVNbveKYzNI/AAAAAAAAOPk/6-Qv8KqmmvA/s640/MirrorMask_4.png" style="cursor: pointer; height: 305px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-i5fTLh2Sa4g/TVNbvRwaZbI/AAAAAAAAOPc/yzEbaNGzBmk/s1600/MirrorMask_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898031765874098" src="http://1.bp.blogspot.com/-i5fTLh2Sa4g/TVNbvRwaZbI/AAAAAAAAOPc/yzEbaNGzBmk/s640/MirrorMask_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-JXybQkQgskg/TVNbvJmVLTI/AAAAAAAAOPU/wNiSxIOzIKo/s1600/MirrorMask_13.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898029576105266" src="http://3.bp.blogspot.com/-JXybQkQgskg/TVNbvJmVLTI/AAAAAAAAOPU/wNiSxIOzIKo/s640/MirrorMask_13.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5PSA-7aC9_k/TVNbvGAzvgI/AAAAAAAAOPM/5aG09Jr6zeY/s1600/MirrorMask_14.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571898028613418498" src="http://1.bp.blogspot.com/-5PSA-7aC9_k/TVNbvGAzvgI/AAAAAAAAOPM/5aG09Jr6zeY/s640/MirrorMask_14.jpg" style="cursor: pointer; height: 305px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MirrorMask&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-1n7VwtiMgM0/TVNjCsB0ppI/AAAAAAAAORM/GIYgKLvT1wc/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571906061817128594" src="http://4.bp.blogspot.com/-1n7VwtiMgM0/TVNjCsB0ppI/AAAAAAAAORM/GIYgKLvT1wc/s640/1.jpg" style="cursor: pointer; height: 319px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-QprOlosai4w/TVNjCFT3X9I/AAAAAAAAORE/6vog5QkbiQE/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571906051423821778" src="http://1.bp.blogspot.com/-QprOlosai4w/TVNjCFT3X9I/AAAAAAAAORE/6vog5QkbiQE/s640/2.jpg" style="cursor: pointer; height: 315px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-dTu7zZtijJo/TVNjB7jOOkI/AAAAAAAAOQ8/s72MmvoJYOw/s1600/4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571906048803879490" src="http://3.bp.blogspot.com/-dTu7zZtijJo/TVNjB7jOOkI/AAAAAAAAOQ8/s72MmvoJYOw/s640/4.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Hy4vLtDq-BE/TVNjBkbeqvI/AAAAAAAAOQ0/5MBYhtfGYy4/s1600/5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571906042597386994" src="http://2.bp.blogspot.com/-Hy4vLtDq-BE/TVNjBkbeqvI/AAAAAAAAOQ0/5MBYhtfGYy4/s640/5.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-zg4_w-Ai6Os/TVNjBhgVYuI/AAAAAAAAOQs/Lpxn5XuvDR4/s1600/6.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571906041812443874" src="http://1.bp.blogspot.com/-zg4_w-Ai6Os/TVNjBhgVYuI/AAAAAAAAOQs/Lpxn5XuvDR4/s640/6.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-2LvjUNByHBo/TVNirQGtqXI/AAAAAAAAOQk/JIkBKOE3R94/s1600/7.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571905659184458098" src="http://4.bp.blogspot.com/-2LvjUNByHBo/TVNirQGtqXI/AAAAAAAAOQk/JIkBKOE3R94/s640/7.jpg" style="cursor: pointer; height: 309px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dX12fq_Iy0w/TVNirKo4IJI/AAAAAAAAOQc/B3LaP0908fI/s1600/8.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571905657717137554" src="http://2.bp.blogspot.com/-dX12fq_Iy0w/TVNirKo4IJI/AAAAAAAAOQc/B3LaP0908fI/s640/8.jpg" style="cursor: pointer; height: 320px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZIrWzEaw6gU/TVNiq7n9CYI/AAAAAAAAOQU/oAQpIm95af0/s1600/9%2B%2528y%25C4%25B1p%2529.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571905653686733186" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZIrWzEaw6gU/TVNiq7n9CYI/AAAAAAAAOQU/oAQpIm95af0/s640/9%2B%2528y%25C4%25B1p%2529.jpg" style="cursor: pointer; height: 377px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-QKgnZz_4zXU/TVNiqm3rN8I/AAAAAAAAOQM/gpSRXzPr7CA/s1600/10.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571905648115529666" src="http://3.bp.blogspot.com/-QKgnZz_4zXU/TVNiqm3rN8I/AAAAAAAAOQM/gpSRXzPr7CA/s640/10.jpg" style="cursor: pointer; height: 377px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-n_a8NIm8T38/TVNiqezzI8I/AAAAAAAAOQE/0wbbWTcju6w/s1600/11.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571905645951787970" src="http://2.bp.blogspot.com/-n_a8NIm8T38/TVNiqezzI8I/AAAAAAAAOQE/0wbbWTcju6w/s640/11.jpg" style="cursor: pointer; height: 424px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sin City&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S__VSXd9W4I/AAAAAAAAEQM/i6IgYjcXo5Y/s1600/The+Fall.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476330183419845506" src="http://4.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S__VSXd9W4I/AAAAAAAAEQM/i6IgYjcXo5Y/s640/The+Fall.jpg" style="cursor: pointer; height: 359px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-HSbzifncArE/TVNlnGH8_PI/AAAAAAAAOR0/vzUXKWD2MJk/s1600/The_Fall_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571908886320708850" src="http://2.bp.blogspot.com/-HSbzifncArE/TVNlnGH8_PI/AAAAAAAAOR0/vzUXKWD2MJk/s640/The_Fall_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 360px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nJHt8gn82wA/TVNlm5hNJ2I/AAAAAAAAORs/dFZAngi2iSg/s1600/The_Fall_10.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571908882936964962" src="http://2.bp.blogspot.com/-nJHt8gn82wA/TVNlm5hNJ2I/AAAAAAAAORs/dFZAngi2iSg/s640/The_Fall_10.jpg" style="cursor: pointer; height: 436px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-k7kGA5Q9sSY/TVNlm183UEI/AAAAAAAAORk/PikL578_1gg/s1600/The_Fall_11a.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571908881979232322" src="http://4.bp.blogspot.com/-k7kGA5Q9sSY/TVNlm183UEI/AAAAAAAAORk/PikL578_1gg/s400/The_Fall_11a.jpg" style="cursor: pointer; height: 342px; width: 234px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-x1v-iGnn8So/TVNlmpfkYEI/AAAAAAAAORc/F7h5SuUn87I/s1600/The_Fall_11b.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571908878635130946" src="http://4.bp.blogspot.com/-x1v-iGnn8So/TVNlmpfkYEI/AAAAAAAAORc/F7h5SuUn87I/s400/The_Fall_11b.jpg" style="cursor: pointer; height: 342px; width: 326px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-FeBbq9g91H4/TVNFNrtGiYI/AAAAAAAAOJ8/96egk5nbOOM/s1600/The_Fall_12.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571873265359948162" src="http://2.bp.blogspot.com/-FeBbq9g91H4/TVNFNrtGiYI/AAAAAAAAOJ8/96egk5nbOOM/s640/The_Fall_12.jpg" style="cursor: pointer; height: 470px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Xub2y4JbpV4/TVNlmvJogII/AAAAAAAAORU/yXkZ4YJ3jM4/s1600/The_Fall_13.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571908880153739394" src="http://4.bp.blogspot.com/-Xub2y4JbpV4/TVNlmvJogII/AAAAAAAAORU/yXkZ4YJ3jM4/s1600/The_Fall_13.jpg" style="cursor: pointer; height: 668px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Fall&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-MVh5wCYNCsI/TVNm_rU4e9I/AAAAAAAAOSc/lQ64X3DANng/s1600/The_Fountain_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571910408135539666" src="http://4.bp.blogspot.com/-MVh5wCYNCsI/TVNm_rU4e9I/AAAAAAAAOSc/lQ64X3DANng/s640/The_Fountain_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 317px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-JbJ3RIv75_Q/TVNm_pWefpI/AAAAAAAAOSU/50aLPze7SIY/s1600/The_Fountain_2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571910407605354130" src="http://2.bp.blogspot.com/-JbJ3RIv75_Q/TVNm_pWefpI/AAAAAAAAOSU/50aLPze7SIY/s640/The_Fountain_2.jpg" style="cursor: pointer; height: 317px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0ukQtZF-Hzo/TVNm_N_1IcI/AAAAAAAAOSM/hi0cWAv0oss/s1600/The_Fountain_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571910400262611394" src="http://3.bp.blogspot.com/-0ukQtZF-Hzo/TVNm_N_1IcI/AAAAAAAAOSM/hi0cWAv0oss/s640/The_Fountain_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 317px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-J_4pQ7SlHdg/TVNm_KwoNEI/AAAAAAAAOSE/3qso9vtZYVM/s1600/The_Fountain_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571910399393543234" src="http://2.bp.blogspot.com/-J_4pQ7SlHdg/TVNm_KwoNEI/AAAAAAAAOSE/3qso9vtZYVM/s640/The_Fountain_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 377px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-F5jo8BVv8pQ/TVNm-5W_9II/AAAAAAAAOR8/LwD5X-FSvSI/s1600/The_Fountain_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571910394722645122" src="http://4.bp.blogspot.com/-F5jo8BVv8pQ/TVNm-5W_9II/AAAAAAAAOR8/LwD5X-FSvSI/s640/The_Fountain_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 419px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;The Fountain&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-h0wuhrwd6Ow/TVNourUXuLI/AAAAAAAAOTM/wY7Ck-lobps/s1600/To_Livadi_4.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571912315098871986" src="http://3.bp.blogspot.com/-h0wuhrwd6Ow/TVNourUXuLI/AAAAAAAAOTM/wY7Ck-lobps/s640/To_Livadi_4.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; margin: 5pt 0px 0px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-j8VmKWKziI4/TVNouYOU2eI/AAAAAAAAOTE/_CWQCHoY73I/s1600/To_Livadi_5.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571912309973244386" src="http://3.bp.blogspot.com/-j8VmKWKziI4/TVNouYOU2eI/AAAAAAAAOTE/_CWQCHoY73I/s640/To_Livadi_5.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-tHrgReCYmUo/TVNouMJrtBI/AAAAAAAAOS8/rzx7La3C10g/s1600/To_Livadi_1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571912306732545042" src="http://1.bp.blogspot.com/-tHrgReCYmUo/TVNouMJrtBI/AAAAAAAAOS8/rzx7La3C10g/s640/To_Livadi_1.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-S-Wo-OtWKD4/TVNot05fkPI/AAAAAAAAOS0/JDi8WeSua7w/s1600/To_Livadi_2.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571912300490625266" src="http://4.bp.blogspot.com/-S-Wo-OtWKD4/TVNot05fkPI/AAAAAAAAOS0/JDi8WeSua7w/s640/To_Livadi_2.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-l72IqtFh3wQ/TVNotrAOaiI/AAAAAAAAOSs/s6LLtuSwrG0/s1600/To_Livadi_3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571912297834506786" src="http://2.bp.blogspot.com/-l72IqtFh3wQ/TVNotrAOaiI/AAAAAAAAOSs/s6LLtuSwrG0/s640/To_Livadi_3.jpg" style="cursor: pointer; height: 318px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-vpzooF_Y-IM/TVNoLHwr_uI/AAAAAAAAOSk/482C9VTq2qg/s1600/To_Livadi_6.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571911704258543330" src="http://1.bp.blogspot.com/-vpzooF_Y-IM/TVNoLHwr_uI/AAAAAAAAOSk/482C9VTq2qg/s640/To_Livadi_6.jpg" style="cursor: pointer; height: 377px; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-RTyoTlSuFmU/TVNFN6__oYI/AAAAAAAAOKM/bMPi_3Si0wA/s1600/To_Livadi_8.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5571873269465719170" src="http://4.bp.blogspot.com/-RTyoTlSuFmU/TVNFN6__oYI/AAAAAAAAOKM/bMPi_3Si0wA/s640/To_Livadi_8.jpg" style="cursor: pointer; height: 366px; margin: 0pt 0px 5px 0pt; width: 565px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;To Livadi Pou Dakryzei (The Weeping Meadow)&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5129726210795907012?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5129726210795907012/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/en-iyi-sinematografik-filmlerden.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5129726210795907012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5129726210795907012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/en-iyi-sinematografik-filmlerden.html' title='En iyi sinematografik filmlerden kareler'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-A0K-XYGzEkM/TVNF9dXIimI/AAAAAAAAOKc/ss1JGgXO1b0/s72-c/2046_7b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-8420931679046533209</id><published>2011-06-10T21:19:00.000-07:00</published><updated>2011-06-10T22:10:58.969-07:00</updated><title type='text'>Sinematografik Hayat</title><content type='html'>Sinemada çok önem verdiğimiz bir unsur sinematografi, peki nedir bu unsur, bırakalım şimdi sözlüklerdeki edebi klişe tanımlamaları ve sinematografinin derinlerine inelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bir insan hayal edin ve onun sıradan bir gününü sabah erken kalkıp işe gitmek zorunda, istemeyerekte olsa kalkıyor o sırada cam kenarında olan yatağında doğrulunca güneş ışınlarının içeri puslu bir şekilde girmesi dikkatini çekiyor, uykulu gözlerini ovuşturuyor ve camdan bakıyor, dağların arkasında yücelen bir güneş var daha tam parlamamış kuvvetli ışık veremiyor doğal olarak bu manzara karşısında etkileniyor bu adam peki bu adamın yerine herhangi bir kamera düşünsek ne olurdu ? Günde bir kere denk gelecek bu manzarayı doğru yerde çok güzel bir şekilde durdurabilirdi işte sinematografi burda başlıyor, sinematografi doğadaki tüm unsurların doğru bir zamanda doğru bir yerde doğru bir açıda objektife yansıması değilmidir, görüntü estetiğidir sonucunda, ancak bu söylediğimden şu mana çıkıyor olabilir siz sadece doğru zamanı doğru yerde bekleyin, evet bunu yapmamız gerek ancak doğru zamanı bekleyeceğimiz doğru yeride biz yaratmak zorundayız hatta yeri gelince doğru zamanıda biz yaratmalıyız, siz kameranın arkasındaysanız Tanrı'yı unutmalısınız, o kameranın arkasına geçtiğinde artık yepyeni bir dünyanın tanrısı siz oldunuz, vizörden göreceklerinizi siz ayarlayacaksınız, güneş doğumu ve batımı, dolunay gibi insanların gözüne hoş gelen unsurları efektlerle yaratmak gibi saçma bir şey yok, bunlar zaten Tanrı'nın fotoğrafçı ve sinemacılara hediye ettiği hediyeler o güneş oradan sizin için yükseliyor zaten, önemli olan doğru zamanda doğru yerde bulunmak, şafakta güneş sizin için yükselirken sizin tek yapmanız gerek kameranızı doğru yere yerleştirip REC tuşuna basmak. REC tuşuna bastığınız andan itibaren tanrı sizsiniz. Bu söylediklerimle belki sinematografiyi çok dar kalıba indirgedim ancak ufku açık olan insanlar dediklerimi gayet geniş manada algılayabileceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim doğru zamanı ve yeri yaratmak olayına, aşağıda gördüğünüz kare son filmim olan "Yalnız Şehir" kısa filminin sonlarından bir kare, filmi izleyenler bilecektir ki artık filmin sonuçlandığı kısım, esas eleman artık gerçeklerle yüzleşmek durumunda, şahsi olarak film baştan aşağıya sahnelemede ve sinematografide öyle bir zayıf ki evlere ziyan ve ki size sadece şu sahnede olan şikayetimi dile getireceğim ( bakın ne güzel değil mi, hem çekip hem öğreniyoruz ) artık bu sahneden ikili diyalog söz konusu aks olayları tamam ancak dekorda ciddi problem var, elimdeki kamera alan derinliğini sağlayamadığından dolayı öyle bir dekorlama yapmalıydım ki şu göz boyayan dağınıklık kaybolmalıydı yada tamamen yüze odaklı zoom çekmeliydim. Kameranın hedefinde olan elemanın arkasını bulanıklaştıramadığımız için film için tamamen gereksiz olan ve dikkatleri dağıtan ısıtıcı,koltuklar ve bir sürü ıvır zıvır meydana çıkmış ve çok rahatsız edici ve bu durumda estetik kayboluyor ve sinematografi adına hiç bir şey kalmıyor tek yapmam gerek ya yüze zoom çekmek ya da arka planı sadeleştirip elemanı dikkat dağıtmayacak şekilde izleyiciye teslim etmekti, bu düz beyaz bir duvar olabilirdi ya da arkayı kapatan bir perde ne demek istediğimi aşağıdaki kareyi olduğu gibi izlediğiniz ve izledikten sonra gözleriniz kapatıp bir de dediğim şekilde hayal ederseniz anlarsınız. Sözün kısası Tanrı sizsiniz hangi Tanrı işinin rahatsız edici olmasından hoşlanır ki düşünün güneşin siyah ışık verdiğini ne kadar rahatsız edici olur du değilmi yada düşünün ayın kıpkırmızı olacağını, anormal gözlerle bakılırdı değilmi, Tanrının bu dünyayı insanlar için ne kadar estetik yaratmış olduğu görebileceğimiz bir sürü unsur var, peki ya bir sinemacı ? Sinemacı bir film çekmek istiyorsa, bir dünya yaratmak istiyordur, artık bir Tanrı vasfına bürünmesi gerekir, zaten her gün görebildiği estetiği, sıfırdan yaratmak ona kalmıştır ancak her zaman doğru yeri ve zamanı beklemek yeterli olmaz, yaratmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;img border="0" height="240" id="myphoto" src="http://a3.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/224841_212030695490924_142869742407020_766712_58846_n.jpg" width="327" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Arkadaki objeler ve ıvır zıvırlar ne kadar rahatsız verici değilmi Damacanadan tutun ısıtıcıya kadar filmle alakası olmayan bir sürü şey !&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=766706&amp;amp;id=142869742407020" id="myphotolink" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img height="240" id="myphoto" src="http://a8.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/223473_212030725490921_142869742407020_766714_8221676_n.jpg" width="327" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bu da filmin son karelerinden estetik duruyor değil mi ? Güneş artık dağların ardına girmiş ancak puslu ışıkları yeryüzünü aydınlatıyor hala. Denizin durgunluğu güneşin ışınlarıyla o kadar etkileşmiş ki kendi rengini kaybetmiş adeta ve bu güzel doğa çakışmasının önünde bir buluşma söz konusu olay doğru yerde doğru zaman beklemek mi ? evet öyle güneşin batışını bekledim ve oyuncuların oraya gidip el ele tutuşmalarını söyledim sadece REC'e bastım ve seyrettim bu bir sinematografiydi çünkü huzur veriyordu birden çok unsur zincilerleme vizöre giriyordu ve bir çok izleyiciye eminim ki kız arkadaşını alıp gün batımını izlemek ve deniz havası almak hevesi verdi. &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-8420931679046533209?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/8420931679046533209/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/sinematografik-hayat.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8420931679046533209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8420931679046533209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/sinematografik-hayat.html' title='Sinematografik Hayat'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5644697914032337232</id><published>2011-06-08T14:30:00.000-07:00</published><updated>2011-06-08T14:30:42.598-07:00</updated><title type='text'>The American Dream</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.abundancetapestry.com/photos/mexicanfisherman.jpg" height="132" src="http://www.abundancetapestry.com/photos/mexicanfisherman.jpg" width="200" /&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;An American businessman was standing at the pier of a small coastal  Mexican village when a small boat with just one fisherman docked. Inside  the small boat were several large yellowfin tuna. The American  complimented the Mexican on the quality of his fish. &lt;br /&gt;"How long did it take you to catch them?" the American asked. &lt;br /&gt;"Only a little while" the Mexican replied. &lt;br /&gt;"Why don't you stay out longer and catch more fish?" the American then asked. &lt;br /&gt;"I have enough to support my family's immediate needs" the Mexican said. &lt;br /&gt;"But" the American then asked, "What do you do with the rest of your time?" &lt;br /&gt;The Mexican fisherman said: "I sleep late, fish a little, play with my  children, take a siesta with my wife, Maria, stroll into the village  each evening where I sip wine and play guitar with my amigos. I have a  full and busy life, senor." &lt;br /&gt;The American scoffed: "I am a Harvard MBA and could help you. You should  spend more time fishing and with the proceeds you could buy a bigger  boat and, with the proceeds from the bigger boat, you could buy several  boats. Eventually you would have a fleet of fishing boats. Instead of  selling your catch to a middleman, you would sell directly to the  consumers, eventually opening your own can factory. You would control  the product, processing and distribution. You would need to leave this  small coastal fishing village and move to Mexico City, then LA and  eventually NYC where you will run your expanding enterprise." &lt;br /&gt;The Mexican fisherman asked: "But senor, how long will this all take?" &lt;br /&gt;To which the American replied: "15-20 years."  &lt;br /&gt;"But what then, senor?"  &lt;br /&gt;The American laughed and said: "That's the best part. When the time is  right, you would announce an IPO - an Initial Public Offering - and sell  your company stock to the public and become very rich. You would make  millions." &lt;br /&gt;"Millions, senor? Then what?" &lt;br /&gt;The American said slowly: "Then you would retire. Move to a small  coastal fishing village where you would sleep late, fish a little, play  with your kids, take a siesta with your wife, stroll to the village in  the evenings where you could sip wine and play your guitar with your  amigos..."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5644697914032337232?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5644697914032337232/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/american-dream.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5644697914032337232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5644697914032337232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/american-dream.html' title='The American Dream'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-3411427248770535279</id><published>2011-06-08T10:23:00.000-07:00</published><updated>2011-06-08T10:31:53.351-07:00</updated><title type='text'>Birazcık Ara</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.thepause.co.uk/images/logo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.thepause.co.uk/images/logo.jpg" border="0" height="183" src="http://www.thepause.co.uk/images/logo.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Sevgili dostlar, yaz aylarının gelmesi ile güneşin ortalığı kavurması etksinin yanı sıra bir nevi kısa sürelik iş hayatına geçiş yaptığım için hobilerimden uzak kalacağım bu 2-3 ay içerisinde pek fazla güncelleme yapamayacağım ama sizlerle olacağım, bu 2-3 ay süreç içerisinde sizlerde yaz aylarının keyfini çıkarırken bende senaryomu yazıyor olacağım ve 2011 yılının son çeyreğine bomba gibi dönüş yapacağım, kısa sürede görüşmek üzere.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-3411427248770535279?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/3411427248770535279/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/birazck-ara.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3411427248770535279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/3411427248770535279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/06/birazck-ara.html' title='Birazcık Ara'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-8487239922996137076</id><published>2011-05-30T01:50:00.001-07:00</published><updated>2011-05-30T01:50:52.442-07:00</updated><title type='text'>Yönetmen Olmak mı İstiyorsunuz?</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_93p8iDhrCs0/SUaIVgHb5rI/AAAAAAAAAAw/bWFXjO6_qI8/s1600-h/james_cameron_camera_direction.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5280057516118238898" src="http://2.bp.blogspot.com/_93p8iDhrCs0/SUaIVgHb5rI/AAAAAAAAAAw/bWFXjO6_qI8/s320/james_cameron_camera_direction.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 248px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 249px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sinema  ve sinemanın kamera arkası işlerine merak salmış insanların hayalidir  yönetmen olmak. Ama bu kişilerin çoğu yönetmen olma fırsatı yakalayamaz  ve kafasının içinden hiç çıkmıyarak son nefesine kadar onunla kalır.  Genel mazeretler aynıdır. Kaliteli bir kamera yok. Senaryo yok. Para  yok. Torpil yok. Torpille yönetmen olanların halini gördük. Senaryo yok  diyenlerin halini de gördük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burda bize şizofrenik ve bazı  tanıdıklarınızın önünü kesebileceği zor ama masalsı bir yol bekliyor.  Düşünsenize babanıza veya arkadaşlarınıza ben yönetmen olacağım  dediğinizi. Çoğu pek inanmaz ve sizin yüzünüze yalan söylemek zorunda  kalır. İlk iş bu fikrinizle alay eden ve küçümseyenlerden uzak durmak ve  sizinle aynı duyguyu paylaşan insanlarla birlikte bir şeyler üretmeye  karar vermek. Çoğu şey için para buluruz ama bu konuda nedense hiç para  bulamayız. Bu bizim bu işi gerçekten isteyip istemediğimize bağlıdır.  Eğer bu yazıyı okuyorsanız bu istek sizde var emin olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En  önemli konulardan biriside yönetmen olmak için bir eğitim almaya ekmek,  su ve hava kadar gerekli olmadığıdır. Bunu sakın unutmayın. Sizi  rahatlatmak için bir kaç örnek vereyim isterseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;James Cameron&lt;/span&gt;,  bu ismi duyduğunuzda aklınıza hemen Terminator ve Titanik filmlerinden  birisi gelmesi lazım yoksa oturup biraz düşünmeniz gerekebilir. Kendisi  bir çok yerde okuduğuma göre fizik eğitimini yarıda bırakıp  çocukluğundan beri aklında olan mesleğe aç kalma pahasına adım atmıştır.  Hatta &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Terminator&lt;/span&gt;'ü çekerken araba kovalamaca sahnesinde çekim için izin almadıkları nedeniyle uyarmaya gelen polise &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;" Arkadaşın bitirme ödevini çekiyoruz yoksa sınıfta kalacak"&lt;/span&gt; diyerek kandırdığı sonrasında çekim bittiğinde polisin &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;" Arkadaşınız çok yetenekli"&lt;/span&gt;  demesine kadar vardıracak zeka ve isteği vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer  iyi ve arkanızdan bir hayran kitlesi oluşturmak istiyorsanız senaryo da  yazmanız gerekiyor. Üstelik bu yazılmış olması için değil sizin  eseriniz olması lazım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başarılı yönetmenlere baktığımızda sinemada kendilerine bir tür seçiyorlar veya doğal olarak o türe yöneliyorlar. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;James Cameron&lt;/span&gt; bilim kurgu, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tim Burton&lt;/span&gt; korku-masalsı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christopher Nolan &lt;/span&gt;kara film, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;David Lynch&lt;/span&gt;  gizem-gerilim gibi... Her yönetmenin kendileri ile aynı duyguyu  paylaşan bir izleyici kitlesi var ve bir çok filmlerinde daha fazla  izleyicilere ulaşmışlardır. Çoğu türk yönetmenin kendi stilinin olmaması  ve önlerine gelen çoğu teklifi para için kabul ettikleri izlenimi  veriyor bana. sizce de öyle değil mi? Kendi stillerini oluşturduğunu  düşünebileceğimiz yönetmenlerimizde var tabi ki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nuri Bilge Ceylan, Fatih Akın ve Çağan Irmak&lt;/span&gt;...  Ama bu üç yönetmenin de çalıştıkları konuların birbirlerine benzemesi  sinemamızda pekte farklılık oluşturmuyor. Demek istediğim daha üsteki  yönetmenler gibi tam anlamıyla birbirlerinden ayrılmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elinize  kamerayı alın ve çekmeye başlayın. Teorik bilgilerle kafanızı fazla  doldurmayın ve kendi tekniklerinizi keşfedin. Ve en önemlisi  hissettiğiniz bir konuda çalışın. His çok önemlidir bunu her işinizde  kullanın. Filminizde deliren bir adam mı var? Delilerin araştırın,  onlarla konuşun veya kendinizi onların yerine koyun va bir gün geçerin  anlarla hayal dünyanızda ve bir şeyler hissetmeye başladığınızda kağıt,  kalemi elinize almaya hazırsınız demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-8487239922996137076?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/8487239922996137076/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/yonetmen-olmak-m-istiyorsunuz.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8487239922996137076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8487239922996137076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/yonetmen-olmak-m-istiyorsunuz.html' title='Yönetmen Olmak mı İstiyorsunuz?'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_93p8iDhrCs0/SUaIVgHb5rI/AAAAAAAAAAw/bWFXjO6_qI8/s72-c/james_cameron_camera_direction.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6334051245381996699</id><published>2011-05-29T00:06:00.000-07:00</published><updated>2011-05-29T00:06:46.520-07:00</updated><title type='text'>Aronofosky'i Anlamak</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;a href="http://olayrusyadageciyor.blogspot.com/2009/10/aronovsky-hugh-jackmana-adeta-diyor-ki.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;&lt;div class="post-header"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_i4GQtvqAr84/StXagaNX8wI/AAAAAAAAAWY/axeKC4JiBUw/s1600-h/18708634.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392456379172123394" src="http://4.bp.blogspot.com/_i4GQtvqAr84/StXagaNX8wI/AAAAAAAAAWY/axeKC4JiBUw/s400/18708634.jpg" style="cursor: hand; display: block; height: 267px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aronofsky  Hugh Jackman'a adeta diyor ki senaryoyu ilk anlatırken: Hugh bak canım,  şimdi sen doktorsun, Rachel senin karın ve hasta o kanser. Sen  araştırmalar yapıp kendini oradan oraya savuracaksın onu kurtarmak için  ama bu bir zaman, yani şimdiki zaman. Gelelim öbür zamanlara.. Geçmiş  var, kılıç kuşanacaksın çünkü bir -unfinished business- söz konusu...  Bir de bir gelecek var, kurak; su yok, yaşam yok, yalnızsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rachel  Weisz e ise şöyle diyor: oyunculuğunu konuşturman gereken bir sahne var  velhasıl o sahneyi seyircinin önüne bi 5 defa rahat koyacağız. (  repliği hatırlasaydım tam olacaktı ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin çok dolu olduğu  ve Aronofsky nin hikayeyle ilgili çok geniş bilgiye sahip olduğu  anlaşılır fakat bunu, zaten tüm diğer insanların da biliyor olduğu  varsayımı üzerinden anlatması kısmını anlayamadım. Oyuncuları işin içine  karıştırmamın sebebi ise onların da hikayeyi tam anladığından duyduğum  büyük şüphe. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6334051245381996699?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6334051245381996699/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/aronofoskyi-anlamak.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6334051245381996699'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6334051245381996699'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/aronofoskyi-anlamak.html' title='Aronofosky&apos;i Anlamak'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_i4GQtvqAr84/StXagaNX8wI/AAAAAAAAAWY/axeKC4JiBUw/s72-c/18708634.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-146590564530006759</id><published>2011-05-28T17:23:00.000-07:00</published><updated>2011-05-28T17:43:46.188-07:00</updated><title type='text'>Tanrı'nın Bahçesi ( God's Playground )</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; PROLOG&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="photo photo_none"&gt;&lt;div class="photo_img" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="photo photo_none"&gt;&lt;div class="photo_img"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;12 Ağustos 2018, Pazar&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;A.B.D Arizona,Phoenix&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="photo photo_none"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/247845_10150204294337888_665742887_7015852_4223113_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/247845_10150204294337888_665742887_7015852_4223113_n.jpg" border="0" height="222" src="http://a5.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/247845_10150204294337888_665742887_7015852_4223113_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Pazar  gününün verdiği rahatlıkla kalktım o rahatsız ve karmaşık yatağımdan,  uykuyu yeni açıyordum ki heryerin heryerde olduğu odamın içinde saatin  kaç olduğunu öğrenmek için gözlerim saati aramaktaydı, Tanrım ! Bu ne  kadar dağınıklık böyle, sanki içeride futbol maçı yapılmış, düne ait tek  bir şey bile hatırlamıyorum, yine çok içmiş olmalıyım, saati arayan  gözlerim nihayetinde saati buluyor ve akrep 2'nin üstünde yelkovan ise  6'nın. Bu kadar çok uyunurmu ki ama rekorum bu değil, daha çok  uyuduğumuda biliyorum ve görüyorum ki söz yine bana geliyor gele gele,  tamam o halde kendimi biraz tanıtayım hatırladığım kadarıyla, bende  tıpkı herkes gibi bir oyunun parçasıyım adım Armstrong, Armstrong Blier,  ismimden yabancı olduğumu sanıyorsunuz ama değilim yıllar önce ülkemden  çıktım ve Amerikan vatandaşı olmaya karar verdim bunun için bir çok  sebep vardı ülkemi terketmem için bir çok sebep, 29 yaşındayım ve  ticaretle uğraşıyorum, aslında sadece ticaret değil bir çok şeyle  uğraşıyorum. Tanrım burası çok sıcak olmaya başlıyor, A.B.D'nin Arizona  eyaletindeyim, odadaki derece 37 dereceyi gösteriyor, oda öyle dağınık  ki klimanın kumandasını bulamıyorum, doğrusunu söylemek gerekirsede  arayacak kadar halim de yok. Çok yorgun hissediyorum kendimi, dün kaçta  yattığımı hatırlamıyorum ama şu saatte kalkmama rağmen sanki yılların  yorgunluğu hala sırtımda. 3 sene önce geldim buraya, o zamanlar müslüman  olmamama rağmen müslüman ismine sahip olduğum için buraya gelince bir  çok farklı prosedür ve yaptırıma maruz kaldım, A.B.D'ye girişim çok  sıkıntılı olmuştu, bilirsiniz klasik eşitlik ve refahlık sağlama  bahanesi ve  Amerikan propagandası yıllardır sürdü, bir çok müslüman  ülkedeki iktidarlar yıkıldı ve o günden bu yanada her müslümana  neredeyse terörist gözüyle bakıldığı için, çektiğim bu sıkıntının sebebi  ise buydu herneyse bunlar beni ilgilendirmiyor, yataktan sonunda  doğruldum nedir bu yorgunluk anlayamıyorum, hava cidden çok sıcak, hemen  soğuk bir duşa gireceğim ancak kalktığımda başım döndü, sebebi ise  odadaki müthiş dağınıklıktı, yatağın hemen yanında duran masada açık  unuttuğum masa lambası ve artık kül tablasından taşmış sigara külleri  onun yanında içinde sadece bir tek kalmış bir sigara paketi, ne kadar  sevindim anlayamazsınız odanın dağınıklığı umurumda değildi, üstelik leş  gibide kokuyordum o da umurumda değildi tek umurumda olan sigara idi.  Hemen pakete saldırdım bu halde dışarı çıkıp sigara alacak halim yoktu  elbette o yüzden paketteki son sigaraya saldırdım ve hemen elimi çakmak  için cebime attım, o da ne ? Çakmak yok cebimde, lanet olsun işte !  Neden çakmaklar hep kaybolmak zorundadır, bu kaybolan çakmağım aldığım  8000. çakmak olması ihtimali çok yüksek hatırladığım kadarıyla hemen o  dağınık masaya elimi uzattım, lanet olsun şu masa lambası hala yanıyor,  fişini çekiverdim, taşmış olan kültablasının yanında duran kağıt ve  dvdleri yere fırlattım ve çakmak altından çıkıverdi hemen sigarayı  yaktım ve balkona yöneldim, tabi balkona yönelirken kapıya ulaşana kadar  yerde sürünen kıyafetlerin ve ıvırzıvırın üstünden atlayarak geçtim,  çıktığımda güneşin inanılmaz derecede yaktığını hemen hissettim, çok  aşırı derecede sıcaktı hava caddeye baktığımda insanlar kendilerini ya  klima olan mekanlara atıyor dışarıda olanlar ise buz gibi suları  kafasından aşağıya dökerek yürüyordu. Yukarı bir baktım şöyle, tek bir  bulut bile yoktu, Tanrı'nın bizi gördüğünü ve güldüğünü sanıyorum, hem  yukarda olduğunuda bilmiyorum neden yukarı bakıyorum ki ?  Herneyse  açıkçası A.B.D'ye neden geldiğimi söylemek gerekirse klasik olarak  Amerikan rüyası amacıyla değildi. Evet herkes gibi hayallerim vardı  ancak şunu anladım, hayal kurmak sadece aptallıktı 5 sene önce kadarıyla  çeşitli hayallerim vardı Film yapımcısı olmak yüksek şirketlerin başına  geçmek gibi, ama sadece bir hayaldi, ve öyle de kaldı denilebilir çünkü  yaptığım tek yanlış hayal kurmaktı, ve sonrasında hayal kurmanın ne  kadar aptalca olduğunu anladım, hemen düşündüm ki çok küçükken babama  zorla aldırdığım o asker adamlar ve ablama aldıkları barbie oyuncak  bebekler ve adamlar, o zamanlar küçük yazlığımızın önünde  kumlardan,toprak ve çamurdan yaptığım o ufak bahçeye koyardım onları ve  onlarla oynardım, askerleri dizer savaştırır, diğerlerini alır istediğim  yere koyar barbie bebeklerle adamları aşık eder onları öpüştürürdüm  ufacıktım ben ne anlardım ki bunlardan ama yapardım, o küçük bahçem  sürekli aklıma geliyor ve başında ben öyle eğleniyordum ki hayatımın en  eğlenceli anlarıydı...&lt;i&gt;. ( Devam Edecek )&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-146590564530006759?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/146590564530006759/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/tanrnn-bahcesi-gods-playground.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/146590564530006759'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/146590564530006759'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/tanrnn-bahcesi-gods-playground.html' title='Tanrı&apos;nın Bahçesi ( God&apos;s Playground )'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7192668373761265229</id><published>2011-05-23T19:33:00.000-07:00</published><updated>2011-05-23T19:47:34.420-07:00</updated><title type='text'>American Beauty</title><content type='html'>&lt;div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: white;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: white;"&gt;&lt;img alt="\" height="212" src="http://www.sinepil.org/imaj/buklet/american-20beauty-20splash-1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: white; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;"Ya Göründüğün Gibi Ol Ya da Olduğun Gibi Görün"&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Bu film için en uygun başlık bu olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;American Beauty bugüne kadar aile kavramının en derinlemesine işlendiği film olarak sinema tarihinde önemli bir yere sahip.Gökdelenler arasında yaşanan aile bunalımlarını bu kadar sert bu kadar çarpıcı yansıtan başka bir film daha var mıdır bilmiyorum.Yönetmenimiz Amerikayı izlerken taktığımız pembe gözlükleri çıkartıp bu aile çatışmasına bizi çıplak gözlerle izleterek bir dehşete tanık ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Olağanüstü kişilik tahlilerinin yapıldığı insan psikolojinin derinlemesine işlendiği bu film aynı zamanda modern toplumlarda yaşanan yalnızlıklık mutsuzluk vb. bir çok konuyuda gündeme getiriyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Üç kişilik bir ailede cinsel bunalımlar yaşayan ve işinden atılan bir baba , işinde yükselebilmek için herşeyi yapabilecek bir anne ve sert bir ergenlik geçiren genç bir kızın dramı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor.İşte bütün bu aile dramı Lester Burnhamın kızının arkadaşına aşık olmasıyla başlıyor.Annenin babayı aldatmasıyla devam ediyor ve genç kızın komuşunun oğlu Rickyle yakınlaşmasıyla doruk noktasına ulaşıyor.Askeri bir disiplinle yetiştirilmiş ve sürekli baskı altında tutulmuş Rickynin hayata bakış açısı ve felsefik konuşmaları bizi hayret içinde bırakıyor.Yanlışlıklar dolu bir hikaye , yine bir yanlış anlamayla uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir finalle noktalanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;99 yılında En İyi Film dahil olmak üzere 5 oscar alan ve bence sonuna kadar hak eden bu filme Kevin Spacey de sinema tarihine geçecek bir oyunculukla renk katıyor.Elerindekiyle mutlu olamayan bir aile dramını izlerken kendi yansımamızı da görebileceğimiz bir ayna görevi yapan bu filmi tüm sinemaseverlere tavsiye ediyorum. Son olarak ise Ricky'nin gay olduğunu düşünen babasının Lester'i öpmesi onu test etmek içinmiydi yoksa şu ana kadar saklamak zorunda kaldığı ve yanlış anlaşılma sayesinde açığa çıkardığı cinsel tercihimiydi, filmde ayrı bir püf noktası karar izleyiciye kalmış :)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: small; line-height: normal;"&gt;&lt;strong&gt;Dipnot:Ve O Unutulmaz Poşet Sahnesi:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_y1USaJemzSs/TEVbSjvrZaI/AAAAAAAADjI/sMI8fh1Ok7w/s1600/american+beauty.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="155" src="http://1.bp.blogspot.com/_y1USaJemzSs/TEVbSjvrZaI/AAAAAAAADjI/sMI8fh1Ok7w/s320/american+beauty.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3;"&gt;"Kar yağışına dakikalar kalan günlerden biriydi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Hava elektrik yüklüydü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Neredeyse duyabiliyordun.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Ve bu torba oradaydı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Benimle dans ediyordu oynamam için yalvaran küçük bir çocuk gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;15 dakika boyunca.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;İşte o gün fark ettim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;her şeyin ardında hayat vardı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;ve iyilik dolu, inanılmaz bir güç.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Korkmak için hiç bir neden olmadığına inanmamı istiyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Hem de hiç. video, zavallı bir bahane, biliyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Ama hatırlamama yardim ediyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Hatırlamaya ihtiyacım var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Bazen öyle çok güzellik var ki dünyada.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Dayanamayacağımı hissediyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #f3f3f3; font-family: arial, helvetica, clean, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Ve kalbim içine kapanacak. “&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7192668373761265229?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7192668373761265229/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/american-beauty.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7192668373761265229'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7192668373761265229'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/american-beauty.html' title='American Beauty'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_y1USaJemzSs/TEVbSjvrZaI/AAAAAAAADjI/sMI8fh1Ok7w/s72-c/american+beauty.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1231034550498250986</id><published>2011-05-22T13:56:00.000-07:00</published><updated>2011-05-22T14:00:17.067-07:00</updated><title type='text'>"Meğerse" Nazi'ymiş</title><content type='html'>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/RWFYcEtcew4" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lars'ın belkide filmi Melanchia'nın bu denli hakkettiği yere gelememesinin sebebi bu konuşma, belki bu konuşamadan sonra festivale alınmayacak bile, dediği şey ise "I understand Hitler" Lars'ın söz ettiği şey şu ; Yahudileri seviyorum ama aynı sırada Nazilerede sempati duyuyorum çünkü Annem bir alman, Hitler yalnış şeyler yapmış olabilir ama onu anlıyorum ve politikasına saygı duyuyorum, yanlış anlaşılmasın Yahudilere düşmanlığım yok. Bu sözlerden sonra tepki toplamış festival komitesi tarafından. Lars bir takım şeyleri özgür ifadesiyle söylüyor filmlerinde ise üstü kapalı metaforlarla anlatmak istediği ve nefret ettiği şeyleri izleyiciye sunuyor, sanatın mantığıda bu zaten. Ancak festivalde bu demecinden sonra verdiği son röportajıda bir hayli ilginç tüm bu söylemleri basın toplatısında canı sıkıldığı için yaptığını ve arkadaşları arasında konuşulacak şeyleri toplantıda konuştuğu için sıkıntı olduğunu dile getirmiş.&lt;br /&gt;‘Sonra Nazi olduğumu keşfettim…  biliyorsunuz ailem Alman… Hartmann… ne diyebilirim, Hitler’i anlıyorum …  evet bazı kötü şeyler yaptı ama onu sığınağında gözümün önüne  getirebiliyorum… İyi biri diyemeyiz ama onu anlıyorum…’ diye başlıyor,  sonra ‘aslında İsrail eleştirisi yapıyorum’a sığınıyor, ‘ben bu cümlenin  içinden nasıl çıkacağım?’ diyerek birden duruma ayıyor, derken  dayanamayıp 3. Reich’ın mimarı Speer’i övmeye girişiyor, finalde şakacı  bir ‘okey, ben Nazi’yim’le pes ediyor. Ama komik değil. Yanında oturan  Kirsten Dunst ve Charlotte Gainsbourg’un yüzlerindeki ifade donuyor,  özellikle Dunst renkten renge giriyor. &lt;br /&gt;Lars von Trier, bir mecliste en kışkırtıcı lafları söyleyen ve ‘bana  zaten kışkırtıcı laflar söylediğim için kızacaksınız’ı baştan garantiye  aldığı için de kimse tarafından kınanamayan kışkırtıcılar soyundan. Bu  davranış biçimini sevenlerin kendilerini yaramaz çocuk, derken  putkırıcı, nihayet peygamber sanmaları mümkün. Anladığımız kadarıyla  ufukta titreşip duran, karşı konulmaz bir ‘son damla’ var. Ve bardak da  mutlaka taşıyor. Kışkırtıcılığın bir tür muhafazakârlıkla el ele  verebileceği konusunda Trier’in gözleri kör olmuş durumda. Bir nevi  trajik gaflet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tragedya deyince; ‘Hartmann’ konusu acıklı ve anlamlı. Trier’in ilk  önemli filmlerinden ‘Europa’da II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında  Nazilerle işbirliğiyle suçlanan, derken Amerikalı bir generalin  ayarladığı bir Yahudi’nin şahitliğiyle aklanan ama sonunda intihar eden  demiryolu baronu ve ailesinin soyadları Hartmann. Trier’in annesi ona  babasının aslında soyadını taşıdığı adam değil Hartmann adlı biri  olduğunu ölüm döşeğinde itiraf etmiş. Anne ‘artistik genlere sahip  birinden çocuk sahibi olmak istediği’ için Lars’ın babası olarak  kocasının patronunu, ünlü bir müzisyenler ailesinden gelme birini, söz  konusu Hartmann’ı seçmişmiş. Gelgelelim gerçek baba Hartmann, Lars’la  görüşmeyi dahi reddetmiş. Seçkin genler, soyluluk, reddedilmiş neseb;  bir dilim aile tragedyası… &lt;br /&gt;&lt;a href="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/05/21/fft16_mf725816.Jpeg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/05/21/fft16_mf725816.Jpeg" border="0" src="http://i.radikal.com.tr/150x113/2011/05/21/fft16_mf725816.Jpeg" /&gt;&lt;/a&gt;Okulda herkes ‘von’ diye dalga geçtiği için, iki isminin arasına inadına  ‘von’ unvanını ekliyor Lars Trier. ‘Europa’, hem nalına hem mıhına,  ‘savaş sonrasının harabe halindeki Almanya’sına bakarken Nazilerle  işbirliği yapmış eski büyük aileleri affetmemizi, en azından  ‘anlamamızı’ ister. Filmin üslubu da siyah beyazla tipografinin,  ipnotizmayla Kafka’nın el ele verdiği bir tumturaklılık, bir çeşit Nazi  barokudur (Speer!)… ‘Europa’ etkileyicidir, sinemada o sıralar öyle  büyük jestlere cüret eden pek kimse yoktur. ‘Nazileri anlama’ teması da  tragedyanın gümbürtüsü içinde kaynar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;‘Kışkırtmanın büyük üstadı’ &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Daha cüretkarı, Trier’in ‘düşük’ sayılan melodram malzemesinden,  uluslararası oyuncularla, her biri birer modern azize portresi çizen  ‘Dalgaları Aşmak’, ‘Karanlıkta Dans’ ve ‘Dogville’ gibi üç film yapacak  olmasıdır. Birincide sakat kocasının cinsel hayallerine malzeme sağlamak  üzere fahişelik yapan saf köylü kızınının, ikincide suçsuz olduğu halde  şarkılar eşliğinde körlüğe ve ölüme giden göçmen işçi kızın, üçüncüde  Amerikan hayırseverlik anlayışının azizesi gangster kızının acılarını  ipnotize olmuş gibi seyredersiniz. Filmler görsel olarak da, ama asıl  kurdukları şahane (ve hileli) denklemler açısından parmak ısırtıcıdır.  Bess fahişelikle damgalanır, halbuki biz haykırmak isteriz ki, bunu  kocası için yapmaktadır. Selma son derece müzikal, karşı konul(a)maz  duygusallıkta bir makus talihin önünde yaprak gibi sürüklenir. Grace ise  seyircinin dayanma sınırlarını çok aşan bir noktaya kadar iyiliksever  davranır, ta ki… &lt;br /&gt;Trier, bu filmlerde ‘kışkırtmanın büyük üstadı’ rolündedir. Seyirciyi  melodramın çapraz çaresizlikleri içinde öyle bir bırakır ki, ancak  ‘kalpsizce’ aklınız başına gelir de manipüle edildiğinizi anlar, bunu da  kendinize itiraf ederseniz döngüden çıkabilirsiniz. ‘Dalgaları Aşmak’  kahramanının cidden azize ilan edilmesiyle biter. ‘Karanlıkta Dans’ işçi  sınıfının kötü kaderini ve ölüm cezasını lanetleyen bir layiha olur  çıkar. ‘Dogville’ Amerikan sömürgeciliğine indirilmiş son darbe gibidir.  Öyledir de; seyrederken bu filmlerde alttan alta işleyenin manipülasyon  olduğu hissine o an sahip olmayabilirsiniz. Bu gövde gösterileri  etkileyicidir. Gelgelelim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Kendini peygamber sanmak &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Trier, ‘Dogville’in devamı olan, bariz kadın düşmanı ‘Manderlay’le (‘her  reformist Scarlett O’Hara aslında bir zenciyle yatmak ister’) ve  katkıda bulunduğu ‘Beş Engel’ adlı manipülasyon komedisiyle kendini  aşmaya başlar. Hesapça filmlerine hayran olduğu Jörgen Leth adlı  Danimarkalı yönetmene engeller koyarak onu eski bir filmini yeniden  çekme ‘oyunu’na davet eder. Heveskar bir mazoşistle yaratıcı bir  sadistin dansları oldukça katlanılmazdır. Trier, mistik (new-age diye  okuyun) fantezilerini, iyice belirgin kadın düşmanlığını ve  Bergman-Tarkovski hattında klasik Kuzey suçluluğunu birbirine  karıştırarak yaptığı, yer yer komik denecek kadar vaizliğe soyunan  ‘Deccal’de artık bir çeşit sarhoşluk içindedir. Kışkırtıcılığından  duyduğu hoşnutluğun gözünü kör ettiği, kendini peygamber sandığı  noktada… &lt;br /&gt;Bu rüzgarla olsa gerek, belki de hayatının en gösterişli mizansenini  Cannes’daki basın toplantısında kendisi için yaratmışa benziyor.  Birbiriyle alakasız ‘fikirlerin’ sabuklama halinde ağızdan döküldüğü ve  kahramanın ipini kendi eliyle çektiği bu tek kişilik piyes manipülatif  bir zekanın silahını sonunda dayanamayıp kendine yöneltiği nokta sanki.  Eski sadistleri kırpıp kırpıp mazoşist yapıyor olabilirler. Trier,  bundan sonraki günlerini ağlayıp özür dileyerek, yerle yeksan olarak  geçirebilir. Ne de olsa bir Mel Gibson değil ve son filmi de bir kehanet  gibi ‘Melancholia’ adını taşıyor. ‘Okey, Nazi’yim’ şakasının şakaya  gelir yanı olmadığını anladığı andaki surat ifadesi youtube klasikleri  arasında yer alacağa benzer. ‘Melancholia’dan megalomania’ya giden yol  kadar, megalomania’dan melancholia’ya giden yol da bayağı kısa olabilir.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #c41425;"&gt;&lt;b&gt;Melancholia’da Alman romantizmi &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Lars von Trier’in son filmi apokaliptik bir avant-garde epik. Güzelliği,  erotizmi ve yıkımı bir arada harmanlayarak Wagner’in müziğindeki hisse  yakın bir romantizm içeriyor. Film, ‘Melancholia Gezegeni’nin dünyaya  çarpıp tüm insanlığı yok etmesiyle son buluyor. Trier, stilize  numaralarla uğraşmak yerine kendi tarzında dolaştığı bilimkurgu alanını  deneysel bir felaket filmine dönüştürüyor. &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Oyuncular: Kirsten Dunst, Charlotte Gainsbourg, &lt;br /&gt;Kiefer Sutherland &lt;br /&gt;IMDB puanı: 6.7 &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: #c41425;"&gt;&lt;b&gt;LARS VON TRIER: İstenmeyen adam olmaktan mutluyum &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Danimarkalı yönetmen çarşamba günü festivalde yarışan filmi  ‘Melancholia’nın basın toplantısında Hitler’e sempati duyduğunu söyledi.  Bu yıl en iyi yabancı film Oscar’ını alan Yahudi yönetmen Susan Bier’i  tanıyana kadar Yahudilere empatiyle yaklaştığını ekledi. Ama Festival  Komitesi, Trier’nin sözlerinde esprili bir yön bulamadı, açıklamaları  ‘Kabul edilemez, tolere edilemez ve insanlığın ideallerine ters’  olduğunu belirtti. &lt;br /&gt;Elbette, Trier’yi biraz tanıyan yönetmenler onun bomba patlatma  potansiyelini biliyor. 2005’te de George W. Bush’un Condoleeza Rice  tarafından kırbaçlanmak gibi sado-mazohist fantezileri olduğunu  söylemişti. 2009’da da ‘Antichrist’ın gösterimi ardından kendini  dünyanın en iyi yönetmeni ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Basın toplantısında sıkıldı &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Cannes’da yasaklanan yönetmen, perşembe günü Hotel Le Mas  Candille’deki basın toplantısı için gazetecilerin karşısına çıktığında  şaşırtıcı bir biçimde rahat görünüyordu. Sözlerinin bir halkla ilişkiler  felaketi olduğunu, Altın Palmiye şansını yok ettiğini farkındaydı.  “Aptalca konuştum. Alaycı olmak için yanlış yerdi” dedi. “Elbette  Hitler’e sempati duymuyorum. Hepimizin bildiği gibi Soykırım insanlığa  karşı işlenen en büyük suç. Tek mazaretim şu; basın toplantıları sıkıcı  olmaya başlayınca performans sergileme huyum var.” &lt;br /&gt;Sinema yazarı Richard Parton, The Daily Beast haber sitesi için  tartışmalı yönetmene Susan Bier ve Hitler hakkındaki sözlerini sordu.  Trier şöyle cevap verdi: &lt;br /&gt;“Onunla (Bier) aynı film okuluna gittik. Eskiden benim yapım şirketim  Zentropa’da çalışıyordu. Bana oranla ona hep özel muamele  gösterildiğini, imtiyazlı davranıldığını düşünürdüm. Ama bu hislerimin  elbette Susan’ın Yahudi olmasıyla ilgisi yok. Yahudi esprilerini  yapmamın sebebi de şu: Hayatımın yarısı boyunca Yahudi olduğumu  zannettim. Eğer Yahudi’ysen bu şakaları yapmana izin vardır. O yüzden  alışkanlığımı kırmam zaman alıyor. İnsanların yanlış anlamasına üzüldüm.  Tüm dünyanın karşısında arkadaşlarımla konuşuyormuş gibi konuşmak  yanlıştı.” &lt;br /&gt;Trier ‘persona non grata’ (istenmeyen adam) statüsü için de şunları söyledi: &lt;br /&gt;“Bu sinir bozucu bir durum. Gilles (Jacob, Festival Başkanı) ve Thierry  (Frémaux, Festival Sanat Direktörü) yakın arkadaşlarım. Ama bu statü  bana çok uyuyor. Bunun için oldukça mutluyum.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1231034550498250986?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1231034550498250986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/megerse-naziymis.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1231034550498250986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1231034550498250986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/megerse-naziymis.html' title='&quot;Meğerse&quot; Nazi&apos;ymiş'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/RWFYcEtcew4/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-4334004426115715970</id><published>2011-05-22T13:35:00.000-07:00</published><updated>2011-05-22T13:35:04.546-07:00</updated><title type='text'>Nuri Bilge Ceylan'a Jüri Büyük Ödülü</title><content type='html'>&lt;div class="text" id="divAdnetKeyword3" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;64. &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/Cannes" target="_blank"&gt;Cannes&lt;/a&gt; film Festivali Kapanış Töreni ile sona erdi. &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/Nuri%20Bilge%20Ceylan" target="_blank"&gt;Nuri Bilge Ceylan&lt;/a&gt;, 'Bir Zamanlar Anadolu'da filmiyle 'Büyük Ödül'ü kazandı.&lt;br /&gt;Ödül kazanan bütün filmler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.internetingazetesi.com/wp-content/uploads/2011/04/nuri_bilge_ceylan_0526.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.internetingazetesi.com/wp-content/uploads/2011/04/nuri_bilge_ceylan_0526.jpg" border="0" src="http://www.internetingazetesi.com/wp-content/uploads/2011/04/nuri_bilge_ceylan_0526.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;  *Altın Palmiye: Tree of Life - Terrence Malick&lt;br /&gt;*Jüri Büyük Ödülü: Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan) ve Le gamin au vélo (Jena-Pierre ve Luc Dardenne)&lt;br /&gt;*En İyi Yönetmen: Nicolas Winding Refn, Drive&lt;br /&gt;*En İyi Erkek Oyuncu: En İyi Erkek Oyuncu: Jean Dujardin, Artist&lt;br /&gt;*En İyi Kadın Oyuncu: Kirsten Dunst, Melancholia&lt;br /&gt;*En İyi Senaryo: Footnote Joseph Cedar&lt;br /&gt;*Jüri Özel Ödülü: Polisse Yönetmen: Maiwenn&lt;br /&gt;*Altın Kamera (Camera d'Or): Las Acacias (Yönetmen: Pablo Giorgelli)&lt;br /&gt;*Kısa Metraj: Cross Country (Yönetmen: Maryna Vroda)&lt;br /&gt;Yapımcılığını Zeynep Özbatur Atakan'ın üstlendiği, &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/Yilmaz%20Erdogan" target="_blank"&gt;Yılmaz Erdoğan&lt;/a&gt;, Taner Birsel, Muammer Uzuner, Ahmet Mümtaz Taylan'ın baş rollerde yer aldığı filmin çekimleri Keskin'de yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/Bosna%20Hersek" target="_blank"&gt;Bosna Hersek&lt;/a&gt; ve &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/Turkiye" target="_blank"&gt;Türkiye&lt;/a&gt;  ortak yapımı olan ve Eurimages tarafından desteklenen film, bir doktor  ve bir savcının 12 saatlik gerilimli hikayesini anlatıyor.&lt;br /&gt;Görüntü yönetmenliğini Gökhan &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/tiryaki" target="_blank"&gt;Tiryaki&lt;/a&gt;'nin yaptığı, 2 saat 35 dakika süren filmin senaryosunu, Ercan Kesal, Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan yazdı.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;CEYLAN'IN CANNES MACERASI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen Nuri Bilge Ceylan, ''Bir Zamanlar Anadolu''da filmiyle 5. kez  Cannes Film Festivali'ne katıldı. Ceylan'ın Cannes Film Festivali  tecrübesi, 1995 yılında başlamıştı.&lt;br /&gt;Ceylan'ın, ilk kısa filmi Koza, 1995 yılında Cannes'da gösterildikten  sonra, yönetmen çektiği uzun metrajlı ''Uzak'' filmiyle 2003'te ''Büyük  Jüri Ödülü''nü kazandı.&lt;br /&gt;Ceylan, 2006'da ''İklimler'' isimli filmiyle Cannes'da ''FIPRESCI''  ödülüne layık görüldü, son olarak 2008 yılında, ''Üç Maymun'' filmiyle  festivalde en iyi yönetmen seçildi. Yönetmen Ceylan, 2009 yılında &lt;a class="tag" href="http://www.milliyet.com.tr/index/festival" target="_blank"&gt;festival&lt;/a&gt; jürisinde yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-4334004426115715970?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/4334004426115715970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/nuri-bilge-ceylana-juri-buyuk-odulu.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4334004426115715970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/4334004426115715970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/nuri-bilge-ceylana-juri-buyuk-odulu.html' title='Nuri Bilge Ceylan&apos;a Jüri Büyük Ödülü'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1519105463674189474</id><published>2011-05-13T22:43:00.000-07:00</published><updated>2011-05-13T22:43:35.290-07:00</updated><title type='text'>Gidecek bir yolumuz var...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.resimlerfrm.com/wp-content/uploads/2010/12/green-mile.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.resimlerfrm.com/wp-content/uploads/2010/12/green-mile.jpg" border="0" height="240" src="http://www.resimlerfrm.com/wp-content/uploads/2010/12/green-mile.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;em&gt; "Yoruldum patron, sürekli yolda olmaktan yoruldum, yağmurdaki yalnız serçe gibi, insanların birbirlerine kötü davranmasından yoruldum."&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;em&gt;John Coffey... Bu dünyada hayatını sadece  ve sadece başkalarının mutluluğuna adamış insanlar var... Amerikan  sineması her senaryoyu her projeyi en iyi şekilde sunmayı beceriyor... 3  asırlık tarihi olan bir toplum ne kadar tarihi projeler çıkardı  biliyoruz... John Coffey karakterini de ıska geçmeyen yapımcılar kendi  gibi dev bir yüreği olan adamı alın size hayatı son nefesine kadar  başkalarına adamak nasıl olur görün dediler hepimize... Bir insan  ağlayabiliyorsa bir bebeğe benzer... Dilimize pelesenk olmuştur bebek  gibi ağlama deyimi... Ama hayatın başlangıcı ağlamaktır... Zaman  geçtikçe kararan kalpler ağlamayı unutur ağlatmayı seçerler... Ve o  bebek saflığından ummanlar ötesinde uzaklaşırlar... Bu yüzden insanların  çoğu John Coffey'leri sever çünkü olamadıkları başaramadıkları doğruyu  onda görürler... Maalesef biz bizim John Coffey'lerimizi ıska  geçiyoruz... Bu topraklarda hayatını başkalarına adayan çok hikayeler  var... Kendi için değil başkası için ağlayabilen, gözyaşı musluğu  kapanmamış, kalbi kararmamış, tek amacı başkalarının mutluluğu olan,  yaşamayıp yaşatmayı seçen çok senaryolar yaşadı, yaşıyor ve yaşayacak bu  coğrafyada... Bu filmi izleyin, izletin... Özellikle de ben merkezli  yaşayan insani değerlerini yitirmiş, ağlamayı unutmuş, adeta tırnak  içinde ölmüş ruhları gömüldüğü yerden çıkarmak için iyi bir seçim  olacaktır... Muhteşem oyunculuklar ve tarihe geçecek bir film, iyi  seyirler..&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1519105463674189474?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1519105463674189474/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/gidecek-bir-yolumuz-var.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1519105463674189474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1519105463674189474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/gidecek-bir-yolumuz-var.html' title='Gidecek bir yolumuz var...'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-2617514409861777245</id><published>2011-05-02T10:04:00.000-07:00</published><updated>2011-05-02T10:06:19.726-07:00</updated><title type='text'>Çay ve Sigara ile paketlenmiş uzun muhabbetlerde gizli olan DEHALAR !</title><content type='html'>&lt;div style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;Artık kendime yeni bir seri başlatmış bulunmaktayım, kendimi sinema dalında eğitmek için film izlemek, yönetmenini ve anlatı tarzını analiz etmek dışında, yabancı kaynaklarda pek çok sinematografik dersler araştırdım, okudum ve okumaya devam ediyorum. Ve hiç bir şekilde Sinema okuluna gitmeyi düşünmüyorum aslında, neden mi ? Elbette ki akademik eğitim bir ünvan sahibi olmanıza yarar ancak onun öncesinde eğer sinemada gerçekten bir yerlere gelinmek istiyorsa başlıktada dediğimiz gibi çay ve sigara ile paketlenmiş uzun muhabbetlerde kalan Dehalar yerine, kalkıp bir şeyler yapmak gerek yani çalışmak gerek. Böyle diyor günlüğünde Robert Rodriguez. Ekipsiz Asi ( Rebel Without A Crew ) kitabını okuduğumda uzaklarda olan o dahi adam sayesinde gittiğim yolun yanlış olmadığını anladım bir şekilde, yapmılş olduklarımı belki şu ana kadar küçümsüyordum belkide zaman kaybı,delilik olarak görüyordum ama Rodriguez usta bir kez kamçıladı beni, özgüven getirdi, her genç sinemacı gibi kendimi o kitabın içinde buldum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" border="0" src="http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/Rebel3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kalabalıklar film sanatı,film estetiği,film tarihi vs. üzerine konuşurken Robert Rodrugiez oturduğu yerden doğruldu, hareket etti çalıştı ve bir film yaptı. Robert bir Godard kadar derin değil belki ama çok iyi bildiği bir şey var film eleştirisinin film yaparak yapılacağı. Maddi zorlukları bahane ederek, üretmeden, sinema hakkında atıp tutan " Türk Sineması Neden Gelişmiyor ?" sorusuna uydurma cevap bulanlara diye Türkçe'ye çevriliyor bu kitap. Dehanın %99'u terlemektir yani çalışmak. Her türlü sıkıntıya katlanarak, sabrederek,hayallerine ve fikirlerine inanarak yola devam etmektir. Oysa görüyoruz ki bugün ülkemizde sinema eğitimi veren üniversitelerde öğrencilerde hocalarda dehanın çay ve sigara ile paketlenmiş uzun muhabbetlerde gizli olduğunu düşünüyorlar. Herkes sinema hakkınd atıp tutuyor, Gazeteciler, doktorlar, yazarlar, şarkıcılar vs. birdenbire usta(!) yönetmenler ve eleştirmenler olarak çıkıyorlar karşımıza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kameranın arkasına geçip her türlü sıkıntıyı göğüsleyip film yapacak, görüntülerle konuşacak, üretilen taklit Türk sinemasının karşısında dimdik duracak biri yok mu ? İnanıyoruz ki var ancak gerçeklerle arasına duvar örülüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-2617514409861777245?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/2617514409861777245/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/cay-ve-sigara-ile-paketlenmis-uzun.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/2617514409861777245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/2617514409861777245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/cay-ve-sigara-ile-paketlenmis-uzun.html' title='Çay ve Sigara ile paketlenmiş uzun muhabbetlerde gizli olan DEHALAR !'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i21.photobucket.com/albums/b300/spacemonkey_fg/More%20Random%20Pics/th_Rebel3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-8675706044484396150</id><published>2011-05-01T19:50:00.001-07:00</published><updated>2011-05-01T19:52:29.325-07:00</updated><title type='text'>Film Noir Nedir ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-HcUWSyI/AAAAAAAAAqg/WEWP27Fw7vU/s1600/fimnoir_lposters1.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="156" src="http://1.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-HcUWSyI/AAAAAAAAAqg/WEWP27Fw7vU/s320/fimnoir_lposters1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Suç,  cinayet, yozlaşma, paranoya, kıskançlık, karamsarlık, sisli geceler,  gölgeler, karanlık, ve siyahla beyazın keskin kontrastı. &lt;b&gt;Film Noir&lt;/b&gt; denilince akla ilk gelen özellikler bunlar olur herhalde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tür, II. Dünya savaşı sonrasında popülerlik kazanmıştır. Savaş  sırasında insanların nekadar kötü şeyler yapabileceği görülmüş,  kafalarda yaşam ve insanlık hakkında şüpheler oluşmuş ve Hollywood ise  bu şüphe ve korkuları paraya çevirmeyi çok iyi becermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kara film terimi ilk olarak 1946 yılında İsviçreli eleştirmen Nino Frank  tarafından kullanılmıştır fakat zamanında klasik kara filmler yapmış ve  yapmakta olan film yapımcıları ve oyuncular Kara film çektiklerinin  farkında bile değillermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollywood'un &lt;b&gt;klasik kara film&lt;/b&gt; &lt;b&gt;dönemi,&lt;/b&gt;  1940'ların başından 1950'lerin sonuna kadar uzanır. Orson Welles'in  Habisin Dokunuşu (Touch of Evil, 1958) filmi klasik dönemin son filmi  olarak kabul edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı akademisyenler kara filmin aslında sona ermediğini, ama üslubunun  gelişen yapım şartlarıyla güncellenip, şekil değiştirdiğini söylerler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Temel Özellikleri&lt;/b&gt; şöyle sıralanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-RfqMMZI/AAAAAAAAAqo/rnYEr2pX8ew/s1600/outofthepast04.jpg" style="clear: right; cssfloat: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-RfqMMZI/AAAAAAAAAqo/rnYEr2pX8ew/s320/outofthepast04.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1) Kara filmler, yalın aydınlık/karanlık kontrastlarını ve sade ışıklandırma sistemlerini kullanmaya yöneldiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Kara filmler, çok sık 'geriye dönüş', 'ileriye gidiş' tekniklerini,ve  hikâyedeki sıralamayı belirsizleştiren diğer teknikleri içeren,  anlaşılması güç konulara sahip olmaya meyillidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Çoğunlukla başkahraman tarafından, dış sesin sonradan eklendiği  anlatım da -her şeyi bilen anlatıcı tarafından- bir yöntem olarak  kullanılır. (Out of the Past, 1947)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4) Belli örnek karakterler çoğu kara filmde rol alırlar-sıkı  dedektifler, femme fatale’ler, rüşvet yiyen polisler, kıskanç kocalar,  cesur hasar tespitçileri ve bezgin yazarlar. Diğer yaygın konularda ise  başkahramanlar; soygun, dolandırıcılık veya zinalı olaylar içeren  tehlikeli komplolarda filme dâhil edilirler. Postacı Kapıyı İki Kere  Çalar (1946), Double Indemnity (1944)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5) Suç (genellikle cinayet), hemen hemen her kara filmde bir öğedir;  standart sorun olan hırsa ek olarak, kıskançlık da sık sık bir suç  motivasyonu olur. (The Usual Suspects (1995))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6) Kara filmler standarttan daha hatalı ve ahlaken daha şüpheli olan  kahramanlar etrafında dönmeye meyillidir, bu tür kahramanlar genelde bir  çeşit enayidirler. &lt;br /&gt;7) Kara film aslında sık sık karamsar olarak tanımlanır. En tipik olarak  kabul edilen kara film hikâyeleri, istenmeyen durumlarda tuzağa düşen  (genelde buna sebep olmayan ancak olayların daha da sarpa sarmasından  sorumlu olan), rasgele çabalayan, kaderi umursamayan ve sık sık mahkûm  olan insanları anlatır. Reservoir Dogs (1991) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-ZPHV6eI/AAAAAAAAAqw/kSDeqGQHfnM/s1600/white+heat.jpg" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-ZPHV6eI/AAAAAAAAAqw/kSDeqGQHfnM/s320/white+heat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;8)  Kara film, çoğu kez şehirsel bir dekorla bütünleştirilir ve birkaç  şehir -özellikle Los Angeles, San Francisco, New York ve Chicago-çoğu  klasik filmin çekim yeridir Barlar, salonlar, gece kulüpleri ve oyun  odaları sık sık aksiyonun geçtiği sahneler olur.&lt;br /&gt;Önemli sayıda kara filmin zirveleri sık sık rafineriler, fabrikalar,  trenlerin geçtiği alanlar, elektrik santralleri gibi endüstriyel  mekânlarda geçer -en iyi ve tartışmalara yol açan sonuç Beyaz Öfke  (White Heat) filmindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9) Klasik kara film, dönemin Amerikan sosyal görünümü ile  bağdaştırılmıştır. (Özellikle 2. Dünya Savaşı'yla oluşan yüksek düzeyde  bir kaygı ve yabancılaşma duygusuyla birlikte.)1950'lerde ve Read  Scare'in zirvede olduğu dönemde çekilmiş olan kara filmlerin kültürel  bir paranoyayı yansıttığı söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.sanatnotlari.blogspot.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-8675706044484396150?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/8675706044484396150/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/film-noir-nedir.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8675706044484396150'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/8675706044484396150'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/05/film-noir-nedir.html' title='Film Noir Nedir ?'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_MlEoYV-AOVg/TGd-HcUWSyI/AAAAAAAAAqg/WEWP27Fw7vU/s72-c/fimnoir_lposters1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5503123147539733124</id><published>2011-04-29T13:09:00.000-07:00</published><updated>2011-04-29T13:09:15.418-07:00</updated><title type='text'>Kayıt devam ediyor...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=178625&amp;amp;id=135750983135891" id="myphotolink" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img height="320" id="myphoto" src="http://a7.sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/224156_194073390636983_135750983135891_495548_3610732_n.jpg" width="224" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[Rec] serisinden yeni haberler var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini ve senari&lt;span class="text_exposed_show"&gt;stliğini  yaptıkları [Rec] ve [Rec] 2 ile muhteşem bir ikili olduklarını  kanıtlayan Jaume Balagueró ve Paco Plaza'nın devam filmlerini ayrı ayrı  çekecek olduğu daha önce belli olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki devam filmiyle gelen  çete, senaryolarını ortak yazdıkları [REC] Génesis ve [REC] Apocalypse'i  aralarında paylaştılar ve bu sene vizyona girecek üçüncü filmde kamera  arkasına Paco Plaza geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düğün esnasında başlayan olayları  konu alacak üçüncü filmin afişi de hazır. İlk iki filmden ayrı olarak  klasikleşmiş apartmanı terkeden ve açık havada geçecek olan [REC]  Génesis'in sonlarına doğru yapacağı bir twist ile dördüncü filmin  kapısını sonuna kadar açacağı söyleniyor. Merakla bekliyoruz...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5503123147539733124?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5503123147539733124/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/kayt-devam-ediyor.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5503123147539733124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5503123147539733124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/kayt-devam-ediyor.html' title='Kayıt devam ediyor...'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-5321789106997346068</id><published>2011-04-28T18:59:00.000-07:00</published><updated>2011-04-28T18:59:03.580-07:00</updated><title type='text'>Sanatsal Filmlerdeki Yapı</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt; &lt;a href="http://sanatsinema.blogspot.com/2010/06/sanatsal-filmlerdeki-yap.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;&lt;div class="post-header"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.mesajat.com/cep/avea/images/sinema.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="286" src="http://www.mesajat.com/cep/avea/images/sinema.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sanatsal  film, sinema tarihinin başlangıcından itibaren devam eden  süreçte  sessiz sinema ile başlangıcı nitelendirilebilir bir  süreçtir.Sinema  sektörünün devamlılığı sürerken &lt;b&gt;Sergei  Eisenstein&lt;/b&gt; bu sanat dalına büyük bir katkı sağlamıştır.  Tiyatroda yapılamayan etkileri sinemayla izleyice aktarmaya çalışan &lt;b&gt;Sergei  Eisenstein&lt;/b&gt;;  mekan yaratma, sahne içinde çözümlemeler,  izleyiciye olay örgüsünü  sağlıklı bir şekilde iletme, senaryolardaki  açıkları kapatma,  devamlılığı olan diyalog çözümlülüğünü yaratma vb.  birden çok katkı  sağlamıştır. Bu katkıların ardından film endüstrisi  gelişerek oluşmuş  ve şekillenmiştir. 1950'li yıllardan sonra Sergei  Eisenstein'in birçok  araştırmasından etkilenen &lt;b&gt;Andrey Tarkovski&lt;/b&gt;  bunlardan sadece birini temsil eden sanatçıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze kadar devam eden sanatsal film endüstrisi ve yaklaşımı  aslında  belirlenmiş kurgu tekniklerini çözümleyen, anlatan, üzerinde  doğru  yargıya varmak için bir sürü deney yaparak geliştiren bu  insanların  çizgilerinden ilerlemektedir. Sanatsal filmlerin  değerlendirme aşaması  ise kurgu tekniklerinin tam şekliyle incelenerek,  aslında iletişimsel  alanda geçerliliği olan durumlara bağlı kaldığını  tartışılarak yapılır.  Genel plan görüntüsü ardından, ayrıntı plan  girilmez. Çünkü izleyicide  ayrıntının kime ait olduğuna dair şüphe  uyandırır ve&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=7527811470801126001" name="more"&gt;&lt;/a&gt; bu hissedilmeyen bir gerginlik oluşturur. Bu tarz   kurgulamaların sanatsal filmlerde veya yönetmenlik bakış açısını   değerlendirmede yeri yoktur. Ancak bir sahne çözümlemesi içerisinde   izleyicide bir gerginlik oluşturulmak isteniyorsa bu tür kurgulamalara   başvurulabilinir . Ayrıca sanatsal filmler yönetmenin kişisel yeteneğini   ön plana çıkarmaya yöneliktir. Anlatılan konuya en iyi şekilde   izleyiciyi dahil edebilme yeteneğidir bu aslında. 1980'li yıllardan   sonra oluşan yetenekli yönetmen kavramı sanatsal film endüstrisini   sarsmaya gücü yetmese bile sinema izleyicisini sanatsal filmlerden   uzaklaştırmış, popülerliğe çekmiştir. Sebebi ise yönetmenlerin   doldurmaları gereken film sürelerini doldurup herşeyi sonuç bölümünde   açıklamayı tercih etmeleridir. Ve bu popüler kitleyi kendine bağımlı   kılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde hala bir çok sanatsal filmleri takip eden festivaller  vardır,  gün geçtikçe de değer kazanmaktadır. Sanatsal filmin amacı olan   anlatılan konudaki psikolojik duyguyu en iyi bir şekilde yansıtma,   anlatılan konuya gerekli değeri kazandırma biçimi, yönetmenlerin kurgu   kuramlarını en iyi &lt;br /&gt;şekilde özümseyip yenilikler katmasıyla algılanabilir. Bu kavramlardan  sonra oyunculuklar devreye girmiş olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatsal filmlerde değerlendirmeler filmin yönetimi konusunda   yapıldıktan sonra oyunculuklara değinir. bir çok yönetmen ise günümüzde   en iyi film ödülünü kazanmakla birlikte aynı filmde en iyi oyunculuk   ödüllerini almaya çalışmaktadır. Sanatsal filmlerde önemli olan herhangi   bir insanın hikayesini, yaşadığı duygusal veya sosyolojik olayi en iyi   şekilde izleyiciyi aktarabilmesi ve izleyiciyi bütünlüğe dahil   edebiliyor olmasıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-5321789106997346068?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/5321789106997346068/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/sanatsal-filmlerdeki-yap.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5321789106997346068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/5321789106997346068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/sanatsal-filmlerdeki-yap.html' title='Sanatsal Filmlerdeki Yapı'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-7913713179143583023</id><published>2011-04-25T16:08:00.001-07:00</published><updated>2011-04-25T16:08:37.084-07:00</updated><title type='text'>formspring.me</title><content type='html'>Ask me anything &lt;a href="http://formspring.me/DOGUKANBAHADIR" target="_blank"&gt;http://formspring.me/DOGUKANBAHADIR&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-7913713179143583023?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/7913713179143583023/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/formspringme.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7913713179143583023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/7913713179143583023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/formspringme.html' title='formspring.me'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1627621806382294323</id><published>2011-04-24T14:04:00.001-07:00</published><updated>2011-04-24T14:04:27.871-07:00</updated><title type='text'>Alone City (DVD)</title><content type='html'>&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&lt;a href="http://photos-e.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/215893_212293332131327_142869742407020_768664_2529542_s.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" class="img" src="http://photos-e.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash4/215893_212293332131327_142869742407020_768664_2529542_s.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="messageBody"&gt;Alone  City sonunda DVD olarak çıkmış bulunmakta, kısa süre içerisinde filmi  bu sayfadan ve resmi blog sayfamdan izleyebilirsiniz, Filmin DVD'sini  edinmek isteyenler bana ulaşmak durumundalar herhangi bir çıkar söz  konusu olmadığından dolayı DVD hiç bir şekilde satılık değildir.&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&lt;span class="messageBody"&gt;At  last, We've published the Alone City DVD, and you'll able to watch  whole short film soon by my official blog site and this facebook page,  if you want to have DVD of short you should contact with me because We  do not except any benefit from DVD it is not for sale in no  circumstances.&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&lt;span class="messageBody"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;div&gt;&lt;div class="mvm uiStreamAttachments clearfix" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;attach&amp;quot;}"&gt;&lt;div class="UIImageBlock clearfix" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1627621806382294323?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1627621806382294323/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/alone-city-dvd.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1627621806382294323'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1627621806382294323'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/alone-city-dvd.html' title='Alone City (DVD)'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-9052336856882104216</id><published>2011-04-23T20:50:00.000-07:00</published><updated>2011-04-28T18:11:52.390-07:00</updated><title type='text'>Battle L.A : Bir kez daha geldiler.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.bindizi.com/vidresim/battle-los-angeles.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bilimkurgu sinemada son zamanlarda artık sıkıntıdan patlayıpta konu bulamayan senaristlerin elinde oyun hamuru olarak bir unsur olmuş bulunmakta,&amp;nbsp; 1997'de Armaggeddon ile başlayan klasik insanlığın sonunu getirecek herhangi bir meteor yada sıradışı varlıklarla savaşan bir grup asker yada gönüllü üzerinde dönen epik bir senaryo, bu tip yapımları izlettirende elbette insanların göremeyeceği yada görmek istedikleri hatta pek fazla hayal ürünü olmasada olabilecek şeyleri gerçeğe en yakında şekilde görebilmesi, konular ne kadar basit olursa olsun kendine has bir izleyici kitlesi yapmış bir türdür Bilimkurgu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blurayindir.com/wordpress/wp-content/uploads/battle-los-angeles-bluray-www.blurayindir.com_.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.blurayindir.com/wordpress/wp-content/uploads/battle-los-angeles-bluray-www.blurayindir.com_.jpg" border="0" height="320" src="http://www.blurayindir.com/wordpress/wp-content/uploads/battle-los-angeles-bluray-www.blurayindir.com_.jpg" width="246" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://bifilm.co/wp-content/uploads/2011/03/dunya-istilasi-los-angeles-savasi-battle-los-angeles-_8376769.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;Battle L.A, artık günümüzde Amerika'da gelişen sinema endüstrisinin en iyi görsel efekt hacmine sahip yapımlardan diyebiliriz. Milenyumdan sonra kendini iyice göstermeye başlayan görsel efekt ağırlıklı filmlerden artık işlenebilecek senaryolar kalmamış Holywood'da saymadan en az 4 kez dünyayı uzaylılar basmıştır diyebiliriz. Bir kere şu önyargı kırılmalı, Amerika bu tarz filmlerde silahsal ve askeri gücünü ön plana çıkarıyor, bir şekilde kendi reklamını yapıyor, ve bağlantılı unsurlara provokasyon sağlıyor, izleyici soruyor mesele dünya işgali neden Fransa,Rusya,Japonya,Çin,İtalya ya da Türkiye başrölü oynayamıyorda sürekli Amerikanlar dünyanın kıçını kurtarıyor, Amerika 1700 lü yıllardan sonra insanlığın yepyeni bir medeniyet oluşturduğu altın değerinde bir hazine çünkü, bir ırk değil, insanlığın bilgi birikimini yığdığı yer. Nasa orada kardeşim sen tutupta dünyaya yaklaşan uzay mekiğini bizim Türksat uydusunun belirlemesini bekleyemezsin değil mi, hal böyle olunca dünyanın dört bir yanından kendini sinemaya adamış insanlarında merkezi yeri haline gelen Amerika'nın sinema endüstrisinde açık ara havada olduğu belli, elbette ki çeşitli bilim kurgu filmlerinde bayraklarını ön plana çıkaracaklardır. Bizede izlemek düşecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i1121.photobucket.com/albums/l519/holymannn/2part/Battle-Los-Angeles-caps-4.png" style="clear: right; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img alt="http://i1121.photobucket.com/albums/l519/holymannn/2part/Battle-Los-Angeles-caps-4.png" border="0" height="135" src="http://i1121.photobucket.com/albums/l519/holymannn/2part/Battle-Los-Angeles-caps-4.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Aaron Eckhart Başçavuş Nantz rolünde&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;Cloverfield tarzı Handy-Cam kameralarla çekilen film, aksiyonu ve gerçeksi görsel efektleriyle bir anda gerçekten Google Earth'dan Los Angeles harbiden yanıyormu merakıyla bakmanıza sebep veriyor, herşey iyi güzelde senaryoda ve kurguda biraz da olsa farklılık getirseler herşey çok daha iyi olacak, bütçeden birazda kısıtlama olsun diye bu tarz filmler sürekli 4-5 kişilik grubun üstünde dönüyor bu da aşırı derecede kahramanlık filmine dönmesine sebebiyet veriyor, bu uzaylı istilası filmlerinde hiç bir şekilde Fransız,Türk,Alman uçaklarının Amerikan hava süvarisinin yanında savaştığını göremeyeceğiz gibi geliyor bana, her zaman bir asker ön planda cesur olarak rolünü alır, diğerleri ise bir kahramanın yandaşlarıdır bu filmlerde sürekli bunu görmüşüzdür. Battle L.A uğraş verilen harika görsel efektleriyle izlenebilecek aksiyon ögelerinin zirvelerde olduğu bir film umarım ileride artık monoton epik senaryolardan arındırılmış bilimkurgu filmleri görebiliriz.&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&lt;b&gt;Dipnot : &lt;/b&gt;Amerikan hükümeti ciddi derecede bu uzaylı baskın olayına kafayı takmış durumda, filmler de cabası son zamanlarda çıkan haberler hiç de iyi değil. Bir kaç sene sonra sürrealist bir yaklaşım gibi gelsede filmlerde gördüğümüz hayali ama korkunç görüntülerin gerçek olmamasını umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-9052336856882104216?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/9052336856882104216/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/battle-la-bir-kez-daha-geldiler.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9052336856882104216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/9052336856882104216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/battle-la-bir-kez-daha-geldiler.html' title='Battle L.A : Bir kez daha geldiler.'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://i1121.photobucket.com/albums/l519/holymannn/2part/th_Battle-Los-Angeles-caps-4.png' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6425800489348974165</id><published>2011-04-20T09:31:00.000-07:00</published><updated>2011-04-20T09:31:32.538-07:00</updated><title type='text'>13th Floor : Düşünüyorum öyleyse varım</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;img alt="http://www.13thfloor.at/13thfloor.jpg" height="151" src="http://www.13thfloor.at/13thfloor.jpg" width="320" /&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Düşünüyorum öyleyse varım" DESCARTES &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span id="commentContent"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok tuhaf,daha önce karşılaştığımızı hissediyorum.Belki başka bir yaşamda ..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sinema dünyasının,sağlam ve devrim yaratacak örnekler verdiği  yıllardan olan 1999 yılı yapımı bir film.O yılda efsane Matrix  serisinin başlangıcıyla bir etkileşim halinde olduğunu rahatlıkla  görebilirsiniz.Düşünsel yönden benzer yönleri var ama asıl olarak,son  dönemlerin öne çıkmış ve adından sıkça söz ettiren yapımlarından olan  Başlangıç filmine rehberlik ettiği söylenebilir.Fazlaca benzer yönleri  var.Çok ön plana çıkmaması ve yine fazla bilinen bir film olmamasının  sebebi; yönetim ekibinin bu popüler konuyu tam olarak farkedememiş ve  iyi kavrayamamış olması sanırım.Bu konu ancak böyle  basitleştirilebilirdi.Yine de kötü bir yapım değil tabi ama Başlangıç  filmini izledikten sonra bu film onun yanında oldukça basit kalıyor.Film  düşünsel yönden,'beyin fırtınası' etkisi yaratıp,uzun süre akıl  kurcalıyıcı olması yerine,'yalnızca bir film işte, seyredin'gözüyle  yapılmış sanki..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İzlerken merak duygusunu her an tetikliyor,çoğu zaman  yarattığı soru işaretleriyle iyice bağlıyor ama bunu fazlaca yapması ve  cevaplarının yeterince tatmin edici olmayışı zaman zaman sıkılmayı  beraberinde getiriyor.Birçok yantısız soruyu geride bırakıyor ve  gereksiz zihin oyunları yaratıyor,biraz zayıf bir kurgusunun olduğu  söylenebilir.Tabi bunlar bazı olumsuz yönleri ama yine de izlenmesi  gereken bir film olduğunu düşünüyorum.En azından konusu itibariyle fark  yaratıp,ilham olmuş bir film..&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Temel olarak; 'Gerçek nedir ?','Gerçek bilgi var mıdır  ?',tarzında yüzyıllarca ve halen daha kendini yenileyen soruları  işlemeye çalışmış ama nedense bunu evrensel düzeyde ele almamış ve  oldukça kişiselleştirmiş.Nolan'ın Başlangıç filmini izledikten sonra  onu, neden fazla romantikleştirmediğini şimdi daha iyi anlıyorum.Ki o  filmde,romantik anların tavan yapacağı sahneler daha fazlaydı..&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6425800489348974165?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6425800489348974165/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/13th-floor-dusunuyorum-oyleyse-varm.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6425800489348974165'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6425800489348974165'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/13th-floor-dusunuyorum-oyleyse-varm.html' title='13th Floor : Düşünüyorum öyleyse varım'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-2782399473923866470</id><published>2011-04-19T15:23:00.000-07:00</published><updated>2011-04-19T15:23:50.463-07:00</updated><title type='text'>Interpretation</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;img alt="http://www.shortoftheweek.com/wp-content/uploads/2011/04/interpretation-2.jpg" height="180" src="http://www.shortoftheweek.com/wp-content/uploads/2011/04/interpretation-2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İsteksik kahramanımız var, acımasız kötü adamlar, hayat hakkında bir mesaj, Dan ve Erika sinema randevularından sonra evlerine doğru gitmek üzere şehirsel bir ormana girer adeta bu herhangi bir ikilide olabilir ( daha iyi görünümlü ) yolları 3 serseri ile kesişir bir tanesi ise bu berbat hayatını haklı çıkarmak için Sun-Tzus'un The Art Of War kitabını taşımaktadır diğerleri ise kitabı yüreklerine yerleştirmiştir bile ancak hiç birisi bu ünlü kitabın bir canlandırma olarak neyi ima ettiğini bilmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Kısa film paylaşımlarım devam edecek gönül isterdi ki Türkçe altyazılı olsun ama yapacak bir şey yok ingilizcesi olanlar kaçırmasınlar çünkü dünya üzerinden seçipte ayırdığım kısa filmleri paylaşıcam )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/1ayS8SqIqbg" title="YouTube video player" width="400"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-2782399473923866470?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/2782399473923866470/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/interpretation.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/2782399473923866470'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/2782399473923866470'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/interpretation.html' title='Interpretation'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/1ayS8SqIqbg/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-1876633481306549970</id><published>2011-04-15T16:43:00.000-07:00</published><updated>2011-04-15T16:46:47.591-07:00</updated><title type='text'>Yüksek binaların gölgesinde bir akvaryum ; Fish Tank</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bağımsız filmleri her zaman sevmişimdir, Fish Tank'ı izledikten sonra olan sevgim 2 kat daha arttı bunu söylemem gerek, neticesinde filmi yöneten hanımefendimiz daha önce Red Road adlı uzun metraj filmiyle ödül almış, ve Wasp adlı kısa filmiyle Oscar'ı evine götüren Andrea Arnold. Andrea Arnold'un Fish Tank eserini izledikten sonra ilk olarak kısa filmlerini daha sonra kalan tek uzun metraj filmi olan Red Road filmini izlemeye karar kıldım. Bayan yönetmen olmasının artılarından faydalanarak, günümüzde erkek yönetmenlerin çokluğundan pek fazla göremediğimiz 15 yaşlarında ergen bir kızın hayattaki anlamını arama mücadelesini anlatıyor filminde.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8JDk5aFuXI/AAAAAAAADQg/mecoznlKW1o/s1600/fish+tank+afis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://1.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8JDk5aFuXI/AAAAAAAADQg/mecoznlKW1o/s1600/fish+tank+afis.jpg" border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8JDk5aFuXI/AAAAAAAADQg/mecoznlKW1o/s1600/fish+tank+afis.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Film başlıyor, e tabi film çeken biri olarak konunun akışının yanında teknik olaylarıda takip ediyoruz, bakıyorum kamera fır fır sallanıyor abi, belli ki ne steadycam var ne de kamera sabitleyici bişey, bildiğimiz kamerayı omzunda yürüten görüntü yönetmeni veya kameramanımız filmde anlatılan Mia'nın yaşadıklarını sanki film için değilde gerçekten de olan olaylar sırasında kayda çekiyormuş hissi var, belgesel tarzı, demek ki Tripod ve Steadycam hatta ışık dediğimiz olay sinemanın vazgeçilmez olaylarından değil, filmi izleyenler bana hak verecektir ki yukarda saydığım unsurlardan bilerek yoksun çekilmiş bir film olan Fish Tank, anlatmak istediği hikayeyi, vermiş olduğu duyguyu, estektik ve sanatsal unsurlardan yoksun olaraktan izleyiciye çok iyi yansıtıyor, bu filmde doğru kamera açısı, açı kuralı, sinematografi, v.s aramayın zira zaten filmin içine daldığınız esnada Mia'nın duygularına eşlik edeceğiniz zaman aklınız çok farklı yerlede olacak özellikle erkek izleyiciler için bunu söylemek istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Filmin konusuna kısa değinmeden önce, film hakkında 2 önemli not var, filmde ingiliz ailesinin depresif ergen kızı Mia'yı oynayan Katie Jarvis aslında aktrislikle ilgisi olmayan biri bildiğiniz sıradan insan, ilk filmi Fish Tank, filmin cast direktörü Katie'yi tren istasyonunda erkek arkadaşıyla kavga ederken görüyor ve film için uygun olduğunu düşünüp hemen değerlendirmeye alıyor nitekim ortaya filmle bağdaşan Mia ortaya çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Bir diğer önemli nokta ise, filmin yönetmeni Andrea'nın senaryo hakkında oyunculara en ufak bilgi vermemesi, Andrea filmi kronolojik bir biçimde çekiyor yani karakterlerin ne filmin sonundan ne de başında haberi var kronolojik plana göre o gün hangi sahne çekilecekse o gün o sahne çekiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Açılış  sahnelerinde kamera, görüş alanına giren hemen herkese bağıran,  küfreden, taş atan ya da saldıran Mia'yı sokaklarda takip eder, yani  daha ilk dakikalarda Mia'nın nasıl bir çevrede, nasıl koşullarda  yaşadığı seyircinin yüzüne çarpar, tokat misali. Sürekli eşofman giyer  Mia, para aşırır, içer, okulu asar, tanımadığı insanlarla kavga çıkarır.  Arkadaşı yoktur, annesine, kardeşine, yabancılara, kısaca herkese karşı  öfke doludur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Apartmanlarının  her tarafından binalarla, dairelerinin de her tarafından diğer evlerle  kuşatılmasıyla, ayrıca içindeki sıkış tıkış eşyalarla bir sandviçe  benzeyen evinde, kızlarına bok muamelesi yapan, 30'undan fazla  göstermeyen, alkolik ve hoppa (!) annesi Joanne (Kierston Wareing) ve en  fazla 12 yaşında olan, ama şimdiden sigara ve içki içen, şımarık  kızkardeşi Tyler (Rebecca Griffiths) ile yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün odasının  penceresinden dışarı bakarken bir kayaya zincirlenmiş sıska, yaşlı bir  at görür Mia, ve bu atta kendisini görür bir anlamda. Atın yanına gider,  bir taşla zincirini kırarak onu "özgürleştirmeye" çalışır, başarılı  olamaz ama. Bir çekiç alıp tekrar dener şansını, bu kez de atın sahibi  olduğunu iddia eden kabadayı tipli oğlanlar tarafından saldırıya uğrar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8IBM7sPUEI/AAAAAAAADPg/nW5wsz9Yeqg/s1600/fish+tank+1.jpg" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8IBMhI1dXI/AAAAAAAADPY/0gYVe0JME38/s1600/fish+tank+2.jpg" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5458927012891948402" src="http://4.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8IBMhI1dXI/AAAAAAAADPY/0gYVe0JME38/s400/fish+tank+2.jpg" style="height: 187px; width: 280px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Mia, İngilterenin yüksek binalarının gölgesi altında kalan sefil bir kasabadaki hayatın anlamını arayan genç bir kızdır. Onunda her insan gibi, cinsel ve duygusal hissi, yeni yeni kıvılcımlanan aşk özlemi, ve bir Anne'den daha çok ona kötü bir arkadaş olan annesinin yanında elbette ki bir baba özlemi gütmektedir. Demiştim ya hani başlarda kamera sanki film çekimi yapmıyorda hakikatende İngiltere'nin o sefil kasabasında gölgelerden kurtulmaya çalışan Mia'nın yaşadıklarını amatör bir kayıt alıyor işte bu da filme ayrı bir hava katıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;Tanımadığı  bir kızın burnunu kırmaktan tut kendisini özdeşleştirdiği zincirlenmiş  bir atı serbest bırakmaya çalışmaya kadar her türlü belaya açıktır Mia,  hatta kolları açık karşılar belayı. Okulundan atılması, evine kadar  gelen sosyal görevli, kendisine saldıran oğlanlar, hiçbiri korkutmaz  Mia'yı. Ama annesinin hem kibar, hem de seksi yeni erkek arkadaşı Connor  (Hex'in Azazeal'ı, Hunger'ın Bobby Sands'i, Eden Lake'in Steve'i,  Inglourious Basterds'ın Hicox'u Michael Fassbender!), korkutucudur  doğrusu. Bir sabah mutfakta bir Ashanti klibine eşlik ederek kıçını  sallarken bir yabancının onu izlediğini fark eder, pantolonu kıçından  düşmekten olan annesinin sevgilisiyle böyle tanışır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Georgia,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Connor ilk sıralarda umursamaz ve sadece şehvet düşkünü biri olarak görülsede zamanla sürekli evde bulunmasında dolayı Mia'nın duygusal yoksunluklarına adeta ilaç gibi gelir, Connor Mia'da bir baba figürü uyandırmasının yanı sıra, Mia'nın çevresinden dolayı yetişme tarzının getirdiği yoksunluklarına istemeden de olsa girer. Annesinin tabir-i caizse sevişme arkadaşının kızı olan Mia her gece sevişmelerini izlemektedir, doğal olarak 15 yaşında bir kızın aklında başka uyarmalarda gelir, Connor'da Mia'dan farksızdır aslında yaş farkı gözetmeksizin aynı çevreden olmasından dolayı ailesini bırakıp, belkide yoksulluğun acısını çıkarmak için başka şeylere yönelen ve iç,gez,dolaş,eğlen ölümlü dünya mantığı dizisinde yaşamını sürdürmeye karar verirken sevişme arkadaşının kızı Mia ile aralarında yaşadıkları bir tokat gibi gelir Connor'a. Olaylar Connor'u Mia'nın çevresinden uzaklaşmasını ve tekrar Ailesinin babası olmasını gerektirdiğini hatırlartır Connor'a. Connor geç olmadan belkilde doğru kararı verir ama ortada yaşanılanlar vardı, Mia uçurumdaydı ve Connor ise uçurumdan düşmesini engellecek ağacın dallarından biriydi ancak Connor'un dalı kırılmıştı Mia pek kolay peşini bırakmak istemesede ve uğruna belkide Connor'u hayattaki tek anlamı olan dans'a tercih etmişti ama yaşam düzeni bunu engelliyordu.&amp;nbsp; Ve Mia, yüksek binaların gölgesinde kalan kasabada kendi gibi bir genç çocukla uçuruma doğru salmıştı kendini.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img alt="http://i56.tinypic.com/2znvp61.png" height="243" src="http://i56.tinypic.com/2znvp61.png" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="320" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Filmden bu kare Connor'un aslında Mia'nın dünyasında baba-kız ilişkisini uyandırdığını gösteriyor. Ancak yüksek gölgeler altında kalan Mia için kalan tek duygusal eksiklik bu değil.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-1876633481306549970?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/1876633481306549970/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/yuksek-binalarn-golgesinde-bir-akvaryum.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1876633481306549970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/1876633481306549970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/yuksek-binalarn-golgesinde-bir-akvaryum.html' title='Yüksek binaların gölgesinde bir akvaryum ; Fish Tank'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_1lf2G0IeKKo/S8JDk5aFuXI/AAAAAAAADQg/mecoznlKW1o/s72-c/fish+tank+afis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-6558828176892125593</id><published>2011-04-15T14:29:00.000-07:00</published><updated>2011-04-15T14:31:49.026-07:00</updated><title type='text'>2010'un En İyi Filmleri</title><content type='html'>&lt;h3 class="post-title entry-title"&gt;&lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/04/2010un-en-iyi-filmleri.html"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/h3&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-TPEv_EiXkrs/Tac8uKp3olI/AAAAAAAAPL0/TQv6DzxTd7o/s1600/1.inception.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595507825862746706" src="http://1.bp.blogspot.com/-TPEv_EiXkrs/Tac8uKp3olI/AAAAAAAAPL0/TQv6DzxTd7o/s200/1.inception.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;1- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/08/inception-nolan-bizi-limboya-gotur.html" style="color: #a73e43;"&gt;Inception &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Christopher Nolan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Christopher Nolan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Ellen Page, Tom Hardy&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Aksiyon|Gizem|Bilimkurgu|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 148 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD|İngiltere&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 8.9/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 74/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--wzn0FbiyqY/Tac8t_OBL7I/AAAAAAAAPLs/aGTr3H22zTg/s1600/2.dogtooth.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595507822793142194" src="http://2.bp.blogspot.com/--wzn0FbiyqY/Tac8t_OBL7I/AAAAAAAAPLs/aGTr3H22zTg/s200/2.dogtooth.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;2- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/06/kynodontas-dogtooth.html" style="color: #a73e43;"&gt;Kynodontas (Dogtooth) &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Giorgos Lanthimos&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Giorgos Lanthimos ve Efthymis Filippou&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Christos Stergioglou, Michele Valley, Aggeliki Papoulia&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 94 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: Yunanistan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: Yunanca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDB puanı: 7.3/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 73/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-mFr-LSqUPjM/Tac8tkukAQI/AAAAAAAAPLk/SPnPFz46miw/s1600/3.black%2Bswan.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595507815681884418" src="http://4.bp.blogspot.com/-mFr-LSqUPjM/Tac8tkukAQI/AAAAAAAAPLk/SPnPFz46miw/s200/3.black%2Bswan.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;3- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/01/black-swan.html" style="color: #a73e43;"&gt;Black Swan &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Darren Aronofsky&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Heinz (hikaye),  Heyman, McLaughlin &amp;amp; Heinz (senaryo)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Natalie Portman, Vincent Cassel, Mila Kunis&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 108 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 8.4/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 79/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=7527811470801126001&amp;amp;postID=6558828176892125593" name="more"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-k57SPqwdNfc/Tac8tlxaMfI/AAAAAAAAPLc/zNgEk98fcQg/s1600/4.scott%2Bpilgrim.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595507815962259954" src="http://2.bp.blogspot.com/-k57SPqwdNfc/Tac8tlxaMfI/AAAAAAAAPLc/zNgEk98fcQg/s200/4.scott%2Bpilgrim.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;4- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/01/scott-pilgrim-vs-world.html" style="color: #a73e43;"&gt;Scott Pilgrim vs. The World &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Edgar Wright&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Bacall &amp;amp; Wright (senaryo), O'Malley (çizgi roman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Michael Cera, Mary Elizabeth Winstead, Kieran Culkin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Aksiyon|Komedi|Fantastik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 112 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD|İngiltere|Kanada&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 69/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-TM2P6hFS93M/Tac8tduJuXI/AAAAAAAAPLU/KmzaqhZT5Cw/s1600/5.another%2Byear.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595507813801113970" src="http://4.bp.blogspot.com/-TM2P6hFS93M/Tac8tduJuXI/AAAAAAAAPLU/KmzaqhZT5Cw/s200/5.another%2Byear.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;5- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/03/another-year.html" style="color: #a73e43;"&gt;Another Year &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Mike Leigh&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Mike Leigh&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Jim Broadbent, Ruth Sheen, Lesley Manville&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram|Komedi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 129 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.7/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 80/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-b6NJZ73HOFQ/TadgDcx7_jI/AAAAAAAAPNE/WobKmJ7RWeU/s1600/6.ghost%2Bwriter.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595546674412650034" src="http://2.bp.blogspot.com/-b6NJZ73HOFQ/TadgDcx7_jI/AAAAAAAAPNE/WobKmJ7RWeU/s200/6.ghost%2Bwriter.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;6- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/08/ghost-writer.html" style="color: #a73e43;"&gt;The Ghost Writer &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Roman Polanski&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Robert Harris (roman), Roman Polanski (senaryo)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Ewan McGregor, Pierce Brosnan, Olivia Williams&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram|Gizem|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 128 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 7.5/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 77/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MprPRrMebU8/TadgC-EMSaI/AAAAAAAAPM8/e3wiYz8lZYA/s1600/7.toy%2Bstory%2B3.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595546666167716258" src="http://1.bp.blogspot.com/-MprPRrMebU8/TadgC-EMSaI/AAAAAAAAPM8/e3wiYz8lZYA/s200/7.toy%2Bstory%2B3.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;7- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/01/2-gun-5-film.html" style="color: #a73e43;"&gt;Toy Story 3 &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Lee Unkrich&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Lasseter, Stanton &amp;amp; Unkrich (hikaye), Arndt (senaryo)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Seslendirenler: Tom Hanks, Tim Allen, Joan Cusack, Michael Keaton&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Animasyon|Komedi|Macera&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 103 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 8.7/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic Puanı: 92/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Ielv2FHOCeE/TadgCdj_FaI/AAAAAAAAPMs/gzKrOvY17jI/s1600/9.akmareul%2Bboatda.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595546657442698658" src="http://2.bp.blogspot.com/-Ielv2FHOCeE/TadgCdj_FaI/AAAAAAAAPMs/gzKrOvY17jI/s200/9.akmareul%2Bboatda.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;8- &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1588170"&gt;Akmoreul Boatda (I Saw the Devil) &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Kim Jee-Woon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Park Hoon-Jung&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Lee Byung-Hun, Choi Min-Sik, Jeon Gook-Hwan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Suç|Dram|Korku&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 141 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: Güney Kore&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: Korece&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 65/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Nd5mvkHvyvI/TadpKaz1u3I/AAAAAAAAPNs/Y66f7_mMpIE/s1600/11.a%2Bsingle%2Bman.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595556689747491698" src="http://4.bp.blogspot.com/-Nd5mvkHvyvI/TadpKaz1u3I/AAAAAAAAPNs/Y66f7_mMpIE/s200/11.a%2Bsingle%2Bman.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;9- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/06/single-man.html" style="color: #a73e43;"&gt;A Single Man &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Tom Ford&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: C. Isherwood (roman), Tom Ford (senaryo)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Colin Firth, Julianne Moore, Matthew Goode&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2009&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 99 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDB puanı: 7.6/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 77/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-yQ5K8xnuXjE/TadgCFaU0TI/AAAAAAAAPMk/1JuAS7PAMVY/s1600/10.copie%2Bconforme.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595546650959728946" src="http://2.bp.blogspot.com/-yQ5K8xnuXjE/TadgCFaU0TI/AAAAAAAAPMk/1JuAS7PAMVY/s200/10.copie%2Bconforme.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;10- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/02/copie-conforme.html" style="color: #a73e43;"&gt;Copie Conforme (Certified Copy) &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Abbas Kiarostami&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Abbas Kiarostami&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Juliette Binoche, William Shimell&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 106 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: Fransa | İtalya | İran&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: Fransızca | İtalyanca | İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.2/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 83/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-hwwF-c-BjwY/TadpJxyoyII/AAAAAAAAPNk/F27K6USTm4o/s1600/12.true%2Bgrit.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595556678736595074" src="http://1.bp.blogspot.com/-hwwF-c-BjwY/TadpJxyoyII/AAAAAAAAPNk/F27K6USTm4o/s200/12.true%2Bgrit.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;11- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/02/83-oscar-odulleri-en-iyi-film-adaylar.html" style="color: #a73e43;"&gt;True Grit &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Ethan Coen, Joel Coen&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Ethan Coen, Joel Coen (senaryo), Charles Portis (roman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Hailee Steinfeld, Jeff Bridges, Matt Damon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Macera|Dram|Western&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 110 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 80/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-byIKykQCOVU/TadgCncCjyI/AAAAAAAAPM0/7AS7SnoUcng/s1600/8.shutter%2Bisland.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595546660093726498" src="http://2.bp.blogspot.com/-byIKykQCOVU/TadgCncCjyI/AAAAAAAAPM0/7AS7SnoUcng/s200/8.shutter%2Bisland.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;12- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/03/shutter-island-scorsesenin-son-filmi.html" style="color: #a73e43;"&gt;Shutter Island &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Martin Scorsese&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Laeta Kalogridis (senaryo), Dennis Lehane (roman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Suç|Gizem|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 138 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDB puanı: 8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 63/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-kFrAHuVIjcs/TadpJjq2aTI/AAAAAAAAPNc/6kzm8bMjL6E/s1600/13.winter%2527s%2Bbone.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595556674945837362" src="http://2.bp.blogspot.com/-kFrAHuVIjcs/TadpJjq2aTI/AAAAAAAAPNc/6kzm8bMjL6E/s200/13.winter%2527s%2Bbone.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;13- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/01/2-gun-5-film.html" style="color: #a73e43;"&gt;Winter's Bone &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Debra Granik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Granik &amp;amp; Rosellini (senaryo), D. Woodrell (roman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Jennifer Lawrence, John Hawkes, Garret Dillahunt&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram|Gizem|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 100 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.4/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic Puanı: 90/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-N1nZtqh9Vqg/TadpJCdYkwI/AAAAAAAAPNU/a45PFcvCjAA/s1600/14.cogunluk.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595556666030985986" src="http://2.bp.blogspot.com/-N1nZtqh9Vqg/TadpJCdYkwI/AAAAAAAAPNU/a45PFcvCjAA/s200/14.cogunluk.JPG" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;14- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/03/cogunluk.html" style="color: #a73e43;"&gt;Çoğunluk &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Seren Yüce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Seren Yüce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 111 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: Türkiye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: Türkçe&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.4/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Beyazperde puanı: 6.5/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-VGuYbihASiE/TadtHUkJgbI/AAAAAAAAPOM/UE9qLE-i9h0/s1600/17.blue%2Bvalentine.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595561034577969586" src="http://4.bp.blogspot.com/-VGuYbihASiE/TadtHUkJgbI/AAAAAAAAPOM/UE9qLE-i9h0/s200/17.blue%2Bvalentine.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;15- &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1120985"&gt;Blue Valentine &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Derek Cianfrance&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Derek Cianfrance &amp;amp; Cami Delavigne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Michelle Williams, Ryan Gosling&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 112 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 7.8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 81/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-wYBinkqqRok/TadtHjJixcI/AAAAAAAAPOU/LzBEOkO3j7Q/s1600/16.how%2Bto%2Btrain%2Byour%2Bdragon.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595561038492911042" src="http://2.bp.blogspot.com/-wYBinkqqRok/TadtHjJixcI/AAAAAAAAPOU/LzBEOkO3j7Q/s200/16.how%2Bto%2Btrain%2Byour%2Bdragon.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;16- &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0892769"&gt;How to Train Your Dragon &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Dean DeBlois ve Chris Sanders&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: C. Cowell (roman), Davies, DeBlois &amp;amp; Sanders (senaryo)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Seslendirenler: Jay Baruchel, Gerard Butler, Christopher Mintz&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Animasyon|Macera|Komedi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 98 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 8.2/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 74/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-xnPfSPTovvk/TadpIuWG1aI/AAAAAAAAPNM/SBoTtp7DDEk/s1600/15.king%2527s%2Bspeech.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595556660631754146" src="http://2.bp.blogspot.com/-xnPfSPTovvk/TadpIuWG1aI/AAAAAAAAPNM/SBoTtp7DDEk/s200/15.king%2527s%2Bspeech.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;17- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2011/02/83-oscar-odulleri-en-iyi-film-adaylar.html" style="color: #a73e43;"&gt;The King's Speech &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Tom Hooper&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: David Seidler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Colin Firth, Geoffrey Rush, Helena Bonham Carter&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Biyografi|Dram|Tarih&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 118 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere | Avustralya | ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 8.4/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 88/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-byMk9T1y9jc/TadtG2pkCYI/AAAAAAAAPOE/-KnoSMU1JXw/s1600/18.deathly%2Bhallows.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595561026547616130" src="http://1.bp.blogspot.com/-byMk9T1y9jc/TadtG2pkCYI/AAAAAAAAPOE/-KnoSMU1JXw/s200/18.deathly%2Bhallows.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;18- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/11/harry-potter-and-deathly-hallows-part-i.html" style="color: #a73e43;"&gt;Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 1&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: David Yates&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Steve Kloves (senaryo), J.K. Rowling (roman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Daniel Radcliffe, Emma Watson, Rupert Grint&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Aksiyon|Macera|Fantastik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 146 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb Puanı: 7.8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 65/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-YnpBzo8Pw58/TadtGVTkDAI/AAAAAAAAPN8/PW1bn1FmCL4/s1600/19.kick-ass.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595561017596972034" src="http://3.bp.blogspot.com/-YnpBzo8Pw58/TadtGVTkDAI/AAAAAAAAPN8/PW1bn1FmCL4/s200/19.kick-ass.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;19- &lt;a href="http://kedilervekitaplar.blogspot.com/2010/08/kick-ass.html" style="color: #a73e43;"&gt;Kick-Ass&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Matthew Vaughn&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Goldman &amp;amp; Vaughn (senaryo), Millar &amp;amp; Romita (çizgiroman)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Oyuncular: Aaron Johnson, Chloe Moretz, Nicolas Cage&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Aksiyon|Suç|Gerilim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 117 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere|ABD&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 8/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 66/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-cOv04QpRrfs/TadtGCFo3ZI/AAAAAAAAPN0/oSQYED8p67g/s1600/20.illusionist.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5595561012438293906" src="http://2.bp.blogspot.com/-cOv04QpRrfs/TadtGCFo3ZI/AAAAAAAAPN0/oSQYED8p67g/s200/20.illusionist.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 190px; margin: 2pt 10px 2px 0pt; width: 140px;" /&gt;&lt;/a&gt;20- &lt;a href="http://pekguzelseyler.blogspot.com/2011/03/sihirbaz.html" style="color: #a73e43;"&gt;L'illusionniste (The Illusionnist) &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yönetmen: Sylvain Chomet&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yazar: Jacques Tati (orijinal senaryo), Sylvain Chomet (uyarlama)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Seslendirenler: Jean-Claude Donda, Eilidh Rankin, Duncan MacNeil&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Tür: Animasyon|Komedi|Dram&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Yapım yılı: 2010&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Süre: 80 dk.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Ülke: İngiltere|Fransa&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Dil: İngilizce|Fransısca&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;IMDb puanı: 7.7/10&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;Metacritic puanı: 82/100&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;* Listedeki filmlerin bir çoğunu izleyemedim, ancak izlediğim kadarıyla Inception'un yerini hakketiğini söyleyebilirim, Winter's Bone ise düz kompozisyonu ile ilgimi çeken filmlerden listeden filmleri izledikçe kısada olsa inceleme fırsatı bulacağım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7527811470801126001-6558828176892125593?l=bahadirkarasu.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/feeds/6558828176892125593/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/2010un-en-iyi-filmleri.html#comment-form' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6558828176892125593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7527811470801126001/posts/default/6558828176892125593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bahadirkarasu.blogspot.com/2011/04/2010un-en-iyi-filmleri.html' title='2010&apos;un En İyi Filmleri'/><author><name>Bahadır Karasu</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_mT-J0ljU4q8/TSmfN7nXZhI/AAAAAAAAAP8/CRqwc02jqL8/S220/48825_665742887_4955843_n.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-TPEv_EiXkrs/Tac8uKp3olI/AAAAAAAAPL0/TQv6DzxTd7o/s72-c/1.inception.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7527811470801126001.post-2745853447975273413</id><published>2011-04-14T16:55:00.000-07:00</published><updated>2011-04-14T16:55:23.761-07:00</updated><title type='text'>Yalnız Şehir'e varmaya saatler kala.</title><content type='html'>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="181" src="http://2.bp.blogspot.com/-wa8JacEQR64/TaeHkkm0iNI/AAAAAAAAARg/qbxtvcIb-tM/s320/FILE0970.MOV_000009576.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;" width="320" /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Bahadır Karasu on the set of "Alone City"&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: right; margin-left: 1em; text-align: right;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-MQaKPXL8ddA/TaeGy5T550I/AAAAAAAAARY/fYPwLJ_Bkg8/s1600/murat+bar%25C4%25B1%25C5%259F+sahne.avi_000160560.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://1.bp.blogspot.com/-MQaKPXL8ddA/TaeGy5T550I/AAAAAAAAARY/fYPwLJ_Bkg8/s320/murat+bar%25C4%25B1%25C5%259F+sahne.avi_000160560.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Murat Turan's great performance is worthseeing&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="messageBody"&gt;The  short film " Alone City"s principal photography has been finished and  we working on the last stage of post production at last, we presumed  that film DVD will be published on 18th April, Monday then after the  special featuring of the short film, you can find the online watching  link here also.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;&lt;h6 class="uiStreamMessage" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:&amp;quot;msg&amp;quot;}" style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="messageBody"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Sonunda  "Yalnız Şehir" kısa filminin çekimleri tamamen bitirilmiş olup artık   pos&lt;/span&gt;t&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;span class="messageBody"
